SEDAT PEKER VİDEOLARI: HER ŞEYİ DIŞ GÜÇLERE BAĞLAMAK OLMAZ

 

İddialar Ciddi Üzerine Gidilmeli

Genel BaÅŸkanımız Dr. Fatih Erbakan, Türkiye'nin gündemini meÅŸgul eden Sedat Peker iddialarına iliÅŸkin, halkın asıl gündeminin geçim sıkıntısı ve iÅŸsizlik olduÄŸunu hatırlatarak, iddiaların ciddi olduÄŸunu ve mutlaka araÅŸtırılması gerektiÄŸini, her ÅŸeyde olduÄŸu gibi bu yaÅŸananların da dış güçlere baÄŸlanmasını doÄŸru bulmadığını söyledi.

 

Genel BaÅŸkanımız Dr. Fatih Erbakan, İstanbul İl BaÅŸkanlığımızda düzenlediÄŸi haftalık olaÄŸan basın toplantısında gündemi deÄŸerlendirdi.

 

27 Mayıs'ın Arkasında ABD Vardı

27 Mayıs askeri darbesini yıldönümünde darbelerden en çok maÄŸdur olan siyasi hareketin Millî GörüÅŸ olduÄŸunu hatırlatan Genel BaÅŸkanımız, 27 Mayıs, 12 Eylül ve 28 Åžubat darbelerinin arkasındaki gücün ABD olduÄŸunu yineledi ve bir daha demokrasi dışı, halkın iradesini hedef alan darbelerin yaÅŸanmaması için dua ettiklerini ifade etti.

 

Halkımız Borç ve Faiz Batağında

Genel BaÅŸkanımız halkın asıl gündeminin geçim sıkıntısı ve iÅŸsizlik olduÄŸunu belirterek ÅŸöyle devam etti:

"Türkiye'de Pandeminin baÅŸladığı 2020 Mart ayından 2021 Mart ayına kadar geçen bir yıllık sürede hane halkının kredi kartı borçları %47 arttı. Hane halkının bankalara, finans kuruluÅŸlarına toplam borcu ise %36 artışla 899 milyar TL'ye ulaÅŸtı. Yani diÄŸer bir deyiÅŸle 83 milyon vatandaşın bankalara, finans kuruluÅŸlarına borcu 100 milyar doları aÅŸtı. Bu da iktidarın salgın süresince desteksiz bıraktığı, hiçbir nakdi katkı saÄŸlamadığı milyonlarca insanın, hayatını ihtiyaç kredisi çekerek, kredi kartıyla borçlanarak sürdürdüÄŸünü, kirasını, faturasını, yeme-içme ihtiyacını yani en temel ihtiyaçlarını faizli borçla karşılamaya çalıştığını gösteriyor. 83 milyonluk ülkede 34,5 milyon kiÅŸi kredi borçlusu durumunda. Sektörler ve iÅŸletmeler açısından da tablo çok farklı deÄŸil. Pek çok sektörde ÅŸirketler, iÅŸletmeler kredi ve borçla ayakta duruyor. Krediler yapılandırılarak, yeni çekilen kredilerle önceki kredi kapatılarak, kredi kartı borçları ihtiyaç kredisi çekilip ödenerek bireyler yaÅŸamaya, iÅŸletmeler kendilerini yüzdürmeye çabalıyor."

 

Genç İşsizlik Alarm Veriyor

Türkiye’nin, dünyanın en yüksek genç iÅŸsizlik oranına sahip ülkelerinden bir tanesi haline geldiÄŸini söyleyen Genel BaÅŸkanımız, "Artan nüfusuna, gençlerine iÅŸ-istihdam imkânı oluÅŸturmanın bir ülkenin en önemli meselelerinden bir tanesi olduÄŸunu söyledik… Åžimdi de yeni bir istatistik daha ortaya konuldu. Türkiye, OECD ülkeleri içinde gençleri en çok ‘boÅŸta gezen' ülke. Türkiye ne eÄŸitim alan ne de istihdamda olan, yani okumayan ve çalışmayan, ‘boÅŸta gezen’ gençlerin oranında %28,8 ile OECD ülkeleri arasında ilk sırada. Bu düzeyde bir boÅŸta gezen genç oranı maddi ve manevi açıdan yıkıcı sonuçlar doÄŸuracak çok sayıda sosyal, toplumsal problemlere yol açma potansiyeli taşır." ifadelerini kullandı.

