NATO Zirvesi ve NATO’nun İsrail Öncelikli Yeni Güvenlik Mimarisi

Son dönemlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO üyesi olan Kanada’ya yönelik yaklaşımı ve Grönland konusundaki tutumu, “Monroe Doktrini”ni uygulama konusundaki kararlılığını ortaya koymaktadır.

Oysa ki, Grönland, Pituffik askeri üssü vasıtasıyla NATO kapsamında ABD’ye ev sahipliği yapmaktadır. ABD Başkanı Trump’ın, şiddet mitosu yaklaşımlı politikalarla ve zurbaz metotlarla ABD’nin hakimiyet alanlarını genişletme çabası içerisinde olduğunu görmek mümkündür. Trump’ın bu saldırgan politikalarına karşı ihtiyati bir tutum ortaya koymaya çalışan bazı NATO ülkelerine karşı tavır ortaya koymaya çalışması gözlerden kaçmamaktadır.

 

Özellikle İran müdahalesi sonrası ABD ve AB üye ülkeleri arasında yaşanan kırılgan politikalar sonucu ortaya çıkan sorunların hangi yöne evrileceği büyük ölçüde Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesinde belirginlik kazanması beklenmektedir. Bu arada Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki yakınlaşma, dış politikamızda yaşanan paradigma değişikliği ile iyice farklı bir düzlemde seyretmemize neden olmaktadır.

 

Özellikle Ortadoğu’da yaşanmakta olan son olumsuz gelişmeler Türkiye’ye yönelik İsrail kaynaklı tehdit algılarının iyice artmasına neden olmaktadır. Türkiye’nin ABD ve NATO şemsiyeli güvenlik anlayışlı politikaları ne yazık ki iyice yalıtılmışlık örneğiyle karşımıza çıkmaktadır.

 

Türkiye-ABD ilişkileri: “stratejik ortaklık” ve daha sonra Obama başkanlığı döneminde ortaya çıkan “Model Ortaklık” formüllerine rağmen Türkiye’ye karşı yürütülmekte olan izolasyonist politikaların İsrail güvenliği başta olmak üzere farklı amaçlara matuf olduğu su götürmez bir gerçektir.

 

ABD Başkanı Trump’ın imzaladığı 2020 Ulusal Savunma Yetki Yasası’nda Türkiye’ye yönelik yaptırım maddelerinde S-400 alım işlemi nedeniyle F-35 uçaklarının teslim edilmemesi ve Türkiye’ye ABD’nin “Hasımlarıyla Yaptırım Yoluyla Mücadele (CAATSA)” kapsamında yaptırım öngörülmesi, Türk Akımına yönelik yaptırım ve GKRY’ne yönelik ambargoların şartlı olarak kaldırılması karşısında hala hükümet tarafından mukabele-i bilmisil ile karşılık verilmesi konusunda bir adım atılmaması soru işaretleri ortaya çıkarmaktadır.

 

Tüm bu olumsuz gelişmeler Türkiye aleyhine seyir göstermeye devam ederken, özellikle AK Parti hükümetinin, OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) Konseyi’nin İsrail’in teşkilata katılımı için 2010’da yaptığı ve 31 üye ülkenin tamamının onayını gerektiren çağrısını VETO etmeyerek İsrail’in OECD üyesi olmasına engel olmamıştır. Ayrıca İsrail’in NATO tatbikatlarına katılması konusunda vetosunu kaldırmış ve daha da önemlisi NATO’ya bağlı olarak 1994’te kurulan “Akdeniz Diyalog Forumu”nun aktif üyesi olan İsrail’in, NATO’nun Brüksel’deki karargahında temsil edilebilmesi için VETO  hakkını uygulamayan AK Parti hükümetinin bu yaklaşımı karşısında o dönem de Siyonist İsrail’in Başbakanı Netanyahu, AK Parti iktidarının veto hakkını kullanmamasını: “İsrail’in güvenliği için çok önemli adım “olarak nitelendirdiğini de göz ardı etmememiz gerekmektedir.

 

Ez cümle; Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında İsrail’e yönelik tehdit unsuru oluşturabilecek bölge ülkelerinin zayıflatılması ve bu ülkelerde güçsüz yönetimlerin oluşturulması sürecinden sonra ABD güdümündeki NATO’nun İsrail’in güvenlik mimarisinde başat olacağı gerçeğinden hareketle, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek 36. NATO Zirvesi’nin Türkiye’den çok İsrail’in çıkarlarına yönelik “İbrahim Anlaşmaları” kapsamında  yeni gelişmelere yönelik adımlar atabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğunu ifade etmek isteriz.

Yayın Tarihi: 30 Haziran 2026 | Yayın Saati: 15:21:54