
Bugün basın toplantımızda özellikle bu içinde bulunduÄŸumuz hafta gündemi gerçekten de yoÄŸun bir ÅŸekilde meÅŸgul eden konulara deÄŸinmek ve bununla ilgili görüÅŸlerimizi fikirlerimizi ifade etmek istiyorum.
Burada öncelikle üzerinde durmamız gereken TUSAÅž'a düzenlenen hain terör saldırısıdır.
Bu saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza, şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum ve milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.
İçiÅŸleri Bakanlığımızın yaptığı açıklamaya göre bu hain saldırıyı düzenleyen örgüt üyeleri PKK terör örgütüne mensup kimselerdir. Tabii ki bizler terörü nereden, kimden gelirse gelsin, hangi amaçla neye hizmet ederek yapılıyor olursa olsun kınıyoruz, lanetliyoruz, asla kabul etmiyoruz ve buradan hain emelleri herkesçe bilinen, ihaneti tescilli bu PKK terör örgütünün milletimize ve devletimize asla diz çöktüremeyeceÄŸini bir kez daha haykırıyoruz, ilan ediyoruz.
Bununla birlikte sizin de takdir edeceÄŸiniz üzere en stratejik kuruluÅŸlarımızdan bir tanesi, savunma sanayimizin göz bebeÄŸi olan bir kuruluÅŸ Ankara'nın ortasında baÅŸkentte ve aynı zamanda buraya yapılan saldırı güpegündüz ve adeta teröristlerin ellerini kollarını sallayarak yaptıkları bir saldırı olarak karşımıza çıkıyor.
Tabii ki burada bir takım soruların sorulması lazım. Bir defa orada ilk etapta bir jandarma kontrol noktası var. Bu jandarma kontrol noktasından uzun namlulu KalaÅŸnikof silahlarla bu teröristler nasıl geçtiler?
Arkasından ikinci bir kontrol noktası daha var. Burada plaka tanıma sistemi de var. Bir taksinin içerisinde ve uzun namlulu silahlarla bu ikinci kontrol noktasından nasıl geçtiler?
Bizim dün ziyaretimize gelen bir basın mensubu arkadaşımız dedi ki: “Biz basın mensupları olarak, daha önceki bir tarihte aynı tesise gitmiÅŸtik. Bizim bile giriÅŸimiz büyük prosedürlere tabi oldu, zaman aldı. Biz bile girmekte zorlandık.”
Kaldı ki bir de böyle KalaÅŸnikoflar ile donanmış teröristlerin buradan geçiÅŸi nasıl saÄŸlandı? Bununla beraber tabii ki Ankara'nın merkezinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yanı başında, İçiÅŸleri Bakanlığımıza da bildiÄŸiniz üzere geçen sene Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı günü bir saldırı düzenlenmiÅŸti.
Ülkenin baÅŸkentinde bakanlıkların, böyle stratejik kuruluÅŸların, stratejik noktaların bu kadar kolay hedef haline gelmemesi gerekir. Hele hele de yetkililerimiz uzun süre boyunca “biz terörün kökünü kazıdık, ÅŸehirde zaten terörist kalmadı. DaÄŸlarda birkaç yüz terörist var. Onların da ayakkabı numarasına kadar her türlü istihbaratını topladık” dedikleri bir noktada böyle saldırıların hiç yaÅŸanmaması gerekir.
Ancak ve maalesef bir güvenlik ve istihbarat zaafı olduÄŸu ve yetkililerin ifade ettiÄŸi gibi terörün de tam manasıyla bitirilmiÅŸ olmadığını bu saldırıyla bir kez daha görmüÅŸ olduk. Tabii ki bu zaafların giderilmesi, tedbirlerin alınması ve bu olayın çok yönlü bir ÅŸekilde soruÅŸturulması gereklidir.
DiÄŸer taraftan bu haftanın en önemli gündemi haline gelen Terörist başı Abdullah Öcalan'ın İstiklal harbimizi yürütmüÅŸ olan Gazi Meclisimize davet edilmesi ve “Umut Hakkı”ndan istifade ettirilerek serbest kalmasına yönelik yapılan çaÄŸrıdır.
Böyle bir olay milletimizin terörle mücadelesine ve aziz ÅŸehitlerimizin hatırasına vurulmuÅŸ ağır bir darbedir.
40 sene boyunca Türküyle, Kürdüyle bu kadar kayıplar verdik, bu kadar ÅŸehitler verdik, bu kadar mücadele yaptık, güvenlik güçlerimiz, askerlerimiz gözünü kaybetti, kolunu kaybetti, bacağını kaybetti, on binlerce yavru yetim kaldı, öksüz kaldı, eÅŸler dul kaldı, ekonomik olarak, maddi olarak, manevi olarak, sosyolojik olarak ne büyük bedeller ödedik. Bütün bu mücadele, bütün bunlar bunun için miydi? sorusu elbette ki soruluyor.
