SİYASİ İŞLER BAŞKANLIĞI HAFTALIK RAPORU - 28.09.2020

SİYASİ İŞLER BAŞKANLIĞI HAFTALIK RAPORU - 28.09.2020

 

Hepimizin bildiği gibi, aralık ayında Çin’de başlayan ve dünya genelinde yayılım gösteren COVID-19 pandemisi, 23 Mart 2020’den itibaren[1] eğitim-öğretim hayatının dijital iletişim araçları üzerinden yapılmasını zorunlu kılmıştır. Yeni bir eğitim-öğretim dönemine de aynı koşullar altında giriyoruz.

Öncelikle 21 Eylül 2020 itibarıyla başlayacak olan yeni eğitim ve öğretim döneminin sayıları 27 milyonu bulan ilköğretim, ortaöğretim ve üniversite öğrencilerimiz ile 1,5 milyonun üzerindeki eğitimcimiz, akademisyenimiz ve idari personelimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Bizler Yeniden Refah Partisi olarak, ülkemizin en değerli kaynağının insan kaynağımız olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle siz kıymetli geçlerimizi, yeni nesillerimiz olarak, Yeniden Büyük Türkiye hedefinin en önemli unsurları olarak görüyoruz. Bu bağlamda sizler ne kadar kaliteli eğitim alırsanız, ne kadar nitelikli hale gelirseniz, ülkemizin geleceği de o denli garanti altına alınmaktadır. Çünkü kaliteli eğitim, kaliteli nesillerin yetiştirilmesini sağlayacaktır. Kaliteli nesillerden kastımız ise bilimsel ve teknik anlamda kaliteli olmakla birlikte, ahlaki ve manevi anlamda da kaliteli olmaktır. Milli Görüşün temsilcileri olarak bizler çok iyi biliyoruz ki; bir ülkenin asıl zenginliği, tankı, topu, tüfeği ve parası değil; imanlı, inançlı ve ilim sahibi evlatlarıdır. Bu sebeple, önce ahlak ve maneviyat ilkesini gerçek anlamda özümseyerek gençlerimizi, yeni nesillerimizi hidayet ve ilmi kendi bünyelerinde birleştirebilen, vatan sevgisine ve tarih şuuruna sahip ahlaki değerleri yüksek nesiller olarak yetiştirebilmemiz gerekmektedir. Bu özelliklerden birinin eksik olduğu nesiller yetişmesi halinde, ülkemize yarardan çok zarar geleceğini geçmiş dönemlerimizde örnekleriyle ve acı tecrübeleriyle müşahede ettik.

Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, kaliteli nesiller yetiştirmek için kaliteli eğitim veren bir eğitim-öğretim sistemine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktadaki en önemli unsur elbette ki öğretmenlerimizdir, eğitimcilerimizdir. Ancak, Yeniden Refah Partisi olarak görüyoruz ki 18 yıllık Ak Parti iktidarının eleştirimize en fazla muhatap olduğu alanlardan birisi Eğitim ve Öğretim ile ilgili icraatlarıdır. Ak Parti iktidarlarının 18 yıllık icraatında görev alan 6 bakan, 15 defa eğitim sistemini değiştirmiştir. Bu rakamlara göre bir bakanlık dönemine neredeyse 3 defa eğitim sistemi değişikliği düşmektedir. Bu değişimler hem zaman kaybına neden olmakta hem de eğitim-öğretimde bir bakıma temel atmaktan öte adımlar atmamıza engel olmaktadır. Değiştirilen her bir sistem, sanki bir önceki sistem başka bir iktidar tarafından getirilmişçesine eleştirilmekte, “bu seferki en hayırlısı olacak” sloganıyla şaşaalı bir temel atma törenine sahne olmaktadır. Neredeyse her yıl değişen eğitim sistemi nedeniyle, eğitimcilerimizin sil baştan yeni bir sisteme uyum sağlamaları beklenmektedir. Eğitimcilerimizin değişen sisteme uyum sağlamalarının yanı sıra, öğrencilerini de bu sistem değişikliklerine adapte etmeye çalışmaları gerekmiştir. Halbuki her sene bu çabayı göstermek durumunda kalan kıymetli eğitimcilerimizin, iyi tasarlanmış bir müfredatla ve eğitim-öğretim sistemiyle kaliteli nesiller yetiştirebilecek niteliğe ve donanıma sahip olduklarını gayet iyi biliyoruz. Nitekim Sayın Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un 2020-2021 Eğitim-Öğretim Dönemi için açıkladığı pandemi senaryolarının dahi belirli bir sistemden uzak olduğunun, 7 Eylül 2020 tarihinde başlamış olan telafi derslerindeki aksaklıklarla gün yüzüne çıktığını üzülerek müşahede ediyoruz. Bu sistemsizliğin oluşturduğu belirsizlik ortamında eğitimcilerimiz, pandemi sürecindeki yeni sisteme yine kendi çabalarıyla uyum sağlamak durumunda bırakılmışlar ve eğitim sürecinin en önemli unsurları olduklarını bir kez daha tüm topluma göstermişlerdir. 

