SİYASİ İŞLER BAŞKANLIĞI HAFTALIK RAPORU - 04.11.2020

İZMİR DEPREMİNDE HAYATINI KAYBEDEN VATANDAŞLARIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUZ, YARALILARIMIZA ACİL ŞİFALAR DİLİYORUZ.  TÜM MİLLETİMİZ’İN BAŞI SAĞOLSUN.

MAALESEF BU DEPREMDE DE YİNE DEPREM DEĞİL, TEDBİRSİZLİK CAN ALMIŞTIR …

1999 Marmara Depremi “7,4 şiddetinde” oldu ve TAM 17500 VATANDAŞIMIZ HAYATINI KAYBETTİ.

Japonya’da 2011 yılında gerçekleşen “8,9 şiddetindeki” depremde 1999 Marmara Depremi’nden tam 40 kat daha şiddetli olduğu halde yaklaşık 1000 kişi hayatını kaybetti.

Bizim yaşadığımız depremde 17500 insanımızı kaybediyoruz, onlar bizden 40 kat şiddetli depremde sadece 1000 insan kaybediyor …!!

Ülkemiz topraklarının büyük bölümü deprem kuşağında yer alıyor ve nüfusumuzun da çok büyük bölümü bu deprem bölgelerinde yaşıyor ...

FAKAT BU GERÇEĞE RAĞMEN;

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 15 milyon civarında yapı stoku bulunduğu ve bu stokun % 55’inin ruhsatsız ve kaçak, % 60’ının 20 yaş üzeri konutlardan oluştuğu ve % 40’ının depreme karşı güçlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Türkiye genelindeki “1. Derece Deprem Bölgesi”nde bulunan mevcut yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi için gerekli adımlar süratle atılmalıdır.

Deprem açısından riskli bölgelerde şehirleşme olmaması için gerekli önlemler en sıkı şekilde alınmalıdır.

Önceki yıllarda uygulanan ve maalesef vazgeçilen “jeotermal alanlardaki ısı ve gaz artışını-değişimini sürekli olarak kontrol eden erken uyarı sistemleri yeniden kurulmalıdır.

Yıllardır vatandaştan toplanan milyarlarca liralık “deprem vergileri” yerinde  ve verimli şekilde değerlendirilmelidir.

Yapı Denetimleri “dostlar alışverişte görsün” mantığıyla değil, gerçekten olması gerektiği gibi yapılmalıdır.

……………………………………………………………….

BUGÜN ANADOLU’YU DOLAŞTIĞINIZDA GÖRÜLEN MANZARA;

  1. 1.    İŞSİZLİK
  • %30’un üzerinde  genç İşsiz
  • 1,3 milyon üniversite diplomali işsiz
  • Toplamda 10 milyon işsiz

“Biz boşuna demiyoruz, diplomalı işsizler ordusu TSK Ordusu’nun  3 misli diye  …”

Neden Böyle ??  Devlet istihdama-üretime yönelik yatırım yapmadı,  kamuda da adamcılık hakim, dayın yoksa hiçbir yere giremiyorsun, özel sektörün de ilave istihdam sağlaması yatırım yapması mümkün değil, mevcut istihdamın yükünü dahi taşıyamıyor …

2. İŞ BULSAN DAHİ GEÇİNEMEZSİN

Bugün Türkiye’de bu asgari ücret, bu memur maaşı, bu emekli maaşları ile kim alnının teriyle ailesinin ihtiyaçlarını karşılayıp geçinebilir ?? 

Asgari ücret, emekli maaşı açlık sınırının altında, memur maaşı yoksulluk sınırının altında …

Bu şartlarda bir kimsenin çalışarak, helal yoldan kendisinin ve ailesinin ihtiyacını karşılaması matematiksel olarak neredeyse imkansızdır …!!