 

AB'den Bize Fayda Yok, Çözüm D-8'i Canlandırmak

Avusturya'nın Gazze'de çocukları katleden İsrail'e verdiÄŸi desteÄŸi hatırlatan Genel BaÅŸkanımız Dr. Fatih Erbakan, AB'den bize fayda gelmeyeceÄŸini, çözümün D-8'i canlandırmak olduÄŸunu belirtti: "Avusturya'da devlet binalarına İsrail bayrağı asılarak açık bir ÅŸekilde İsrail'e destek verildi. Gözlerimizle gördük. BaÅŸbakanlık binası üstünde Avusturya bayrağı ile İsrail bayrağı yan yana göndere çekilmiÅŸ. Yine bu olay bizzat Merhum Erbakan Hocamızın ifade ettiÄŸi, "Siyonizm bir timsah ise, bu timsahın üst çenesi ABD, alt çenesi AB, gövdesi Müslüman ülkelerdeki iÅŸbirlikçiler, kuyruÄŸu ise İsrail'dir" diye tanımlama yapmıştır. Bu olay tanımlamanın ne kadar doÄŸru olduÄŸunu gösteriyor'. Ayrıca Avrupa Parlamentosu’nda (AP) öteden beri tartışılan “Türkiye Raporu” da kabul edildi biliyorsunuz. AP’nin tam üyelik müzakerelerinin askıya alınması çaÄŸrısı statüsü gereÄŸi tavsiye niteliÄŸinde olduÄŸundan bu aÅŸamada somut bir sonuç doÄŸurması söz konusu deÄŸil, ancak bu çaÄŸrı AB komisyonu ve AB Liderler Zirvesi’nde gündeme alınarak kabul edilirse üyelik müzakerelerinin kesilmesi ya da tümden sonlandırılması mümkün olabilir. Böylelikle iktidarın yıllardır büyük bir coÅŸkuyla sarıldığı bir dalın daha hayal olduÄŸu ortaya çıktı. Sadece tek başına bu olay dahi iktidarın sürekli tekrarladığı “GeleceÄŸimizi AB’de görüyoruz” sözünü sorgulaması için yeterli bir sebeptir.  Tüm bu ibretlik olaylar karşısında asıl yapılması gereken ise; Hükümet’in 19 senedir adeta rafa kaldırdığı D-8 Organizasyonu’nu canlandırmak, güçlendirmek ve bir an önce D-60 adımını atmak için çaba göstermektir." dedi.

 

Erken Seçime Gidip Halkımızı Millî GörüÅŸ Zihniyeti ile BuluÅŸturmalıyız

Bir gazetecinin erken seçim sorusu üzerine Genel BaÅŸkanımız "Erken seçimin bir an evvel olmasını ve milletimizin Millî GörüÅŸ iktidarı ile buluÅŸmasını istiyoruz. Çünkü söylediÄŸimiz gibi halkımız için tablo giderek ağırlaşıyor. Millî GörüÅŸ'ün ekonomi politikasını ortaya koyup borç faiz zam ekonomisi yerine üretim istihdam ihracat ekonomisi borçla faizle deÄŸil milli kaynaklarımızla kaynak üretecek bir yönetimin gelmesi lazım." ifadelerini kullandı.