Eğitimcilerimizin, eğitim sisteminde sürekliliğin sağlanamamasından doğan bu zorlukların yanı sıra, döviz kurları ve enflasyon karşısında direnemeyen maaşları ile -bazıları ise ailelerinden çok uzakta- görev yaptıklarını gayet iyi biliyoruz. Bu nedenle iktidarın eğitimcilerimizin maaşlarını derhal iyileştirmesi ve il dışı/il içi tayinlerin sürekliliğini sağlaması gerekmektedir. Bizler Milli Görüş’ün devamı olarak, aynı 54. Hükümet zamanında olduğu gibi, iktidara geldiğimiz anda oluşturacağımız yerli ve milli kaynak paketleri ile tüm memurlarımızın maaşlarını ilk yıl %50 oranında, takip eden yıllarda ise gerçek enflasyonun üzerinde zamlarla iyileştirerek, eğitimcilerimizin mali şartlarını yaşanabilir ve mesleğin onuruna yakışır bir düzeye getireceğiz. Eğitimcilerimizin geçimini sağlamak için ek işler yapmalarına gerek bırakmayacak, sadece asıl işleri olan eğitim ve öğretime odaklanacakları bir gelir seviyesini hızla sağlayacağız. Ayrıca ailenin toplumun en temel yapı taşı olduğunun bilinci ile eğitimcilerimizin aile bütünlüğünü sağlayacak tayin sistemini ivedilikle hizmete alacağız. Çünkü bizler biliyoruz ki aile bütünlüğünü sağlayamamalarından ötürü mutsuz olan eğitimcilerimiz, mesleklerini icra ederlerken verimli olamaz. Yeni bir eğitim-öğretim dönemine girerken, bunca olumsuzluğu göğüsleyerek gençlerimizin yol göstericisi olan kıymetli eğitimcilerimize teşekkür ediyoruz.

İktidarın, milli eğitimde çözüme kavuşturamadığı bir diğer sorun ise öğretmen atamaları konusudur. Öğretmen ihtiyacının 100 binin üzerinde olduğu ülkemizde öğretmenlere kadro vermek yerine mevsimlik birer işçi gibi sözleşmeli olarak çalıştırılması, özlük haklarına kavuşturulmaması, önemli bir siyasi başarısızlığı gözler önüne sermektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen bütçesini borç, faiz ve israf kıskacında tüketen hükümetin, Türkiye’nin en önemli yatırımı olarak gördüğümüz eğitim-öğretime yeterli mali kaynağı ayırmaması ülkemizin geleceği bakımından büyük bir yanlıştır. 2018 yılı MEB verilerine göre öğrenci başına yapılan harcama 4.394 TL’dir. Kamunun eğitime yönelik harcamalarını gelişmiş ülkelerle karşılaştırdığımızda, bu rakamla Türkiye, dolar bazında OECD ülkeleri arasında maalesef sondan 3. durumdadır. 2016 yılı OECD verilerine göre “Eğitime Yapılan Toplam Kamu Harcamalarının, Toplam Hükümet Harcamalarına oranı düşüş eğilimi göstererek %7,6 olmuş ve OECD ülkeleri ortalaması olan %7,9’un altında kalmıştır. Bu rakamları geleceğimizi emanet edeceğimiz gençler için kabul edilemez seviyede düşük buluyoruz. Maalesef, bu bütçe içerisinde laboratuvar, teknik ekipmanlar, ders materyalleri, derslikler ve benzeri yeni yatırımlara ayrılan pay ise 2019 yılı itibarıyla sadece %4,9 olup OECD ülkeleri arasında sondan 4. durumdadır.