Bu terör yüzünden en çok Kürt kardeÅŸlerimiz zarar gördü. Örgüt onları haraca baÄŸladı. Köylerini bastı, evlerini yaktı. Onlara zulmetti. Terör örgütünün eylemleri yüzünden bölgenin ekonomisi geri kaldı. İşsizlik, fakirlik aldı başını gitti. Sadece Türkler deÄŸil, sadece Batı’daki vatandaÅŸlarımız deÄŸil, en çok da DoÄŸu’daki vatandaÅŸlarımız, Kürt kardeÅŸlerimiz bu terör örgütünden zarar gördüler.
Burada bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki Kürt vatandaÅŸlarımızın temsilcisi ne Abdullah Öcalan, ne PKK, ne PYD, ne YPG'dir, ne de tek başına HDP'dir, DEM Parti'dir. Çözüm için bir muhatap aranıyorsa Kürt halkının temsilcisi siyasi partilerdir, bölgedeki STK'lardır, bölgedeki kadim aÅŸiretlerdir ve oradaki Kürt vatandaÅŸlarımızın ta kendisidir.
Yeniden Refah Partisi olarak, doÄŸrudan Kürt vatandaÅŸlarımızın, meÅŸru muhatapların muhatap alınacağı bir çözüm sürecine elbette ki “evet” diyoruz, bunu elbette ki destekleriz.
Kürt kardeÅŸlerimizin haklarının teslim edilmesi bizim herkesten daha çok istediÄŸimiz bir husustur. Millî GörüÅŸ Tarihi, Merhum Erbakan Hocamızın bu konudaki konuÅŸmaları ve icraatları hepinizin malumudur.
Bu ülkede Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Çerkeziyle, Lazıyla, Gürcüsüyle, hep birlikte, birlik ve beraberlik içerisinde, kardeÅŸlik içerisinde yaÅŸamayı Yeniden Refah Partisi olarak, Millî GörüÅŸ olarak en çok biz arzu ediyoruz.
Ancak bütün bunlarla birlikte güvenlik güçlerimizden, kundaktaki masum bebeklere kadar 50 bin insanın kanı elinde olan bir bebek katilinin, bir teröristin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuÅŸturulması ve Umut Hakkı’ndan yararlandırılarak özgürlüÄŸüne kavuÅŸturulması her ÅŸeyden önce devletimizi ve milletimizi aciz gösterir. Bu hususa özellikle dikkat çekiyorum. Böyle bir durum Türkiye'nin hayrına ve yararına deÄŸildir. Bu bir acziyettir, teslimiyettir, 40 yıllık mücadelemize ve ÅŸehitlerimizin aziz hatırasına yapılan bir saygısızlıktır.
Kadınlar, çocuklar ve bebekler de dair olmak üzere on binlerce ÅŸehidimizin kanı elinde olan terörist başından yardım istemek son derece yanlış bir durumdur. Bu davet, bu çaÄŸrı ve böyle bir ÅŸeyin gerçekleÅŸmesi, devlet ve millet olarak bu terörist başından yardım istememiz manasına gelmiÅŸtir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni aciz gösterir. Ordumuzu, güvenlik güçlerimizi aciz gösterir.
Bunun manası nedir? “Biz 40 sene sizinle mücadele ettik. Bütün kurumlarımızla, emniyetimizle, ordumuzla, hükümetlerimizle ancak bu mücadelede baÅŸarılı olamadık. Onun için siz ÅŸimdi gelin, bizi bu durumdan kurtarın. Siz bu çaÄŸrıyı yapın. Biz bunu baÅŸaramadık. Siz bu çaÄŸrıyı yaparak bizi bu durumdan kurtarın” demektir.
Terörle masaya oturulmaz. Terörle pazarlık yapılmaz. Teröristlere söz verilmez. Teröristlerin sözüne güvenilmez. Oslo Süreci’nde ve Hendek Olayları’nda benzer süreçler yaÅŸandı. Terör örgütü, devletimizin iyi niyetinden istifade etti ve arkasından yaÅŸanan olaylar ülkemizin, milletimizin hayrına geliÅŸmeler olmadı. Bunu daha önce tecrübe ettik. Birinci husus budur.
DiÄŸer önemli konu ise PKK'nın, PYD'nin ve YPG'nin arkasındaki güçleri bugün artık ilkokula giden bir evladımız bile biliyor. Arkalarında ABD var, İsrail var, Mossad var, CIA var ve hatta Avrupa devletleri var.