 

Sedat Peker İddiaları Yorumu: Her Åžeyi Dış Güçlere BaÄŸlamak Olmaz

Türkiye'de gündemi meÅŸgul eden Sedat Peker iddialarına iliÅŸkin de soruyu yanıtlayan Genel BaÅŸkanımız, "Bir defa iddialar çok ciddi. İddialarda söz konusu olan kiÅŸiler önemli ve kritik görevlerde. Kamuoyu ve toplumun da bu konuya ilgisi çok yüksek. Dolayısıyla bu iddiaları göz ardı etmek gibi bir durum söz konusu olamaz. En baÅŸta bu iddiaları araÅŸtırılmasının Ak Parti'nin istemesi lazım. Çünkü töhmet altında kalıyorsunuz. Tabii konuyla ilgili Meclis’e gelen araÅŸtırma komisyonu kurulması teklifi AK Parti ve MHP'nin oyları ile reddedilmesi de bizleri ÅŸaşırtmadı. Ayrıca her olayı da dış güçlere baÄŸlamamak lazım. Dış güçlerin size operasyon yapması için onların oyununu bozmanız lazım. Hangi noktada dış güçlerin ajandasına aykırı hareket ettiniz? Kürecik'te radar sistemi kur diyorlar kuruyorsunuz, Afganistan'a asker gönder diyorlar gönderiyorsunuz? 19 yılda 530 milyar dolar borç faizi haraç ödüyorsun. Dolayısıyla artık Her ÅŸeyi dış güçlere baÄŸlamanız toplum tarafından da hoÅŸ karşılanmıyor." ÅŸeklinde konuÅŸtu.

 

Genel Başkanımızın Konuşmasının Tam Metni

BORÇ- FAİZ BATAÄžI

 

Türkiye'de pandeminin baÅŸladığı 2020 Mart ayından 2021 Mart ayına kadar geçen bir yıllık sürede hane halkının kredi kartı borçları %47 arttı, hane halkının bankalara, finans kuruluÅŸlarına toplam borcu ise %36 artışla 899 milyar TL'ye ulaÅŸtı…

 

Yani diğer bir deyişle 83 milyon vatandaşın bankalara, finans kuruluşlarına borcu 100 milyar doları aştı...

Yani bir baÅŸka deyiÅŸle de 1 trilyon TL’ye yaklaÅŸtı…

 

Yani 83 milyon vatandaşın, hane halkının bankalara borcu  Ak Parti iktidarı döneminde 140 KAT ARTTI …!!

 

Bu 899 milyar TL’lik borcun  % 46’sının ihtiyaç kredisi olması, %17’sinin de kredi kartı kullanımından kaynaklanması dikkate alındığında söz konusu tutarın %63’ünün ihtiyaç kredileri ve kredi kartı harcamalarından olduÄŸu görülüyor.

 

Bu da iktidarın salgın süresince desteksiz bıraktığı, hiçbir nakdi katkı saÄŸlamadığı milyonlarca insanın, hayatını ihtiyaç kredisi çekerek, kredi kartıyla borçlanarak sürdürdüÄŸünü, kirasını, faturasını, yeme-içme ihtiyacını yani en temel ihtiyaçlarını faizli borçla karşılamaya çalıştığını gösteriyor….

 

 

 

 

 

84 milyonluk ülkede 34,5 milyon kiÅŸi kredi borçlusu durumunda….

Kredi çekme olanağı bulunmayan çocuklar, 18 yaÅŸ altı nüfusu düÅŸtüÄŸünüz zaman, kalan nüfusun üçte ikisi borçlu ve yaÅŸamını borçla, gelecekteki gelirlerini bugünden tüketerek idame ettiriyor.

Sektörler ve iÅŸletmeler açısından da tablo çok farklı deÄŸil. Pek çok sektörde ÅŸirketler, iÅŸletmeler kredi ve borçla ayakta duruyor. Krediler yapılandırılarak, yeni çekilen kredilerle önceki kredi kapatılarak, kredi kartı borçları ihtiyaç kredisi çekilip ödenerek bireyler yaÅŸamaya, iÅŸletmeler kendilerini yüzdürmeye çabalıyor.

