
Tarlada Kalan Ürünlerden, İklim Kanununa Türkiye’de Köylerimizi Gözlemledik
Yeniden Refah Partisi olarak sonuna geldiğimiz yaz döneminde Genel Başkan Yardımcılarımız ve MKYK üyelerimizle birlikte “Köyde Refah Var” programını gerçekleştirmeye devam ediyoruz.
Şu ana kadar 61 ilimizde 400 köye ziyaret gerçekleştirdik. Bu programı yapmamızdaki amacımız; köylümüzün ve çiftçimizin sorunlarını yerinde görerek ve muhatabından dinleyerek başkentimizde sorunlara kalıcı çözüm getirecek politikalar üretmektir. Çünkü Yeniden Refah Partisi olarak; vatandaşımızın derdini yerinde dinlemeden Ankara’daki makamlarda oluşturulan politikaların vatandaşımıza derman olmayacağına inanıyoruz.
Köylerimizde maalesef durum hiç de iç açıcı değil.
- Köylerde genç kalmadığını gördük. Yoğun emekli kesimin köylerimizde yaşadığına, birçok köyümüzde yumurta, et, süt, yoğurt, peynir gibi temel besin maddelerinin üretilmediğine şahit olduk. Köylerde yaşayan emekli vatandaşımızın, bu temel ihtiyaçlarını en yakın belde ya da ilçedeki üç harfli marketlerden aldıklarını gördük.
- Gençler şehirlere göç etmiş, köyler sahipsiz kalmış. Niçin mi? Ekin eksen bir dert ekmesen başka bir dert. Fidesi, tohumu, gübresi, üresi, ilacı, suyu, mazotu hadi bu maliyetleri karşıladın. Karşılayamasan da hasat zamanına kadar borçlandın. Sonra: Tarlada 3 liraya alıcı bulan ürün markette 30 lira. Tarlada 20 liraya alıcı bulan ürün markette pazarda 150 lira, 200 lira.
Kim kazandı? Rantiye düzeni. Bu düşük kazançla çiftçi borcunu ve faizini nasıl ödeyecek? Eken, gübreleyen, ilaçlayan, bakımını yapan, budayan, sulayan, başında nöbet tutan, alın terini akıtan, toprakla birebir iştigal eden değil, rantiyecinin kazandığı haksız bir sistem var.
Hayvancılık yapanın da hali farklı değil; elektriği, mazotu, yemi, ilacı, veteriner masrafı, işçiliği üstlenen para kazanmıyor. Parayı yine rantiyeci kazanıyor. Böyle bir tarım ekonomisi düzeninde gençler çiftçiliği nasıl meslek edinip, sürdürülebilir tarıma geçsin? Elbette mümkün değil. Böyle olunca üretim de haliyle düşüyor.
TÜİK verilerine göre; kırmızı et üretimi 2024 yılında %11,7 azalırken, 2025 yılında %10,5 azaldı. Çiğ süt üretimi ise %4,9 azaldı.
Yine TÜİK verilene göre;
1980 yılında kişi başına 0,38 büyükbaş hayvan düşerken, bu oran 2025 yılında 0,21’e gerilemiş.
1980 yılında kişi başına 1,51 adet küçükbaş hayvan düşerken, 2025 yılında 0,67’ye gerilemiş. Halbuki bu oranın en az 1 olması uluslararası bir gelişmişlik kriteridir.
Biliyorsunuz Türkiye G20 üyesi ancak 2025 yılı verilerine göre vatandaşımız kırmızı eti G20 ülkeleri ortalamasından 2 kat pahalıya tüketebiliyor. G20 ülkelerinde kırmızı et fiyat ortalaması 12-13 $ iken Türkiye 25-26 $ dolar.
Sonuç olarak; köyünde tarlasını eken de bin pişman, ahırında/merasında hayvan besleyen de bin pişman.
Son bir yılda girdi fiyatlarındaki artışı çiftçinin karşılaması mümkün değil. Tohum ve Yeme %35, Gübreye %63, Mazota %50 zam geldi. 2023’ten bu yana bakarsanız bazı girdi kalemlerinde 5 kata varan artışlar söz konusu.