3.KENDİ İŞİMİ KURAYIM, İŞVEREN OLAYIM, ESNAF OLAYIM

Bu işyeri kiraları,  bu vergiler, bu faiz oranları, bu enerji fiyatları, bu döviz kurları, bu mevzuat ile, alım gücünün sıfıra düştüğü piyasada kim iş kurabilir, kim işveren olabilir, üretim yapabilir, istihdam sağlayabilir ??

Her ay binlerce işyeri kapanıyor, karşılıksız çekler 1 senede %50 artıyor…

Bu şartlarda işveren olarak da ayakta durmak, helal yoldan gelir elde etmek neredeyse imkansızdır.

 

4. BEN DE KÖYÜMDE KALAYIM, TARIMLA, HAYVANCILIKLA UĞRAŞAYIM

Bu taban fiyatları, bu mazot fiyatı, gübre, tohum, tarım ilacı, hayvan yemi fiyatları ile, bu girdi maliyetleriyle, tarım üretimine konulan kotalarla, bu kadar büyük tarım ve hayvancılık ithalatıyla, çiftçinin köylünün maliyetleri gelirini aşıyor, para kazanmak şöyle dursun, borca batıyor…

 

BÖYLE OLUNCA DA NE OLUYOR  ?? 

  • Özel Sektörün Borclandırılması

88 milyar TL à 3,5 Trilyon TL (40 misli borçlanma)

  • Vatandasın Borçlandırılması

6,6 milyar TL à 600 milyar TL  (neredeyse 100 misli borçlanma)

(Bir de çıkıp “efendim kişi başına geliri 4-5 misline çıkardık, halkı zenginleştirdik” diyorlar.  Yahu vatandaşın geliri 5 misli artsa, aynı anda bankaya borcu 100 misli artar mı ?)

  • Çiftçinin borçları son 15 senede 40 misli artmış ..!!

…………………………………………………………

  • Yapılan araştırmalarda 15-25 yas arasi milyonlarca genç “calışmak da istemiyorum, okumak da istemiyorum”  diyor.

Neden ??   Bu ülkede çalışmak istese de iş bulamıyor,  okusa diploma sahibi olsa da iş bulamıyor,  iş bulsa da geçinemiyor da onun için …

-        TR’de 18-30 yaş arası gençlerin %60’ı “fırsatım olsa başka ülkede yaşardım” diyor …

“Gençlerin 3’te 2’sinin kendi ülkesinden umudu kalmamış…!!”

…………………………………………………………………

Yine bu anlattıklarımızın sonucu olarak “Sosyal Yardımlar”da patlama oluyor;

-        “Nüfusun yüzde 34'ü” son bir yıl içerisinde sosyal yardım aldığını belirtiyor. (Pandemi ile biraz arttı ama yine de yüksek)

-        Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sn. Selçuk; “sosyal yardımları 17 yılda 21 kat artırdık” diyor …

-        İcra dosyaları 20 milyonu geçmiş …

 

Neden böyle ??    Halk yoksul bırakılmış, fakirleşmiş, yardıma muhtaç hale getirilmiş …!!

EN ÖNEMLİ İSPATI; Hükümet ortağı MHP’nin başlattığı askıda ekmek kampanyası …!! Vatandaşın bir somun ekmeğe muhtaç hale getirildiğinin açık bir göstergesidir.

Efendim bu kadar köprü yaptım, yol yaptım, havaalanı yaptım, kayak merkezi yaptım …

İyi de bunlar milyonlarca dar gelirlinin, milyonlarca asgari ücretlinin, milyonlarca işsizin derdine derman olmuyor ki …

Asıl mesele dar gelirlinin, çiftçinin köylünün alım gücünü, refah seviyesini artırmak …!!

………………………………………………………………

DEĞİNMEK İSTEDİĞİMİZ ÇOK ÖNEMLİ BİR DİĞER HUSUS DA;

Son günlerde yaşadığımız, döviz kurlarının önlenemez yükselişidir …

TL başta Dolar ve Euro olmak üzere, hemen hemen tüm yabancı para birimleri karşısında hızla değer kaybetmektedir, değer kaybı  sene başından bugüne  “yani 10 ayda %40” olmuştur …

Bu 1 senede %50 değer kaybı, %50 fakirleşme demektir …!!

