
Hükümetin, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Libya Trablus’taki meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 2019'da imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmasının Libya yasama organını oluşturan Temsilciler Meclisi tarafından oybirliğiyle onaylanması Türkiye ve Libya’nın Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarları açısından son derece önemli bir adımdır.
Türk ve Libya yetkililerinin fikirler dizisi üzerinden yaptıkları olumlu, yapıcı ve daha da önemlisi sonuç almaya yönelik müzakereler sonucunda söz konusu Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması’nın Temsilciler Meclisi tarafından sekiz yıllık aradan sonra onaylanması Libya’nın barış ve istikrarı açısından da son derece stratejik bir hamle olduğunu ifade etmek isteriz.
Söz konusu anlaşma salt Türkiye ile Libya yakınlaşmasıyla sınırlı olmayıp, I. Dünya Savaşı devam ederken, Fransa Başbakanı Georges Clemenceau’nun söylediği “Bir damla petrol, bir damla kan değerindedir” görüşünü doğrular nitelikteki Libya iç savaşını tetiklemeye yönelik küresel güç odaklarının Libya’yı Tobruk, Bingazi ve Trablus merkezli konfederasyon bölgelerine bölme çabalarına da en güçlü cevap niteliğinde tarihi bir adım olduğunu açıkça belirtmek isteriz.
Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Anlaşması'nın fikir babası sayılan Mavi Vatan doktrininin sahibi olan ve bu konuda büyük çaba harcayan Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı’ya da şükranlarımızı ifade etmek isteriz.
Son dönemde Siyonist İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’ye yönelik işgal politikaları, GKRY’nin hızla silahlandırılması ve Yunanistan’ın Adalar Denizi’nde yer alan bazı adaların statüleri anlaşmalarla kayıt altına alınmışken, uluslararası hukukun hiçe sayılarak Yunanistan tarafından bu adaların silahlandırılma girişimleri artık vahim boyutlarda seyretmektedir.
Bütün bunlara ilaveten yakın geçmişte Türkiye’nin Mısır ve Suriye ile yaşadığı sorunları fırsata çeviren Yunanistan ve GKRY’nin Mısır ile imzaladıkları deniz yetki anlaşmaları uluslararası hukuk açısından tartışma konusu oluşturmuş olmasına rağmen, Yunanistan Hükümet yetkililerinin bu gelişmelere yönelik yaptıkları açıklamalar ve Avrupa Birliği nezdinde ortaya koymaya çalıştıkları hamleleri çok iyi okumak gerekir. Yunanistan ve AB’nin Türkiye-Libya arasında imzalanan Deniz Yetki Anlaşması’nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından oybirliğiyle onaylanmasına karşı çıkmaları ikircikli politikalarının gereği olsa gerek.
Hükümetin hiç vakit kaybetmeden Libya Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile 2019'da imzaladığı Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmasının bir benzerini Suriye, Lübnan ve Filistin ile de imzalaması Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareket alanını büyük ölçüde güçlendireceği gibi Doğu Akdeniz hidrokarbon yataklarının daha rasyonel kullanılmasını da sağlayacağı muhakkaktır.
Yunan hükümet yetkililerinin, Türkiye’nin Suriye ile MEB anlaşması imzalamasının uluslararası boyutta hiçbir geçerliliği olmayacağı ve uluslararası hukuki çerçevede yasal dayanaktan yoksun olacağı yönündeki tutumları Türkiye’nin bu girişimini engellemeye yönelik olup, hükümetin bu konuda kararlı adımlar atması gerektiğini ifade etmek istiyoruz.
Ez cümle, bölgemizdeki jeostratejik ve jeopolitik hassas dengeler yeniden şekillenirken, Türkiye’yi Sevilla Haritası ile Antalya Körfezi’ne hapsetmeye çalışan ve bu konuda Avrupa Birliği ülkeleri nezdinde çalışmalar yapan Yunanistan ve GKRY’nin bu çabalarını boşa çıkarmak adına, hükümetin Libya ile imzalanan Deniz Yetki Anlaşmasının benzeri olarak deniz yetki alanları konusunda komşu ülkeleriyle kararlı bir politika ortaya koymasını beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.