 

Åžimdi de iktidar,  Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaleti ve hazine garantisiyle, kamu bankaları üzerinden halkı tekrar borçlandırma planına geçiyor.

Bugüne kadar sorunlara çözüm olmayan, pek iÅŸletmeyi, ÅŸirketi borç batağına sürükleyen bu yöntemle iktidar birkaç ay daha ekonomiyi ayakta tutmaya, suni teneffüs yaptırmaya yöneliyor.

Milyonlarca insan için borç ve faiz girdabı daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

 

DiÄŸer taraftan,

Pek çok ekonomistin de belirttiÄŸi gibi, kısa vadeli dış yükümlülükler yıllardır Türkiye'nin tepesinde Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor.

 

Bir yıldan kısa sürede ülke olarak ödememiz gereken dış borç ve borç faizi miktarı 190 milyar doları aÅŸmış durumda…

Bunun üzerine bir de finanse edilmesi gereken yıllık 40 milyar dolarlık cari açık eklenirse, 12 ay gibi kısa bir sürede 230 milyar dolar bulmamız gerektiÄŸi gerçeÄŸiyle karşılaşıyoruz.

 

Bundan 10 yıl önce kısa vadeli dış yükümlülüklerin GSYH'ye oranını yüzde 18 iken, bugün bu oran yüzde 26'ya gelmiÅŸ durumda…

12 ay içinde GSYH’nın neredeyse 3’te 1’i kadar döviz bulup dış ödemelerini yapmanız lazım...!!

 

Bu yük artık altından kalkılamayacak bir hal almıştır, mevcut iktidar bu çarkı artık döndüremeyecek noktaya gelmiÅŸtir…!!

 

Bu tablo elbette ki 19 senedir uygulanan Borç-Faiz ekonomisinin sonucudur…

 

Üretim olmadan, ihracat olmadan, ülkede üretim ve ihracat yapılacak iklimi oluÅŸturmadan bu tablodan kurtulmak mümkün deÄŸildir…

.....................,,,,,,,,,........................................................

 

İŞSİZLİK

Türkiye’nin dünyanın en yüksek genç iÅŸsizlik oranına sahip ülkelerinden bir tanesi haline geldiÄŸini, üniversite diplomalı iÅŸsizler ordumuzun 1,5 milyon kiÅŸiyle TSK ordumuzu 3’e katladığını daha önce defalarca ifade ettik…

Artan nüfusuna, gençlerine iÅŸ-istihdam imkanı oluÅŸturmanın bir ülkenin en önemli meselelerinden bir tanesi olduÄŸunu söyledik…

Åžimdi de yeni bir istatistik daha ortaya konuldu. Türkiye, OECD ülkeleri içinde gençleri en çok ‘boÅŸta gezen' ülke...

 

Türkiye ne eÄŸitim alan ne de istihdamda olan, yani okumayan ve çalışmayan, ‘boÅŸta gezen’ gençlerin oranında % 28.8 ile OECD ülkeleri arasında ilk sırada.  (Bu alanda OECD ortalaması % 12.8)

 

Bu düzeyde bir boÅŸta gezen genç oranı maddi ve manevi açıdan yıkıcı sonuçlar doÄŸuracak çok sayıda sosyal, toplumsal problemlere yol açma potansiyeli taşır…

 

Bu soruna çözüm bulmak öncelikle devletin, Hükümet’in görevidir.  Bu çözüm de biraz önce de söylediÄŸimiz gibi, ancak ve ancak borç-faiz, beton-çimento ekonomisi yerine üretim-istihdam-ihracat ekonomisine geçiÅŸle mümkün olur…..

.............................,,,,,,,,..................................................

 

Yoksulluk, Geçim Sıkıntısı Kaynaklı İntiharlar Her Geçen Gün Artıyor…

GeçtiÄŸimiz hafta İstanbul Haseki tramvay durağında gerçekleÅŸen intihara ilaveten, son günlerde Åžanlıurfa, İzmir, Hatay, Antalya ve Mersin’den art arda gelen intihar haberleri bizleri derinden etkilerken, Milletimiz’in içinde bulunduÄŸu sosyo-ekonomik sorunların boyutunu ve bu sorunların ortaya çıkardığı ruhsal ve psikolojik yıkımın etkisini de ortaya koymuÅŸtur.