Bu ekonomimiz açısından, sanayicimiz, iş adamlarımız hatta sıradan vatandaş için de dayanılması mümkün olmayan bir durumdur ...

 

NEDEN OLUYOR BU ??

1. 18 senelik beton-çimento ekonomisi, AVM-Rezidans ekonomisi yüzünden, üretim ve ihracat yerine ithalata dayalı ekonomiye sahip olmamızdan.

Sizin ithalatınız ihracatınıza ‘her sene 70 milyar $’ fark atarsa, ithalata dayalı bir ekonominiz olursa, sürekli olarak döviz ihtiyacı içinde olursunuz,

TR’de ürettiğiniz ürünü üretmek için kullandığınız hammadde-malzemenin %80’ini ithal etmek zorunda olursanız, sürekli olarak döviz ihtiyacı içinde olursunuz,

Dövize olan bu yüksek talep de sürekli olarak dövizin değer kazanmasına neden olur.

 

2. 18 seneden beri milli kaynak üretmek yerine, dışarıdan borçlanma yoluna gidildiği için sürekli dış borç geri ödemesi yapmak zorundayız.  (Bu dış borç geri ödemeleri 1 senede 170 milyar $ seviyesindedir)

Bu da dövize talebi artıran bir diğer unsurdur.

Dövize talep arttıkça da döviz TL karşısında sürekli değer kazanmaktadır, TL’nın değeri, alım gücü kartopu gibi erimektedir.

DOLAYISIYLA TL’SININ DEĞERİ “DIŞ GÜÇLERİN OPERASYONLARI” NEDENİYLE DEĞİL, BİZİM KENDİ YANLIŞLARIMIZ NEDENİYLE ERİMEKTEDİR.

İktidara yakın medyanın ve trollerin de etkisiyle bazı vatandaşlarımız;  “Benim dolarla, euro’yla işim yok, artarsa artsın” diyorlar,  biz de onlara üzülerek de olsa “sen öyle zannet”  diyoruz…

-        Dövizdeki artış nedeniyle devlet 2019’da köprü ve otoyolları yapan müteahhitlere “2 milyar TL” fazladan para ödedi. (USD üzerinden anlaşma yapıldığı için 3,6 milyar TL yerine, 5,6 milyar TL ödendi)

-        Akaryakıt,  doğalgaz,  kömür  dolarla …

-        Akaryakıtın fiyatının artması, nakliyeye yansıyacak, nakliye pahalanınca bütün ürünlerin fiyatı artacak …

-        Ekonomimiz büyük ölçüde ithalata dayalı, ithal ettiğiniz tüm ürünler dövizle alınıyor…

-        TR de üretilen ürünlerin dahi hammadde-malzemesi %80 oranında ithal, dolayısıyla yerli ürünün üretiminde bile dövize bağlısınız… (Döviz artınca yerli ürünlerin fiyatı da otomatik olarak artıyor)

-        Tarım ilacı, tohum, gübre  ithal … Tarımda girdi maliyetleri daha da artacak.

-        Uçak biletleri pahalanacak, çünkü havayollarının girdilerinin çoğu dolarla…

-        Hac-umre  bile dolarla …

 

(Sn. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bebek mamaları fiyatlarının artışını dövizdeki artışa bağlıyor, demek ki dolar-euro ile işimiz varmış)

 

Dolayısıyla dövizin artması her şey daha da pahalanacak manasını taşıyor …!! 

Enflasyon artacak, millet olarak fakirleşeceğiz manasını taşıyor …!!