Mazotun litresi 90 lirayı aşmış, DAP Gübrenin tonu 42 bin lira, Ürenin tonu 34 bin lira olmuş. İktidar, yeterli gübre stoğumuz var açıklaması yapıyor, ama Gübreye 1 haftada 3 defa zam geliyor. Maalesef aklı karışık, tarımdan anlamayan ve köylüyü umursamayan bir iktidar var.
İktidarın çiftçiye reva gördüğü artış ise; arpaya %15,9 artış, buğdaya %22,2 artış, çiğ süte %23,9 artış, fındığa %27,5 artış. Bu artışlar, aynı dönemde girdilere gelen zamların tamamının altında. Böylece çiftçiye darbeyi sadece rantiyeci kesim değil iktidar da vuruyor. İktidar, taban fiyatlarını düşük tutarak çiftçiye darbe vuruyor. Kotalı alımlarla çiftçinin tüm hasatını devlete satmasına engel oluyor. Hasat zamanı, ithalatın önünü açıyor, KDV indirimine gidiyor. İşte Ayçiçeği örneği. Ayçiçeğinin hasat zamanı geldi, iktidar, 30 Kasımda devreye girecek ithalat vergisi indirimini 1 Ekim’e çekti. Bu kararla Ayçiçeği ithalatında oran %20’den %12’ye iniyor. Açıklamayla birlikte ticaret borsasında Ayçiçeği fiyatları 43 liradan 39 liraya geriledi. Hasat zamanı ithalat vergi indirimini hangi amaçla erkene alıyor hükümet? Çiftçi yokluğa mahkûm ediliyor. Ürünler tarlada kalıyor. Çiftçi kazanamıyor, tarlasını ekme motivasyonunu kaybediyor.
İktidara taban fiyatlarını neden düşük tuttuklarını sorduğumuzda, cevap “bu sene rekolte yüksek, çiftçi kazanıyor” oluyor. Sanki rekolte düşükken çiftçiye sahip çıktınız da şimdi yüksek rekolteye ortak oluyorsunuz.
Böyle olunca son 1 yılda çiftçinin bankalara olan borcu %305 oranında artarak 1 trilyon 400 milyar liraya ulaştı. Bu para 29 milyar dolara tekabül ediyor. Bu parayla; tanesi 3 milyon liradan 467 bin adet traktör alabiliyorsunuz. Tanesi 80 bin liradan 17,5 milyon büyükbaş hayvan satın alabiliyorsunuz. Tanesi 6 milyon dolardan yaklaşık 5 bin adet SİHA alabiliyorsunuz. İşte ülkemizin zenginliği, çiftçimizin alın teri küresel rantiyecilere böyle aktarılıyor.
Elbette bu olumsuz şartlar altında tarıma devam eden kahraman çiftçilerimiz var. Onlara sorduk. Niçin bu kadar zarar ederken üretime devam ediyorsunuz? Cevap tek ve net? Üretmezsek bunca borcu nasıl döndüreceğiz diyorlar. Traktörler ipotekli, tarım makinaları ipotekli. Borç dönmedikçe bunlar da elden gidecek.
Tehlikeye dikkat çekiyoruz GIDA KRİZİ RİSKİ VAR! Yeniden Refah Partisi olarak 61 ilimizin 400 köyünde benzer bir manzara var. Tarlada para etmeyen ürün! Bu sene çiftçilerimizin bir bölümünün tarlasının ekmeyerek boş bıraktığına, bir bölümünün ise önceki yıllara yaptığının aksine düşük fiyat teklif edene aracılara ürünlerini vermediklerine şahit olduk. Çiftçilerimiz adeta bir protesto davranışı sergileyecek para etmeyen ürünlerini tarlada çürümeye bırakıyor. Eğer ekmeme ya da tarlada çürümeye bırakma davranışı çiftçilerimiz arasında yaygınlaşırsa, ülkemizin daha yüksek gıda enflasyonlarıyla ve belirli ürünlerde üretim kaynaklı gıda krizleriyle karşı karşıya gelinmesi söz konusu olabilir. Bu gibi olumsuz durumlarla karşılaşılmaması için çiftçilerimize destek olunması gereklidir.
