Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı hububat alım fiyatları çiftçiyi de tarımsal üretimi de riske atıyor.

TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ’NİN AÇIKLADIĞI HUBUBAT ALIM FİYATLARI

ÇİFTÇİYİ DE TARIMSAL ÜRETİMİ DE RİSKE ATIYOR

 

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından açıklanan dönemsel hububat alım fiyatları, tarım sektörümüzün içinde bulunduğu yapısal krizi çözmekten uzak, sahadaki gerçeklerden tamamen kopuk bir nitelik taşımaktadır. Yeniden Refah Partisi olarak, ekonomide her zaman hakkı, adaleti ve üretimi merkeze alan bir anlayışın temsilcileriyiz. Bu yazılı açıklamamız vasıtasıyla, ülkemiz tarımının gıda egemenliği açısından kritik bir eşikte olduğunu hatırlatıyor; hükümete fiyatları derhal revize etme ve "Milli Görüş" esaslı tarım politikalarına dönme çağrısında bulunuyorum.

 

Maliyet 15 TL’ye Dayandı, Alım Fiyatı Sadece 16,5 TL

Hükümetin ilan ettiği alım fiyatları ile sahadaki üretim maliyetlerini karşılaştırdığımızda, arada üreticimizi iflasa sürükleyecek derin bir uçurum olduğunu görüyoruz. Yapılan saha araştırmaları ve reel iktisadi hesaplamalara göre, bugün Anadolu ve Trakya bölgelerinde 1 kilogram buğdayın çiftçimize üretim maliyeti, işçilik ve amortisman hariç 15 TL'ye ulaşmıştır. Buna karşın TMO'nun belirlediği alım fiyatı geçen yıla göre yalnızca yüzde 22 artırılarak 16,5 TL seviyesinde kalmıştır. Bu durum, çiftçimizin ürettiği her kilo buğday ile doğrudan doğruya fahiş zarara uğratılması anlamına gelmektedir. Serbest piyasa koşullarında 15 TL'ye mal edilen buğdayın bu fiyatlardan satın alınmaya çalışılması, ülkemiz tarımına vurulmuş en ağır darbelerden biridir.

 

Mazot, Gübre, İlaç ve Tohum Kıskacı Üreticiyi Ezdi

Girdi maliyetlerindeki durdurulamaz tırmanış, üretim maliyetlerini yukarı taşımaktadır. Çiftçimizin en temel gider kalemlerinden biri olan mazot son bir yılda yüzde 43, gübre ise yüzde 115 oranında zamlanmıştır. Yapılan piyasa taramaları ve saha analizlerine göre, buğday tohumu fiyatlarında yıllık yüzde 35'i aşan, elektrikte yüzde 40’ı bulan, zirai ilaç kalemlerinde ise döviz kuru ve küresel hammadde krizine bağlı olarak yüzde 40 ile 50 bandına ulaşan fahiş artışlar yaşanmıştır. Bu girdi kıskacı, açıklanan taban fiyatı henüz tarladayken eritmektedir. Buğday alımında TMO’nun çok seçici davranması sebebiyle birçok ürünü almadığını da açıkça görmekteyiz; çiftçimiz bu sebeple özel sektöre ton başına 16,5 TL’nin altındaki fiyatlara satış yapmaya mecbur bırakılmaktadır.

 

"Beş Kilo Buğday Satsam Ancak Bir Litre Mazot Alabiliyorum"

Sahanın acı gerçeğini çarpıcı bir örnekle gözler önüne sermek gerekirse, gelinen noktada hububat eken çiftçimiz bin pişmandır. Üreticimizin çaresizliğini doğrudan sahada yükselen feryatlarla aktarıyorum: Bugün traktörünün deposunu doldurmak isteyen köylümüz, "Beş kilo buğday satsam ancak bir litre mazot alabiliyorum" diyerek isyan etmektedir. Tarım, hiçbir dönemde bu denli büyük bir parite adaletsizliğine şahit olmamıştır. Çiftçimiz feryat ederek, "Böyle giderse sadece kendi ihtiyacımız kadar ekeceğiz, çünkü maliyeti karşılayamıyoruz" demektedir. Çiftçimizin üretimi durdurma noktasına gelmesi, ülkemiz için çok ciddi bir arz güvenliği tehlikesidir.