(Ayrıca döviz arttıkça ister istemez faizler de artacak ve bu da ekonomiye, üretime, yatırıma olumsuz etki yapacak)

 

Yeni dolar kuruyla, TR’de asgari ücretli milyonlar kişi başına ‘günde neredeyse 1,5 dolar’ gelirle yaşıyor …!!  (300 dolar’ın altında geliri olan 5 kişilik aile için)

Neredeyse açlıkla boğuşan Afrika ülkelerinin seviyesi …!!

 

“Bu aziz Millet bunu hak etmiyor …!!”

 

 

PEKİ ÇÖZÜM NE ??

ÇÖZÜM MG, ÇÖZÜM YENİDEN REFAH PARTİSİ …

 

YENİDEN REFAH PARTİMİZ TARAFINDAN ORTAYA KONULAN  “MİLLİ KAYNAK PAKETLERİ” İLE BORÇSUZ, ZAMSIZ, VERGİSİZ YILLIK 100-150 MİLYAR DOLAR KAYNAK ÜRETİLECEK  … !!

BU KAYNAKLA DA “ÜRETİM-İSTİHDAM-İHRACAT SEFERBERLİĞİ”  BAŞLATILACAK  … !!

 

PAYLAŞIMDA ADALETİN SAĞLANDIĞI, 83 MİLYONUN REFAH SEVİYESİNİN, ALIM GÜCÜNÜN ARTIRILDIĞI, HERKESE ALNININ TERİYLE RIZKINI TEMİN EDECEĞİ İŞ İMKANININ SAĞLANDIĞI BİR TR İNŞA EDECEĞİZ …

-       Dar gelirli milyonların alım gücünü artıracağız,

-       Üretim ve istihdam seferberliğiyle işsize iş ve aş imkanı sunacağız,

-       Katma değerli ihracat hamlesiyle milli gelirimizi gerçek manada artıracağız,

-       Zenginliği adil bir şekilde bölüşerek,  sadece bir kesime değil,  herkese refah sağlayacağız …

………………………………………………………………………

 

GÜNDEMİMİZİN BİR DİĞER ÖNEMLİ KONUSU DA FRANSA’DA SERGİLENEN ÇİRKİN TAVIRLARDIR

 

Fransa ile Türkiye arasında yaşanmakta olan sorunlar zinciri son olarak Charlie Hebdo’nun Peygamber Efendimiz (SAV)’e yönelik yakışıksız karikatürlerine Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un hamiliğe soyunmasıyla yeni bir sürece girmiş oldu.

 

Bugün, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Charlie Hebdo tarafından yayınlanan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V)’i sözüm ona küçük düşürücü karikatürlerin Toulouse ve Montpellier’deki hükümet binalarına yansıtılması yönünde talimat vermesi Avrupa devletlerinin İslam düşmanlığı yüzünü bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.

1526 yılında Almanya Kralı Şarlken’e yenik düşüp, hapse atılan Fransa Kralı 1. Françoise’nın elçisini göndererek Kanuni Sultan Süleyman’dan aman dilemesini çok çabuk unutan Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un; 

İslamofobik nefret ürünü olan bu karikatürleri ‘inanç ve ifade özgürlüğü’ bağlamında değerlendirmesi, öldürülen tarih öğretmeni Samuel Paty’yi Fransa’nın en büyük onur nişanı “Légion d’Honner” ile ödüllendirmesi ve bu ödülü verirken yaptığı talihsiz açıklamalarla  tüm Müslümanları ‘potansiyel suçlu’ ilan etmeye kalkışması sahip olduğu “İslam düşmanı” zihniyetin tezahürüdür.

 

Macron bu gibi adımlarla seçim kampanyasının baş finansörü olan ve kendisini Cumhurbaşkanlığı koltuğuna taşıyan dünyaca ünlü Siyonist Rotschild ailesine de sadık bir hizmetkar olduğunu ortaya koymuştur ...!!