Bununla da bitmiyor. Tarımla, hayvancılıkla uğraşanın başına bir de İklim Kanunu çıktı. İktidar tüm uyarılarımıza rağmen İklim Kanunu’nu yasalaştırdı. Çiftçinin bunca masrafına ek bir de KARBON VERGİSİ gelecek. Bunu Bakan Mehmet Şimşek açıkladı. Birileri, seçim ekonomisi gelecek, Bakan Şimşek gidecek diyebilir. Bu iktidar, Şimşek’i görevden alsa yerine Fırtına’yı getirse de fark etmez. Dünya Bankası’na, AB’ye, küresel güçlere sözler verildi, krediler alındı ve İklim Kanunu yasalaştı. AK Parti hazinenin başına kimi getirirse getirsin Karbon Vergisi gelecek.
Biz sözde iklim değişikliği ve İklim Kanunuyla ilgili uyarırken bize komplo teorisyeni diyenler… Dünya’daki uygulamaları görmeyenler ya da görmezden gelenler:
- Danimarka’da huzurevlerinde yaşlılara günlük et tüketim hakkı 11 gramla sınırlandırıldı.
- Yine Danimarka’da karbon vergisi resmen kabul edildi.
- Yeni Zelanda’da karbon vergisi getirildi ancak protestolar sebebiyle geri çekildi.
- Amsterdam’da mayıs ayından bu yana et reklamı yapmak yasaklandı. Bir ürünün reklamı neden yasaklanır? Zararlıysa yasaklanır. Tehlikeye dikkat diyoruz.
- Bitmedi. Hollanda’da gübre kullanımına kota getirildi. Çiftçiler sokağa döküldü.
- Almanya’da çiftçilere mazot desteği kesildi, çiftçiler traktörleriyle yolları kapattı.
- Hollanda, Belçika, İrlanda ve Danimarka’da yüzbinlerce hayvanının birkaç yıl içerisinde itlafını öngören düzenlemeler yapıldı.
Şeytani düzen bununla da yetinmiyor. Hayvanları azaltmayı planlıyor yerine yapay et getiriyor. Yanlış duymadınız laboratuvarda yapay et üretiyorlar. Bir taraftan Cenab-ı Allah’ın bize verdiği nimeti yok ediyorlar, diğer taraftan kendi yapay etlerini pazarlamaya hazırlanıyorlar. Aslında ortada iklim kaygısı değil, pazar kavgası var.
Bakınız, ısrarla soruyoruz. Bu yapay et diye ürettiğiniz şeyin içinde domuz kanı var mı? Ama cevap vermiyorlar. Çünkü yapay etin içine domuz kanı koyuyorlar. Bu millete domuzu 1400 yıldır yediremediler, ne kılıçla, ne parayla. Şimdi laboratuvarda üretip barkod yapıştırarak mı yedirecekler? Hem de her sıkıştığında dindar ve muhafazakâr söylemlere sarılan AK Parti eliyle mi bunu yapacaklar?
İşte diğer bir sapkınlık. Avrupa’da böceği gıda olarak onayladılar. Avrupa’da ekmeğin içine böcek unu girdi. Yarın “hızlı ürüyor deyip önümüze fare mi koyacaklar? İşte, şeytanın yeryüzündeki sureti, Epstein sapığı Bill Gates, farenin besin olmasıyla ilgili deneyler ve açıklamalar yapıyor. Diyor ki “fareler hızlı ürüyor, etini neden insanlar yemesin?”
Yedirtmeyeceğiz!
Bu milletin sofrasına ne böcek girecek, ne fare, ne de domuz!
Yeniden Refah Partisi olarak biliyoruz ki, gıdasını üretmeyen millet, istiklalini koruyamaz.
Bu sebeple Yeniden Refah iktidarında bu küreselci şeytani aklı Türkiye’den defedeceğiz. İklim Kanunu denen şeytani yasayı yırtıp atacağız.
Nihai amacı tarım alanlarının tek elde toplanması olan Tek Dünyacı düzenin Türkiye’ye uzanan elini kıracağız.