Milli Eğitimde yaşanan sistemsizliğin ve plansızlığın bir benzerini mesleki gelişimin ve bilimsel araştırmaların merkezleri olan üniversitelerimizde de görmekteyiz. Mesleki mesaisinin büyük bölümünü bilimsel araştırmalarla geçirmesi gereken öğretim üye ve elemanlarının, ders ve idari iş yükü altında ezildikleri, norm kadro uygulamaları nedeniyle unvanlarına uygun kadrolara atanamadıkları, mesleki ve akademik başarısı ile unvanlarında hızla yükselen akademisyenlerimizin hak ettikleri mali haklarına kavuşabilmeleri için uzun yıllar bekletilerek cezalandırıldıkları ve çalışacakları öğretim elemanlarını kendilerinin seçemedikleri bir sistem içerisinde adeta meşgul edildiklerini görmekteyiz. Bu sorunların çözüm mercii olarak görevlendirilmiş olan “Yeni YÖK”ün ise önündeki “yeni” ibaresinin dışında tümüyle eskisi gibi olan, mevcut statükocu ve baskıcı yapısını sürdürerek çözümler yerine yeni sorunlar ürettiğini görüyoruz. Yeni YÖK de Eski YÖK’ün yaptığı gibi akademisyenlerimizin derdine derman olamamakta, sanki farklı bir kurumun çalışma prensiplerinin belirlendiği bir kurummuşçasına akademisyenlere yabancılaştığı görülmektedir. Benzer bir biçimde doçentlikte akademik yükselme kriterlerini bir türlü rayına oturtamayarak akademisyenlerin zaman kayıpları yaşamasına yol açan ÜAK gibi kurumların da köklü bir yeniden yapılandırmaya ve planlamaya ihtiyaç duyduklarını görüyoruz.

Bilim tarihine damga vurmuş köklü üniversiteleri miras olarak devralan “Yeni YÖK”, devraldığı bu mirasa sahip çıkamaması nedeniyle, üniversitelerimiz bugün dünya üniversiteleri sıralamasına ilk 300’e bile giremez duruma gelmiştir. 2017 yılında Türkiye adresli uluslararası yayınlarda Türkiye’nin Dünya payı %1,44 olarak gerçekleşerek Dünya sıralamasında 19 sırada yer alabilmiştir. 2017 yılı verilerine göre Çin’in 1,3 milyon, ABD’nin 450 bin, Japonya’nın 256 bin, Güney Kore’nin 171 bin, Almanya’nın ise 61 bin patent başvurusuna karşılık Türkiye’nin patent başvurusu 8200’lerde kalmıştır. 2016 yılı verilerine göre buluş kalitesi ve piyasada ürüne dönüşme ihtimali yüksek olarak kabul edilen “üçlü patent başvurusu” sayısı açısından ise Türkiye’nin sadece 38 adet başvurusu görünmektedir. Bu sayıların Japonya’da 17 bin, ABD’de 14 bin ve Almanya’da 4.500 olduğu görülmektedir.   

2020 Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarına göre sıfır tercih alan bölümlerin olması, yükseköğretim kurumlarında süregelen plansızlığın ve sistemsizliğin sonuçlarıdır. Birtakım siyasi hesaplarla iktidarın, öğrenciyi bir velinimet olarak görerek plansızca açtığı bölüm ve programların olumsuz sonuçlarını, genç işsizlerin veya asıl mesleğini icra edemeyen geçlerin feryatlarıyla derinden hissediyoruz. Bu anlayışın yerine, Yeniden Büyük Türkiye vizyonuna uygun bir mesleki ve teknik eğitim planlamasının üniversitelerimize kazandırılması gerekmektedir. Bu ve benzeri günü kurtarmaya yönelik politikalarla, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin yetiştirilmesi ve akademik hayatın istenilen noktaya getirilerek bilimsel çıktıların üretilebilmesi elbette mümkün görünmemektedir. Yeniden Refah Partisi olarak, iktidara gelmemizle birlikte öncelikle akademisyenlerimizin mali ve özlük haklarında iyileştirmeler yaparak ve yükseköğretimde gelecek vizyonumuza uygun planlamalar ve değişimler yaparak, üniversitelerimizi hak ettiği noktaya getireceğiz. Sistemdeki bunca olumsuzluğa rağmen, öğretim üye ve elemanlarımızın göstermiş oldukları azim ve özveri sebebiyle kendilerine teşekkür ediyoruz.