 

"Anadolu Köylüsü Toprağından Koparılıyor"

İzlenen bu fiyat politikasıyla çiftçimiz sadece kârından vazgeçmemekte, doğrudan doğruya sermayesinden ve toprağından olmaktadır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine baktığımızda, tarımsal kredi borçlarının katlanarak büyüdüğü, köylünün tarlasını ve traktörünü bankalara ipotek etmek zorunda kaldığı açıkça görülmektedir. Borcunu borçla kapatmaya çalışan köylümüz, hasat zamanı maliyetinin çok altında bir fiyatla karşılaşınca üretimi bırakma noktasına gelmektedir. Bu feryat; toprağını bırakıp şehre göç etmek zorunda kalan gençlerin, ekilmeyen milyonlarca dekar tarım arazisinin ve traktörüne haciz gelen babaların feryadıdır. Bu gidişat, tarımda ithalata bağımlılığı artırarak milli güvenlik sorunu haline gelen gıda bağımsızlığımızı tehlikeye atmaktadır.

 

“Tarımdaki Küçülmenin Sadece Zirai Don ile Açıklanması Milleti Kandırmaktır”

TÜİK verilerine göre, 2025 yılının son iki çeyreğinde tarımdaki küçülmenin toplam yüzde 21,5 olduğunu vurgulamak gerekiyor. Et üretimindeki yıllı yüzde 10,5 küçülmenin ardından hububat üretimindeki düşüşün de derinlemesine araştırılması şarttır. Et ve hububat üretimindeki düşüş, zirai don kaynaklı olmaktan öte, ithalatçı lobilerinin marifetidir; hatalı tarım politikalarının acı bir sonucudur. Bu durum, çiftçimizin üretim maliyetlerini karşılayamayarak üretimi terk ettiğinin açık bir göstergesidir. Bugün birkaç rantiyeci kazanıyor, siyasiler ve bürokratlar kariyerlerini sürdürüyor olabilir ancak 86 milyon vatandaşımız topyekûn kaybetmektedir.

 

Kurtuluş Reçetesi: Milli Görüş'ün Üretim Odaklı Modeli

Yeniden Refah Partisi olarak sadece eleştiren değil, çözüm yolunu haritasıyla ortaya koyan bir vizyona sahibiz. Tarımı ayağa kaldıracak Milli Görüş’ün üretim ve istihdam odaklı ekonomi modelini paylaşıyorum. Tarımdaki bu yangının sönmesi için akılcı adımların atılması gerekmektedir. Öncelikle taban fiyat belirleme sistemi tamamen değiştirilmelidir. Taban fiyatlar masa başında değil, ziraat odaları ve uzmanların katılımıyla sahadaki gerçek maliyetler hesaplanarak belirlenmelidir. Bugün, işçilik ve amortisman hariç 15 TL olan net maliyet baz alınmalı ve üzerine gerçek enflasyon farkının yanı sıra en az yüzde 30-40 oranında bir "Adil Refah Payı" eklenmelidir; ancak bu sayede çiftçimiz bir sonraki yıl için yatırım planlaması yapabilecektir.

 

Vergiler Kalkmalı, Borçlar Faizsiz Yapılandırılmalı

Milli Görüş reçetemizin en akılcı adımlarından biri de girdi maliyetlerini düşürmektir. Çiftçinin üretimde kullandığı mazottan ÖTV ve KDV tamamen kaldırılmalıdır. Gübre, tohum ve ilaçta yerli üretimi destekleyecek kamusal tesisler yeniden canlandırılarak üreticiye yüzde 50 sübvansiyonlu girdi tedariki sağlanmalıdır.