Elbette ki sebep ne olursa olsun, hiçbir acı, hiçbir sorun intihara gerekçe olamaz, bir insanın kendi canına kıyması asla kabul edebileceÄŸimiz bir durum deÄŸildir.

Artan intihar vakaları ile ilgili deÄŸerlendirme yaparken amacımız, ortaya çıkan bu acı tablonun sebeplerini doÄŸru tahlil etmek ve milletimizin tek bir ferdinin dahi intihar etmesine, hayatını sonlandırmasına gönlümüzün razı olmadığını ifade etmektir.

Türkiye’de TÜİK’in yayınladığı rapora göre 2017, 2018 ve 2019 yıllarında yaÅŸanan intihar vakaları sayısal olarak da, oransal olarak da artmaktadır.

2009-2019 yılları arasında, 10 yılda kayıtlara geçen intihar sayısı maalesef 35 bine yaklaÅŸmıştır…

Yine  TÜİK verilerine göre bu intiharlar arasında “ekonomik sebepli” olanlar 1. Sırada yer almaktadır. Kayıtlara  “Aile GeçimsizliÄŸi”,  “Geçim ZorluÄŸu”, “Ticari BaÅŸarısızlık” olarak geçen sebeplerin tamamı ekonomik sıkıntıların intihar vakalarındaki etkisini göstermektedir.

Yıllardır söylediÄŸimiz fakirliÄŸin, gelir dağılımı adaletsizliÄŸinin, kaynakların adil bir ÅŸekilde paylaşılmamasının ülkemizin çok önemli bir yarası olduÄŸu gerçeÄŸi,  bu son intihar vakalarıyla bir kez daha açıkça ortaya çıkmış oldu.

Bu intiharlar, yıllardır üretime ve istihdama dayalı olmayan, borçla, krediyle, yüksek faiz getirisi için ülkeye giren sıcak para ile yürütülen ekonominin ağır sonuçlarıdır.

Bu tablo, 20 yıldır uygulanan borç-faiz, beton-çimento ekonomisinin, kaynak ve imkanların tahsisinde “Önce Millet” yerine, “Önce İmtiyazlılar” denilerek hareket edilmesinin sonucudur.

 

Tarihi rekorlar kıran iÅŸsizlik oranları, açlık sınırında bir hayat sunan asgari ücret,  geleceÄŸe dair umutları tükenen genç nesil,  kredi kartı ve banka kredisi borcu altında ezilen insanlar,  elektrik faturasını ödeyemediÄŸi için karanlıkta kalan 4 milyon hane, sosyal yardıma muhtaç  7 milyon hane,  siftah yapamadan akÅŸam eden ve kısıtlama kararıyla son bir yılda doÄŸru dürüst dükkanını açamayan ve devletten de diÅŸe dokunur bir destek alamayan esnaflar, torununun sünnetine giderken bir çeyrek altın dahi alamayan emekliler, çocuÄŸunun küçücük bir isteÄŸini yerine getirecek parası olmayan babalar, mutfakta boÅŸ buzdolabıyla baÅŸ baÅŸa kalan ev hanımları...

Halkımızın bu acı gerçekleri “neden bu kadar intihar vakası yaÅŸanıyor” sorusunun cevabı olarak karşımızda durmaktadır…

Özellikle son bir ayda yaÅŸanan tüm intihar vakalarının arkasında pandemi süreciyle daha da ağırlaÅŸan hayat ÅŸartları, daha da derinleÅŸen ekonomik sıkıntılar bulunmaktadır…

-İktidarın “Önce İmtiyazlılar” anlayışını terk edip, “Önce Millet” anlayışına geçmesi ÅŸarttır. Paylaşımda adaleti tesis etmesi ÅŸarttır.