Yeni bir eğitim-öğretim dönemine girerken bir teşekkürü de velilerimize yapmak istiyorum. Milli Eğitim ve Yüksek Öğretim sisteminin standart olarak öğrencilerimize sunması gereken hizmetleri dahi sunamamasından kaynaklı olarak, bu açığı kapatmaya yönelik büyük fedakârlıklar gösteren velilerimizi de unutmuyoruz. Bütçesini borç, faiz ve israf kıskacında tüketen hükümetimizin yapamadıklarını, tüm olanaksızlıklarına rağmen okullarına maddi ve manevi yardımlarda bulunarak fedakâr velilerimizin gerçekleştirdiğini biliyoruz. Türkiye’deki, hanehalkları, eğitime yaptığı harcamalar bakımından OECD ülkeleri içerisinde ilk beş arasındadır. Bu da göstermektedir ki eğitim ve öğretimin mali yükü velilerimizin sırtına yüklenmiştir. Milli Görüş olarak iktidara geldiğimizde, herhangi bir borçlanmaya gerek duymadan, oluşturacağımız yerli ve milli kaynak paketlerimiz sayesinde okullarımızın mali yükünü velilerimizin sırtından süratle devralacağız.

Bizler Yeniden Refah Partisi olarak beton ekonomisine harcanan paralara kıyasla eğitime ayrılan payın bu denli düşük olmasını ülkemizin geleceği bakımından riskli buluyoruz. İktidarın betona dayalı yatırımların payını azaltarak, bilim ve teknolojide ülkemize asıl katma değeri sağlayacak olan eğitim ve öğretime yönelik yatırımları artırması Türkiye’nin gelecek nesilleri için tartışılmaz bir öneme sahiptir. İktidarın, bu olumsuzlukların etkilerinin milletimizin üzerinden bir an önce kalkması için yapıcı eleştiriler yapan muhalefeti ve temsilci sendikaları dikkate almasını bekliyoruz. Eğitimcilerimizin takdire şayan bu çalışmalarına karşın, maddi olanaksızlıklar ve teknolojik yetersizlik sebebiyle eğitimde fırsat eşitliğinde daha derin bir ayrışmanın olduğunun farkındayız. Hanelerdeki internet erişimin %100 olmadığı bir teknolojik ortamda online dersler ile eğitim-öğretimimize başlıyoruz. Ancak iktidar unutmamalıdır ki Türkiye’nin bir evladını dahi eğitimden mahrum etme lüksü bulunmamaktadır.

Bizler Yeniden Refah Partisi olarak, eğitim-öğretimle ilgili sorunları belirtmekle birlikte, bu sorunların çarelerini 50 yıllık Milli Görüş tecrübemizle net olarak biliyoruz. Bu bağlamda hazırlamakta olduğumuz “Milli Eğitim ve Yükseköğretimde Sorunlar ve Kalıcı Çözüm Önerileri” başlıklı kapsamlı bir çalışmamızı tüm kamuoyuyla yakın bir zaman içerisinde paylaşacağız. Zor hatta imkansız gibi gösterilen bu meselelere dair çözümlerin aslında Milli Görüş İktidarı ile kolaylıkla çözülebileceği hususunda bizlere inanmanızı ve güvenmenizi bekliyoruz. Türkiye’nin hak ettiği eğitim-öğretim sistemini siz değerli eğitimcilerimizle birlikte inşa edeceğiz. Bu vesile ile yeni eğitim-öğretim döneminin öğrencilerimiz, eğitimcilerimiz, akademisyenlerimiz ve velilerimiz için hayırlı, bereketli ve başarılarla dolu bir dönem olmasını temenni ederim.