 

Tam bir Rotschild kuklası olan İslam düşmanı Macron’un, yüksek akaryakıt fiyatları, vergi sistemindeki adaletsizlik, artan yaşam maliyetlerinin düşük gelirli vatandaşlara ağır yükler getirmesi sonucu ortaya çıkan  ‘Sarı Yelekliler Hareketi’ nedeniyle içinde bulunduğu sıkıntılı ve sancılı dönemi unutturabilmek adına Müslümanları ve inandıkları değerleri hedef alarak iç istikrarı sağlaması asla mümkün değildir.

 

Evet, Macron, Fransa, AB, Batı her fırsatta gerçek yüzünü sergiliyor, peki biz ne yapıyoruz ? Türkiye’de mevcut iktidar en yetkili ağızlardan;

“Bugüne kadar AB’ne girmek için bizden ne  istedilerse taahhüt ettik, ne dedilerse yaptık, hangi şartları önümüze getirdilerse tamam dedik, fakat en sonunda anladık ki AB’nin bizi tam üye yapmaya en başından beri  niyeti yokmuş” sözlerini sarfediyor.

Gerçekten de mevcut iktidar 18 sene boyunca dış ticaret alanında, gümrük anlaşmaları alanında, siyasi alanda, kanunlarımızı yaparken AB ne dediyse tam teslim oldu.

Bağımsız bir ülke olmamıza rağmen, kendi meclisimizde çıkardığımız kanunları AB hazırlayıp bize gönderdi.

İslam düşmanı, Müslüman düşmanı, ırkçı zihniyete bu şekilde teslimiyet içinde olmamız gerçekten de çok acı bir durumdur ...!!

 

Burada Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın;  ‘Fransız mallarını boykot’ çağrısını geçici ve sınırlı bir adım olarak görüyoruz. Burada asıl yapılması gereken; 

 

Geçici çözüm olan ve yaptırım gücü çok sınırlı olan Fransız mallarını boykot çağrısı ile birlikte;

-       Yılda 30-40 milyar dolar dış ticaret açığına, 500 milyar dolara yakın dış borç stoğuna sahip ülkemizi dış bağımlılıktan kurtarabilecek adımların atılabilmesidir.

-       18 seneden beri uygulanan borç-faiz-zam-vergi ekonomisi yerine, üretim-istihdam-katma değerli ihracat ekonomisine geçilmesidir.

 

Kendi ülkenizde yerli ürün olarak ürettiğiniz bir ürünü üretmekte kullanılan hammadde-malzemenin %80’ini ithal ederken yabancı ülke mallarına ne kadar boykot uygulayabilirsiniz ??

 

Ayrıca eğer bir boykot uygulanacaksa bunun D-8 ülkeleriyle, hatta 57 Müslüman ülkeyle birlikte uygulanması çok daha etkili olur. 

83 milyonluk Türkiye’nin boykotunun etkisiyle 2 milyarlık İslam Alemi’nin topyekun boykotunun etkisi bir olmaz …!!

Mevcut iktidar 18 seneden beri D-8 Organizasyonu’na gereken önemi verip, gerektiği gibi çalıştırsaydı, hatta bu kadar uzun zamanda D-60 adımını atsaydı bugün durum çok farklı olurdu …

 

2 milyarlık İslam Alemi topyekun ayağa kalkıp hep birlikte bu boykotu yapsa,  hatta dünya petrollerinin 3’te 2’sine sahip 57 Müslüman ülke size petrol vermiyoruz dese Macron da, Fransa Devleti de dünyanın kaç bucak olduğunu görürdü…!!

 

 

 

Sonuç olarak, Fransız mallarını boykot çağrısının yanında asıl olarak;

-       Fransa ve Avrupa’ya olan bağımlılığı azaltacak ve ortadan kaldıracak adımların atılması,

-       Ekonomik ve teknolojik bakımdan güçlü Türkiye’nin inşa edilmesi,

-       Dış politikada, Avrupa ile ilişkilerde tarihten gelen misyonumuza uygun duruş sergileyen, tüm İslam Alemi’ne öncülük eden Türkiye’nin hayata geçirilmesi son derece elzemdir.