-İktidarın görevi yoksul bırakılmış halka sadaka dağıtan, hayır kurumu iÅŸlevi görmek deÄŸil, halkın alım gücünü, refah seviyesini artıracak adımları atmaktır. İşsiz milyonlara iÅŸ imkanı saÄŸlamaktır.

-Hem ekonomik açıdan, hem de manevi açıdan insanımızı intihara sürükleyen sebeplerin ortadan kaldırılması, refah seviyesi yüksek, manevi açıdan donanımlı bir toplumsal yapının oluÅŸturulması bir iktidarın en önemli görevidir.

-Tek bir vatandaşımızın dahi hayatını sonlandıracak bir sona sürüklenmesinin önüne geçecek ekonomik ve sosyal tedbirleri almak iktidarın boynunun borcudur…

Bizler Yeniden Refah Partisi olarak  “YaÅŸanabilir Bir Türkiye” idealiyle çalışmaya devam ediyoruz...

-Biz  “paylaşımda adalet” ve “yönetimde adaleti” saÄŸlayacağız, kaynakların, gelir ve servetin adil bir ÅŸekilde paylaşılmasını saÄŸlayacağız.   

-Bizim iktidarımızın önceliÄŸi imtiyazlılar deÄŸil, millet olacak.  

-Bizim iktidarımızda sadece imtiyazlıların deÄŸil, herkesin refah içerisinde yaÅŸayacağı, annelerin ve babaların çocuklarının istekleri karşısında boynu bükük kalmayacağı bir Türkiye’yi inÅŸa edeceÄŸiz.

…………………………………………………………..

VATANDAÅžIN SAÄž CEBİNDEN ALIP SOL CEBİNE KOYMA,  MİLLETE KAÅžIKLA VERİP KEPÇEYLE ALMA UYGULAMASI DEVAM EDİYOR

 

20 Mayıs’ta açıklanan CumhurbaÅŸkanı kararına göre akaryakıt ürünlerinden alınan özel tüketim vergisi (ÖTV) %54,  %78 ve %189 oranında artırıldı…

 

-ÖTV 95 oktan benzinde litre başına  0.86 TL’den 1.33 TL’ye,

-98 oktan benzinde  1.03 TL’den 1.58 TL’ye çıkarıldı.

-ÖTV litre başına motorinde 0.72 TL’den 1.29 TL’ye çıkarılırken,

-Motorlu taşıtlarda yakıt olarak kullanılan  LPG’de 0.28 TL’den 0.81 TL’ye  yükseltildi.

 

Geçen yılın son 7 ayında akaryakıt ürünlerinden ‘15.5 milyar TL’ ÖTV tahsilatı yapıldığına göre,  bu ÖTV artışıyla bu senenin kalan 7 ayında akaryakıt ürünlerinden yaklaşık ‘25 milyar TL’ ÖTV tahsilatı yapılacak. 

 

Bu ne demektir ?

Büyük reklamlarla anlata anlata bitiremedikleri ‘tam kapanma desteÄŸi’ olarak esnafa verilecek olan 4.5 milyar liralık hibe,  ÖTV artışıyla yaklaşık 3 ayda vatandaÅŸtan tahsil edilecek demektir…

Yani vatandaÅŸa verilen sözüm ona destek, yine vatandaşın cebinden fazlasıyla geri alınmış olacak…

 

Hükümetlerin görevi vatandaÅŸa kaşığın ucuyla verip sapıyla çıkarmak, vatandaşın saÄŸ cebine bir ÅŸey koyarken sol cebinden almak deÄŸil, ilave kaynak üretmek ve bu kaynakla halkına gerçek manada katkı saÄŸlamak, vatandaşının refah seviyesini artırmaktır…!!

 

DİĞER TARAFTAN VERDİĞİNİ FAZLASIYLA GERİ ALMASA DAHİ,  VERDİĞİ NE ??