 

Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu

 

 

30 Ağustos 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2912 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile binek otomobillerin özel tüketim vergisi oranları yeniden tespit edilmiştir.

Sözü edilen Karar ile;

a- 1600 cm3 motor silindir hacmini geçmeyen ve özel tüketim vergisi matrahı 130 bin liranın üzerinde olan araçlarda ÖTV oranı % 60’tan % 80’e,

b- Motor silindir hacmi 1600 cm3 ila 1800 cm3 arasında olup 50 kW üzerinde elektrik motoru da bulunan ve özel tüketim vergisi matrahı 135 bin liranın üzerinde olan araçlarda ÖTV oranı % 60’tan % 80’e,

c- Motor silindir hacmi 1600 cm3 ila 2000 cm3 arasında olup özel tüketim vergisi matrahı 170 bin liranın altında olan araçlarda ÖTV oranı % 100’den % 130’a,

d- Motor silindir hacmi 1600 cm3 ila 2000 cm3 arasında olup özel tüketim vergisi matrahı 170 bin liranın üzerinde olan araçlarda ÖTV oranı % 110’dan % 150’ye,

e- Elektrik motoru da olup gücü 100 kW’i geçen ve motor silindir hacmi 2000 ila 2500 cm3 arasında olan araçlardan ÖTV matrahı 170 bin lirayı geçmeyen araçlarda % 100’den % 130’a,

f- Elektrik motoru da olup gücü 100 kW’i geçen ve motor silindir hacmi 2000 ila 2500 cm3 arasında olan araçlardan ÖTV matrahı 170 bin lirayı geçen araçlarda % 110’dan % 150’ye,

g- 2000 cm3 üzerinde motor silindir hacmine sahip olan ve elektrik motoru bulunmayan araçlarda ÖTV oranı % 160’tan % 220’e, çıkarılmıştır.

Bilindiği üzere kamu harcamalarının en sağlıklı finansman kaynağı vergi gelirleri olup, toplam vergi yükünün vergi ödeyenler arasında adil bir şekilde dağıtılması esastır.

Bir vergi sisteminin ekonomik kalkınma ve büyümeyi destekler nitelikte olması, istihdamı üretimi tasarruf ve yatırımları teşvik etmesi, gelir dağılımını olumsuz etkilememesi, rekabeti bozucu etki yaratmaması, ekonominin kayıtlılık düzeyini artırarak kayıt dışı iş ve işlemlere sebebiyet vermemesi gerekmektedir. Öte yandan vergi yönetiminin de mükellefin hak ve hukukuna azami ölçüde değer vermesi elzemdir.

Ak Parti hükümetleri 18 yıldan bu yana sağlıklı ve adil bir gelir politikası üretememiş, gelir ihtiyacı doğdukça dolaylı vergileri artırarak çözüm arayışına gitmiştir. Bu hükümetlerin gelir ihtiyacına karşılık izlediği tek politika akaryakıt, otomotiv, alkol ve tütün mamulleri üzerindeki ÖTV miktarını artırmaktan ibaret olmuştur.

Halbuki KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler tahsili kolay olmakla birlikte vergi yükünün adil dağılımında olumsuz etki yapan vergilerdir. Bu vergiler enflasyonu körüklemektedir.

Yapılması gereken de vergi sisteminin baştan sona gözden geçirilerek adil bir vergi rejimi oluşturmaktır. Ak Parti hükümeti adil bir vergilendirme politikası yaratmaktan aciz bir görünüm vermektedir. Bu acziyetin eseri olarak en kolay yolları tercih etmektedir. Ancak bu politikalar ekonomik yapımızı giderek bozmaktadır.

Yeniden Refah Partisi olarak Ak Parti hükümetini kolaymış gibi görünen yanlış politikalar yerine kalıcı bir politika belirlemeye ve adil bir vergi düzeni arayışında çaba göstermeye davet ediyoruz.

Hazine ve Maliye Politikaları Kurulu