Tarım ve hayvancılıkta atacağımız adımlarla insanımızı sağlıklı kuzu etine, dana etine, tavuk etine, hindi etine doyuracağız. Vereceğimiz teşviklerle sebzenin ve meyvenin en kalitesini vatandaşımızın sofrasına ucuz bir şekilde gelmesini sağlayacağız. Evlatlarımız, süte, tereyağına, yumurtaya, bala doyacak. Çünkü güçlü ve akıllı nesilleri, onları doğru besinlerle yetiştirerek elde edebiliriz. Sağlık sisteminin yükünü ancak doğru ve sağlıklı beslenme ile azaltabiliriz.
- Tarımda en yüksek taban fiyatlarını vereceğiz. Çay, fındık, arpa, buğday üreticinin her sene yüzünü güldüreceğiz.
- Tavsiye fiyat uygulaması yerine taban fiyat uygulamasını genişleteceğiz. Geçmişte olduğu gibi nohut, kuru fasulye, ayçiçeği gibi ürünlerimize de taban fiyat uygulayacağız. Zeytin, mısır, tütün, haşhaş, kenevir gibi ürünlerde de taban fiyat uygulamasına geçeceğiz. Özellikle bugün madencilik adı altında zeytinliklerimizi ortadan kaldıran uygulamalara son vereceğiz.
- Çiftçinin parasını aylar sonra değil, 15 gün içinde nakden ödeyeceğiz.
- TMO’nun, Çay-Kur’un kotalı alım uygulamalarına son vereceğiz.
- Fiskobirliği yeniden ayağa kaldırarak Cenab-ı Allah’ın bize bahşettiği güzide bir nimet olan fındığımıza sahip çıkacağız. Fındık üreticisini yabancı tekelcilerden kurtaracağız.
- Benzer bir şekilde tütün üreticisini de yabancı tekellerden kurtaracağız.
- Şeker pancarı üretimi başta olmak üzere üretimdeki kotaları kaldıracağız. Hayvancılıkta yem üretimindeki önemi sebebiyle şeker pancarı üretimini destekleyeceğiz.
- Çiğ süt üretiminde alım fiyatlarına teşvik vereceğiz. Böylece süt fiyatlarını sürdürülebilir seviyeye getirecek, sütü verimli olan anaç ineklerin kesime gönderilmesinin önüne geçeceğiz.
- Tarımda rantiyeye son vereceğiz. Tarlada 20 lira, markette 200 lira oyununa biz son vereceğiz. Hal Yasası’nı derhal TBMM’den geçireceğiz.
- İthalat kotalarını ve vergi uygulamalarını yerli üretici lehine, kendi üreticimizi korumak için getireceğiz.
- Mazottan, gübreden, üreden, ilaçtan vergi almayacağız.
- Gübre fiyatlarına en az %50 sübvansiyon uygulayacağız.
- Çiftçimizin faiz borçlarını sileceğiz. Anapara borçlarını ise faizsiz taksitlerle yapılandıracağız.
- Çiftçilerimizin ekim ve besi faaliyetlerini faizsiz kredilerle finanse edeceğiz.
- Ürününü henüz tarlada tohum iken devlete satabilme uygulamasını getirerek, çiftçimizin tohum, mazot, gübre, ilaç gibi masraflarını erken satımla karşılayabileceği, böylece yüksek faizli kredi yükünden kurtulabileceği Selem Senedi uygulamasını hayata geçireceğiz.
- Çiftçimizin hacizli olan tarım araçlarını, tarlalarını yeniden çiftçimize vereceğiz.
- Yapacağımız yenilenebilir enerji yatırımları ile tarım ve hayvancılıktaki enerji maliyetlerini düşüreceğiz.
- Devlet Planlama Teşkilatı ve Milli Prodüktivite Merkezi’ni yeniden kuracağız. Bu kurumlar aracılığıyla planlı tarımcılığa geçerek bir yıl tarlada para eden ürünün sonraki yıl para etmemesinin önüne geçeceğiz.
- Büyükbaş üretimini endüstriyel hale getirerek maliyetleri düşürecek, kooperatifleşmeye önem vereceğiz. Damızlık dana üretimini destekleyeceğiz.
- 7/24 meralarda kalınmasını gerektiren ve en büyük maliyeti işçilik olan küçükbaş hayvancılığı geliştirmek için çobanlık mesleğini düzenleyeceğiz. Çobanlarımıza iş hukukuna uygun çalışma şartları vereceğiz. Çalışma süresi, ücretli izinleri, maaş ve ücretleri, primleri ve emeklilik hakkı gibi kazanımları yasalarla korunur hale getireceğiz.
