
NATO ANKARA ZİRVESİ, İSRAİL-NATO İŞ BİRLİĞİNDE YENİ SAYFANIN BAŞLANGICI MI?
NATO, Türkiye’nin Kore Savaşından sonra 1952 yılında üye yapılmasıyla Kuzeyde Rusya ve Güneyde Ortadoğu’yu kuşatan bir güç dengesi olarak yeni bir ivme kazandı. İsrail, Ortadoğu'da yaşadığı yalnızlık ve tecrit uygulamalarını NATO üyesi Türkiye ile dolaylı yollardan aşmaya çalışmıştır.
Özellikle, yakın dönemde Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmelerden sonra, iki ülke arasındaki ikili ilişkiler, stratejik yakınlaşma, iş birliği ve ortak güvenlik konuları derinlik kazanmış ve iki ülke ilişkileri açısından kırılma noktasını oluşturan Mavi Marmara sendromunun önem ve muacceliyetini de geri plana itmiştir. Türkiye’nin İsrail’e yönelik göreceli (vis-à-vis) politik gelişmelerinin yeni seyri dikkate alındığında, Ortadoğu politikasının geleceği de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
AK Parti iktidarı, OECD Konseyi’nin 2010 yılında, İsrail’in OECD’ye (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) girişi için yaptığı çağrıyı, 31 üye ülke ile birlikte veto etmeyerek İsrail’in OECD üyesi olmasını sağlamış ve bu konuda İsrail’e büyük katkı sağlamıştı. AK Parti iktidarı, OECD'den sonra, NATO nezdinde de veto hakkını kullanmayarak, 28 daimî ülke ile birlikte hareket ederek, NATO'ya üye olmadan genel merkezde daimî bir ofis tahsis edilmesini sağladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun yeni gelişme karşısında “İsrail'in güvenliği için çok önemli bir adım” açıklaması dikkat çekici olmuştur.
İsrail ile NATO arasındaki asıl girişim Şubat 1995’te Tansu Çiller’in başbakanlığındaki DYP-CHP koalisyonu döneminde gerçekleşmiş olup, İsrail, Mısır, Cezayir, Tunus, Ürdün, Fas ve Moritanya’nın katılımıyla Akdeniz Diyaloğu’nun kurulması sağlanmıştır. Diğer altı ülkenin yanında, İsrail’e özel önem atfedilen bu girişimin asıl amacının dönemin iktidarı tarafından okunamaması ve veto edilememesi bugünkü gelişmelere yol açan önemli politik argüman olmuştur.
İsrail, Akdeniz Diyaloğunun NATO nezdinde Türkiye dışında sadece İspanya ve İtalya tarafından Avro-Akdeniz Ortaklığı çerçevesinde yürütülmesi, İsrail'in kuşatılmışlığının ortadan kaldırılmasına yönelik önemli bir hamle olup, İsrail'in, Doğu Akdeniz güvenliği politikası için dönüm noktası oluşturduğu değerlendirilmektedir. Asıl önemlisi, İstanbul Seyahat Rehberleri ve Seyahat Günlükleri Zirvesi sonrası, on sekiz aylık görüşme trafiğinden sonra, İsrail ve NATO’nun Bireysel İşbirliği’ni (Individual Cooperation Program) imzalamış olmasıdır. Böylece İsrail, NATO’nun Akdeniz Diyalog Ülkeleri arasında Avrupa ülkesi olmayan bir ülke olarak Ekim 2006'da NATO ile anlaşmaya varmış ve AK Parti iktidarı da bu anlaşmaya karşı çıkmamıştır.
Bu anlaşmadan bir yıl sonra, 2007 yılında İsrail'de gerçekleştirilen NATO-İsrail Konferansı'nda, İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni, NATO Genel Sekreter Yardımcısı Claudio Bisogniero’nun huzurunda, Akdeniz Diyaloğu’nun en dinamik katılımcısı olan İsrail'in NATO ile resmi iş birliği kurma isteğini dile getirmiştir.
AK Parti iktidarı tarafından veto edilmeyen karar sonucu, İsrail’e Brüksel’de NATO karargâhında ofis tahsis edilmesi, İsrail’in uzun yıllardan beri Akdeniz’de NATO ile iş birliği içerisinde operasyonel bir yapıya kavuşma isteğini kolaylaştırmış ve İsrail’in yayılmacı politikalarının gerçekleşmesinde stratejik ölçekte deneyim kazanmasını sağlamıştır.
AK Parti Hükümetinin attığı bu kritik adımlardan sonra, İsrail'in, yıllarca üzerinde durduğu gerçek ortaklık (genuine partnership) çerçeve anlaşmasının gerçekleşmesi yönünde en büyük engel oluşturan Türkiye vetosunun da ortadan kalkmış olacağı düşünülmektedir.
Burada asıl zor olan sorunun (tougher questio) sorulması ve AK Parti hükümetini bu anlaşmalara iten sebeplerin ortaya çıkarılması gerekirken, TBMM’de temsil edilen bazı siyasi partilerden bunu sorgulayabilecek iradî özgürlüğe sahip hiçbir partinin geçmişte olmaması düşündürücüdür. Ne yazık ki, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki hayati öneme sahip güvenlik kuşağı adım adım AK Parti eliyle NATO kanalıyla İsrail’in inisiyatifine terk edilmektedir.
Sonuç olarak, İstanbul'da daha önceden ilan edilen Ortadoğu Girişimi, Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği İnisiyatifi (İstanbul Cooperation Initiative) ABD Başkanı George Bush’un Büyük Ortadoğu gündemini oluşturup, daha sonra, Daha Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika (BMENA) olarak yeniden adlandırılmıştır. Bundan amaç, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da NATO’nun atacağı somut ve kalıcı adımlarla İsrail'in ihtiyaç duyduğu politik-güvenlik diyalog (politico-security dialogue) ve NATO ile İsrail arasında askeri işbirliğinin (military-to-military) sağlanmasıdır.
TBMM’de, Türkiye ve bölgenin geleceğini ilgilendiren en hayati konunun gündem oluşturmaması ve farklı konulara odaklanılması düşündürücü olsa gerek. Özellikle bugün Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nde TBMM’nin tatil edilerek devre dışı bırakılması üzerinde düşünülmesi gereken kaygı verici bir adım olsa gerek.
DOĞAN BEKİN
Yeniden Refah Partisi
Genel Başkan Yardımcısı
İstanbul Milletvekili