İsrail Bölge İstikrarına Önemli Tehdit Oluşturmaktadır

Siyonist İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik işgal politikası başta olmak üzere Suriye, Lübnan gibi ülkelerde yaşanan olumsuzluklar ışığında ortaya çıkan güç boşluğundan faydalanarak nüfus alanını genişletmek amacıyla ABD ile birlikte hareketle İran’da mevcut istikrarı ortadan kaldırmaya yönelik büyük ölçekli saldırgan politikalarla sonuca ulaşmaya çalıştığını görmek mümkündür.

 

Trump yönetimi tarafından Siyonist İsrail’le birlikte tutarsız ve mesnetsiz angajmanla İran’ın nükleer silah üretme kapasitesini ortadan kaldırma hamlesi şeklindeki nitelemeyle tek taraflı mütecaviz saldırganlığa meşruiyet kazandırılmaya çalışılması her türlü inandırıcılıktan uzaktır.

 

Geçmişte Ortadoğu’nun “Sevr Anlaşması” ile parçalanmasını öngören ve tarihte “Bunsen Raporu” olarak bilinen ve Sir Maurice William Ernest de Bunsen tarafından ana hatları ortaya konulan stratejik rapor Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına vesile olmuştur. Osmanlı bakiyesi üzerine şekillendirilmeye çalışılan yeni Ortadoğu haritası büyük ölçüde amaçlanan sonuçları vermekten uzak kaldı.  Bunun üzerine kolonyal güçlerin dayatması sonucu 1948’de kurulan İsrail Devleti baskı ve ayrıştırıcı unsur olarak bölge güvenliği ve istikrarının ortadan kalkmasında önemli rol oynamaya başladı.

 

Keza İsrail Devleti’nin bekasını amaçlayan ve Oded Yinon tarafından Şubat 1982’de yayınlanan ve geçmişteki “Bunsen Raporu”nu çağrıştıran “Oded Yinon Planı” raporu, İsrail’e komşu ülkelerin parçalanması ve yönetimlerinin zayıflatılması amacına yönelik olup, bu raporun yıkıcı sonuçlarını Gazze, Batı Şeria, Doğu Kudüs, Lübnan ve Suriye’den sonra şimdi de İran’da görmek mümkündür.

 

54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın üzerine basa basa ifade ettiği “Suriye ve Irak parçalanırsa sıra İran ve Türkiye’ye gelecek” şeklindeki açıklaması hâlâ hafızalardadır. Bugün ne yazık ki, Suriye ve Irak fiilen iç savaş sonucu yıkılmış vaziyettedir. Bu ülkelerde Yinon Planı doğrultusunda yeni şekillenmeler yapılmaya çalışılmaktadır.

 

ABD’nin Körfez’de İran’a yönelik büyük ölçekli yığınaklar yaparak saldırı başlatması, Siyonist İsrail merkezli “Yeni Ortadoğu Projesi”ni amaçlayan hamlesi, salt İsrail’in güvenliğini öngören, başta İran ve Türkiye olmak üzere bölge ülkelerini güçsüzleştirmeyi amaçlayan Yinon Planı’nın bir sonucu olsa gerek.

 

Sonuç olarak, küresel güç odakları ve Siyonist İsrail, Doğu ve Batı jeostratejik bakımından çok önemli konumda bulunan güçlü ve etkin Türkiye ile İran'ı arzulamadıkları bir gerçektir. Nitekim İran ve ABD arasında Cenevre'de nükleer enerji konusundaki müzakereler devam ederken, ABD’nin İran’a ani saldırı düzenlemesi bunun en somut göstergesi niteliğindedir. Bu ani saldırı bizlere Osmanlı döneminde yaşanan Navarin faciasını çağrıştırmaktadır.

 

Bu bağlamda, her fırsatta uluslararası hukuku iğdiş eden ABD ve Siyonist İsrail’in İran'a yönelik saldırgan güç politikasından önemli dersler çıkarmamız gerekmektedir. Bu nedenle, küresel aktörlerin Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmeye yönelik her türlü sinsi plan ve tahriklere karşı serinkanlı yaklaşım içerisinde sağduyulu davranmak gerekir düşüncesindeyiz.

 

ABD güdümünde Ortadoğu’nun parçalanmasını bir manifesto olarak ortaya koyan İsrail’in yayılmacı planlarına karşı mevcut statükonun korunabilmesi ve bölge güvenliği açısından dost ve kardeş İran’ın bağımsızlığı, toprak bütünlüğü ve egemenliğinin son derece önemli olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Yayın Tarihi: 9 Mart 2026 | Yayın Saati: 16:26:06