- Büyükşehir yasasını yeniden düzenleyerek köylerimizi yeniden ihya edeceğiz.
- Gençlerimizi çiftçiliğe yönlendirerek mevcutta 59 olan çiftçi yaş ortalamasını hızla 30’lu yaşlara düşüreceğiz.
Nasıl mı yapacağız?
Biz Milli Görüş’üz. Yeniden Refah’ız. Yaptık yine yaparız Elhamdülillah.
İşte 54. Hükümet Dönemi. İşte somut örnek.
- Taban fiyat uygulamasının genişletildiği dönem.
- Çiftçimize en yüksek taban fiyatlarının verildiği dönem.
- Çiftçimize 1 Kuruş vergi yüklenmeden 66 bin traktörün çiftçimize verildiği dönem.
- Yapılan planlamalarla 4 yılda 125 bin ton olan kırmızı et üretiminin 625 bin tona çıkarıldığı dönem.
- Sadece çiftçinin değil, tüketenin de yüzünün güldüğü dönem.
- Faizsiz kredilerle çiftçinin yüzünün güldüğü dönem.
Bu kadar vaatte bulundunuz peki bunu hangi parayla yapacağız?
İşte orada Milli Görüş devreye giriyor. Bu söylediklerimizi Milli Görüş’ten Yeniden Refah’tan başkası zaten yapamaz.
- Denk bütçeden elde edeceğimiz yıllık 3 trilyon liralık tasarruf,
- İsraftan elde edilecek yıllık 3 trilyon liralık tasarruf,
- İmtiyazlı holdinglere yapılan yıllık 1,5 trilyon liralık vergi af ve indirimlerinden tasarruf,
- Yolsuzluklarla mücadeleden elde edilecek yıllık 2 trilyon liralık tasarruf.
İşte size toplam yıllık 9,5 trilyon liralık kaynak.
Daha bitmedi.
Borçlanmadan, kamu varlıklarını satmadan elde edeceğimiz 150 milyar dolarlık Milli Kaynak Paketimiz var. O da 7,5 trilyon lira yapıyor.
Toplamda yıllık 17 trilyon liralık kaynak.
Bu 17 trilyon liralık kaynak sadece çiftçiye değil, sanayiciye, esnafa, girişimcilerimize, savunmamıza, nitelikli eğitime ve gençlerimizin hayallerini gerçekleştirmeye bile yetecek bir kaynaktır. Vatandaşlarımızın tamamının alım gücünü artıracak bir mali kaynaktır 17 trilyon lira. Bu kaynak, Türkiye’de işsizliği ve fakirliği sona erdirecek kaynaktır.
Yeniden Refah olarak iktidara gelince, bu kaynakları adil paylaşım esası ile milletimize aktararak toplumun her kesiminin yüzünü güldüreceğiz.
Efendim madem yolu vardı, AK Parti yapardı.
Hayır. Hayır. Hayır.
O tren kalktı.
AK Parti artık küreselcilerin, iklimcilerin, yandaş holdingcilerin trenine bindi.
AK Parti; çiftçiden, sanayiciden, esnaftan, gençlikten koptu.
AK Parti, üretimden koptu…
AK Parti, kurucu değerlerinden uzaklaştı ve “önce millet” anlayışını terk etti.
Yeniden Refah Partisi olarak, memleketi düzeltmeleri için onlara verdiğimiz 30 maddelik reçeteyi maalesef uygulayamadılar. AK Parti’nin bu reçeteyi söz verdiği halde uygulamaması, ülkemizin sosyo-ekonomisinin daha da hastalanmasına sebep oldu.
Onlar maalesef yapamazlar.
Aziz milletim müsterih olsun.
Biz geleceğiz, biz yapacağız inşaallah.
Yeniden Refah gelecek, ülkenin çözülemez olarak görülen tüm sorunları birer birer düzelecek.
Prof. Dr. Mehmet Fatih BAYRAMOĞLU
Yeniden Refah Partisi
Genel Başkan Yardımcısı
Ekonomi İşleri Başkanı