 

Milyonlarca esnafa 4,5 milyar TL, DiÄŸer taraftan 5 tane müteahhide yolcu ve araç garantili köprü, otoyollar, havaalanları, hastaneler için 2021 bütçesinde ayrılan garanti ödemelerinin tutarı 31 milyarTL.

Yani milyonlarca esnafa müjde olarak sunulan desteÄŸin 7 katı para sadece birkaç tane holdinge…!!

 

Böyle olunca da ne oluyor ??

 

TESK’in açıkladığı rakamlara göre 2021’in ilk çeyreÄŸinde iÅŸyerini kapatan esnaf sayısı 29 bin olurken, geçen yıl  kapanan esnaf iÅŸyeri sayısının ise 100 bin olduÄŸu duyuruldu.

 

2021’in ilk 4 ayında 434 esnafın ekonomik sıkıntılar, biriken borçlar ve ödemeler nedeniyle intihar ettiÄŸini ortaya konuldu.

…………………………………………………………

 

Sayın CumhurbaÅŸkanı geçen hafta yapılan Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamalarda, Kudüs'te devam eden olaylarla ilgili olarak,

 

"Kudüs'ün üç dinin temsilcilerinden oluÅŸan bir komisyon tarafından yönetilmesi günümüz ÅŸartlarında en doÄŸru ve tutarlı yol olacaktır. Aksi takdirde bu kadim ÅŸehirde kalıcı barışı saÄŸlamak kolay ve mümkün görülmüyor" diyerek, baÅŸta Filistinli Müslümanlar olmak üzere, tüm İslam Alemi’ni ve elbette ki bizleri hayrete düÅŸürmüÅŸtür.

 

Bu fikri Vatikan, AB veya bir Avrupa devleti ortaya atsa hadi neyse,  ama Türkiye’nin C. BaÅŸkanı’nın bunu dile getirmesi tüm Müslümanları gerçekten de büyük hayal kırıklığına uÄŸratmıştır.

 

Böyle bir düÅŸünce İslâm dünyası açısından asla kabul edilemez bir düÅŸüncedir. 

 

 

Kudüs Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın ÅŸehri, Selahaddin Eyyubi Hz.'nin, bizlere emaneti, tüm Müslümanların kılıç hakkıdır, dolayısıyla İslam toprağıdır ve öyle de kalacaktır…!!

 

Kudüs’ün üç dinin ortak merkezi olması yönünde bir baskı daha BM ilk kurulduÄŸunda da yapılmış, ancak Filistinli Müslümanlar tarafından ÅŸiddetle reddedilmiÅŸtir. Bunun üzerine İsrail kaba kuvvetle iÅŸgallere baÅŸlamıştır.

 

Sn. CumhurbaÅŸkanı’nın bu açıklamasıyla aslında, Siyonistlere karşı Müslümanların vermiÅŸ oldukları haklı mücadeleye raÄŸmen, Hıristiyanların da yönetime dahil edilmesi suretiyle, Hıristiyan dünyasına, mülkiyette ve yönetimde hukuksal haklar edinmeleri teklif edilmektedir.

 

Müslüman toprağı olan Kudüs'ün sadece Yahudiler yetmez, Hirstiyanlar tarafından da bölüÅŸülmesi istenmektedir. Teklif edilen yeni statü ile OrtadoÄŸu’da Vatikan'a önemli bir siyasî etkinlik kazanma fırsatı sunulmaktadır.

 

KUDÜS DAVASI’yla, bugüne kadar sayısız ÅŸehit verilerek yapılan mücadeleyle baÄŸdaÅŸmayan BÖYLE BİR SÖYLEM ASLA KABUL EDILEMEZ.

TÜRKIYE ASLA BÖYLE BIR MİSYONUN PARÇASI OLMAMALIDIR . 