Finansal krizdeki üreticilerimiz için de acil önlemlerimiz hazırdır: Çiftçilerimizin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri başta olmak üzere bankalara olan tarımsal kredi borçlarının faizleri tamamen silinmeli, ana para ise üreticinin ödeme gücüne göre uzun vadeli ve faizsiz olarak yapılandırılmalıdır. Ayrıca çiftçinin üretim araçlarına yönelik haciz işlemleri derhal durdurulmalıdır. 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. Maddesinde “Bütçeden ayrılacak kaynak, Gayri Safi Millî Hasılanın yüzde birinden az olamaz.” ifadesi açıkça yer almasına karşın mevcut iktidarın bütçede tarıma yalnızca binde 7 gibi bir kaynak ayırması kabul edilemez. Bu sebeple en az Kanun’un emrettiği ölçüde tarım desteği çiftçilerimize aktarılmalıdır.

 

Devlet Alım Garantisi ve TMO'da Yapısal Reform Şart

Plansız üretimin ve fiyat dalgalanmalarının önüne geçmek için havza bazlı planlama zorunludur. Hangi bölgede ne kadar hububat ekileceği devlet eliyle önceden planlanmalıdır. Çiftçimiz tarlaya tohumu atarken hasat döneminde ürününü kaç liradan satacağını önceden bilmelidir; devletin, çiftçinin ürettiği her kilo hububatı alma garantisi vermesini zorunlu kılan hukuki düzenleme yapılmalıdır. Böylece, özel sektöre yapılacak satışların, devlet tarafından yapılması sağlanmalıdır. Bunun için TMO’nun da yapısal bir reformla, çiftçiyi tüccarın ve serbest piyasanın insafına bırakmayacak bir finansal güce kavuşturulması sağlanmalıdır. Ayrıca ürün teslimatından sonra çiftçinin parasının haftalarca bekletilmeyerek en geç 10 gün içinde nakit olarak üreticinin hesabına yatırılması uygulamasına geçilmelidir.

 

Manevi Vatanı Korumak, Tarımda Bağımsızlık için Küreselci Dayatmalara Karşı Duruş Sergilemek Gerekiyor

Mevcut iktidarın anlaması gereken en temel gerçek, ekonomi ve tarım politikalarının yönünün Londra bankerlerine ya da küresel finansörlere değil, doğrudan kendi milletimize dönmesi gerektiğidir. Kamudaki lüksü ve israfı devam ettirebilmek adına küresel odaklardan yüksek faizle borçlanma sarmalına girenler, bu borcun diyetini ülkenin tarım politikalarını ve geleceğini küreselcilere teslim ederek ödeyemezler. İklim Kanunu ve benzeri adlar altında pazarlanan küresel ifsat projelerinin ortağı olunarak, yeşil dönüşüm kılıfıyla tarımsal üretime ket vurulması kabul edilemez. Hükümet, başarısız politikalarının üstünü örtmek için sürekli kuraklık, savaş ve benzeri dışsal nedenleri ileri sürmekten vazgeçmelidir. Gerçek bir devlet aklı, tarım politikalarındaki vahim hataları dürüstçe kabul etmeyi ve küreselci dayatmalara rest çekerek bu yanlışlardan bir an önce dönmeyi gerektirir.

 

Hükümete Çağrımız, Fiyatları Revize Etmeleridir.

Kendi insanını besleyemeyen devletler, küresel güçlerin güdümüne girmeye mahkumdur. Bu sebeple tarım, bizim için bir milli güvenlik meselesidir. Mevcut alım fiyatları çiftçimize "üretme, toprağını terk et" demekle eşdeğerdir. Yeniden Refah Partisi olarak bu adaletsizliğe asla göz yummayacağız. Hükümeti derhal bu yanlıştan dönmeye ve açıklanan hububat fiyatlarını 15 TL'lik maliyet gerçeğini göz önüne alarak adil bir seviyeye çekmeye davet ediyoruz. Yeniden Refah Partisi iktidarında yerli üreticiyi yeniden baş tacı yapacak tarım politikalarını hayata geçireceğimizi ilan ediyoruz.

 

Prof. Dr. Mehmet Fatih Bayramoğlu

Yeniden Refah Partisi

Genel Başkan Yardımcısı

Ekonomik İşler Başkanı

Yayın Tarihi: 12 Haziran 2026 | Yayın Saati: 10:47:34