……………………………………………………………

 

Bu süreçte,  yani Siyonist İsrail Devleti Kudüs’te, Mescidi Aksa’da terör estirirken, Avusturya’da devlet binalarına İsrail bayrağı asılarak açık bir ÅŸekilde İsrail’e destek verildi…

BaÅŸbakan Kurz, Twitter hesabından 14 Mayıs'ta yaptığı açıklamada, İsrail ile dayanışma amacıyla bu ülkenin bayrağının BaÅŸbakanlık binasına çekildiÄŸini duyurdu.

Avusturya Hükümeti’nin bu tavrı Milli GörüÅŸ olarak 50 senedir söylediÄŸimiz; 

“AB, Amerikan Yönetimi, BM, IMF, Dünya Bankası, Dünya SaÄŸlık Örgütü  vb hepsi tek merkeze baÄŸlıdır, bu merkez de Siyonizm’dir” sözünün doÄŸruluÄŸunu ortaya koyan sayısız örnekten bir tanesi olmuÅŸtur.

Yine bu olay bizzat Merhum Erbakan Hocamız’ın ifade ettiÄŸi, ”Siyonizm bir timsah ise, bu timsahın üst çenesi ABD, alt çenesi AB, gövdesi Müslüman ülkelerdeki iÅŸbirlikçiler, kuyruÄŸu ise İsrail’dir” sözünü hatırlatmıştır.

Sadece tek başına bu olay dahi iktidarın sürekli tekrarladığı “GeleceÄŸimizi AB’de görüyoruz” sözünü sorgulaması için yeterli bir sebeptir.

 

Tüm bu ibretlik olaylar karşısında asıl yapılması gereken ise;

Hükümet’in 19 senedir adeta rafa kaldırdığı D-8 Organizasyonu’nu canlandırmak, güçlendirmek ve bir an önce D-60 adımını atmak için çaba göstermektir.

…………………………………………………………..

Avrupa Parlamentosu’nda (AP) öteden beri tartışılan  “Türkiye Raporu”  kabul edildi…

[480 Evet, 64 Hayır, 150 Çekimser Oy] ile onaylanan raporda AP, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini askıya alması, mali yardımların kesilmesi, insan hakları ve demokratikleÅŸme alanlarındaki gerileme konusunda Türkiye’nin uyarılması, gerekirse yaptırım uygulanması çaÄŸrısında bulundu.

 

Raporda öne çıkan maddeler ve dikkat çekilen hususlar;

- Türkiye'nin AB deÄŸerleri ve standartlarıyla arasına mesafe koyması iliÅŸkilerde tarihi bir dibin görülmesine neden oldu.

- Türkiye'nin reform konusundaki isteksizliÄŸi daha derinlikli bir iliÅŸkinin önünde engel olmuÅŸtur.

Daha geçtiÄŸimiz aylarda bizzat Sn. C.BaÅŸkanı’nın “Bugüne kadar ne istediniz de yapmadık” dediÄŸi AB’nin parlamentosu bugün bu tavrı sergiliyor…

Çok ibretlik bir durum …!!

 

AP’nin tam üyelik müzakerelerinin askıya alınması çaÄŸrısı statüsü gereÄŸi tavsiye niteliÄŸinde olduÄŸundan bu aÅŸamada somut bir sonuç doÄŸurması söz konusu deÄŸil,  

Ancak bu çaÄŸrı AB komisyonu ve AB Liderler Zirvesi’nde gündeme alınarak kabul edilirse üyelik müzakerelerinin kesilmesi ya da tümden sonlandırılması mümkün olabilir.

 

Böylelikle iktidarın yıllardır büyük bir coÅŸkuyla sarıldığı bir dalın daha hayal olduÄŸu ortaya çıktı…

Milli GörüÅŸ’ün 50 senedir haykırdığı;

“Bizi AB’ye almazlar, sadece kapıya baÄŸlayıp oyalarlar, alacağız, alıyoruz deyip istediklerini yaptırırlar” sözünün doÄŸruluÄŸu ortaya çıktı…

 

Yayın Tarihi: 27 Mayıs 2021 | Yayın Saati: 16:35:54