Åžimdi böyle bir tablo, böyle bir gerçek karşımızdayken, bu bölgedeki terör ve bölücülük eylemlerinin planları 50 sene öncesinden, belki 100 sene öncesinden dış güçler tarafından hazırlanmışken, ABD yönetimi yanı başımızda, Suriye'nin kuzeyinde 140 bin kiÅŸilik bir PYD-YPG'den oluÅŸan terör ordusu kurmuÅŸken, onları ağır silahlarla teçhiz etmiÅŸ, onları yıllarca eÄŸitmiÅŸ, donatmış, buraya milyarlarca dolar harcamış, binlerce tır dolusu silahla onları donatmış, bir tek savaÅŸ uçakları ve tankları eksik, bunun dışında her ÅŸeyleri var ve ABD yönetimi bütün bunları binlerce yıllık bir plan olan Büyük İsrail'in kurulması için yapmışken, ÅŸimdi Abdullah Öcalan çıkacak, bir konuÅŸma yapacak ve bütün bu hazırlık, bütün bu projeler, bütün bu planların hepsi “Abdullah Öcalan böyle dedi” diye rafa kalkacak. Böyle bir ÅŸeye kimse inanmamızı beklememelidir.
Bir diÄŸer önemli husus, burada PKK'nın tek başına laÄŸvedilmesi yeterli olmayacaktır. Neden? Çünkü ülkemiz için asıl tehdit haline getirilen ağır silahlarla donatılan PYD ve YPG'nin varlığını devam ettirmesi halinde bir kazanım elde etmiÅŸ olmayız.
Åžu anda belki de kendileri için bile bir önemi kalmayan PKK'nın laÄŸvedilmesi, göstermelik olarak birkaç yüz örgüt mensubunun silah bırakması tek başına yeterli olmayacaktır, bir göz boyama olacaktır. Yanı başımızda ABD tarafından eÄŸitilmiÅŸ, donatılmış 140 bin kiÅŸilik bir terör ordusu konuÅŸlandırılmışken, sadece PKK mensubu birkaç yüz kiÅŸinin göstermelik olarak silah bırakması bir anlam ifade etmeyecektir.
DiÄŸer önemli bir husus PKK elebaÅŸlarından Cemil Bayık'ın iki gün önce medya kuruluÅŸlarına yaptığı açıklamadır.
Bu açıklamada “Abdullah Öcalan bir baÅŸ müzakerecidir” diyor, “müzakereleri yürütür ama burada örgütün ne yapacağına, silah bırakıp bırakmayacağına biz karar veririz, bunlara Abdullah Öcalan karar veremez” diyor. Açıkça bunu ifade etti.
Yine TUSAÅž'a düzenlenen saldırı da terör örgütünün bir mesajıdır. Silah bırakmaya niyeti olmadığını, terör örgütü bu saldırıyla açık bir ÅŸekilde ifade etmiÅŸtir. Kanlı bir biçimde ve çok net bir biçimde silah bırakmaya niyetli olmadıklarını ortaya koymuÅŸlardır.
Bütün bu geliÅŸmelerin arkasından böyle bir adım iktidar kanadı tarafından neden atıldı? Buna da kısaca deÄŸinmek istiyorum.
İktidar kanadının attığı bu adımın bir anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi için DEM Parti'nin desteÄŸini almaya yönelik bir adım olduÄŸunu ve arkasından da belki seçimlere yönelik olarak DEM Parti, AK Parti ve MHP ittifakının kurulması düÅŸüncesinin olabileceÄŸini ifade etmek istiyorum.
Hatırlayacağınız üzere 2019 Yerel Seçimleri öncesinde, İstanbul BüyükÅŸehir Belediye BaÅŸkanlığı'nı kazanmak için Abdullah Öcalan'ın kardeÅŸi televizyonlara çıkartıldı. Devletin televizyonuna. Abdullah Öcalan'ın mektubu orada okutuldu. “Bir İstanbul BüyükÅŸehir Belediyesi'ni bile kazanacaklar” diye “İstanbul’daki DEM Partili, HDP'li seçmenlerin desteÄŸini almak için” bu adımlar atıldı.
Åžimdi de “yapılacak olan CumhurbaÅŸkanlığı seçiminde bir kez daha seçimi kazanalım, bu CumhurbaÅŸkanlığı seçimini ve yeni sistemi bizim istediÄŸimiz ÅŸekilde oluÅŸturabilelim” diye Abdullah Öcalan'dan bir medet umma durumuna geçtiklerini görüyoruz.
Buna ek olarak, iktidarın istekleri doÄŸrultusunda olası bir anayasa deÄŸiÅŸikliÄŸi ve sonrasında yapılabilecek olası bir AK Parti, MHP, DEM Parti ittifakı, Sayın CumhurbaÅŸkanı'nın bir kez daha seçilmesine kolaylık saÄŸlayacaktır.
Tabii ki biz Yeniden Refah Partisi olarak siyasi partiler arasında ittifakların yapılmasına karşı deÄŸiliz. Bunu yadırgamıyoruz. Ancak “Sayın ErdoÄŸan ve Sayın Bahçeli'yi bir dönem daha seçim kazanmak uÄŸruna terör örgütleriyle anlaÅŸmaya ve terörist başıyla pazarlık yapmaya deÄŸmez” diyerek buradan bir kez daha uyarıyoruz.
Senelerce “Devletin bekası” diyenler, milliyetçilik üzerine siyaset yapanlar, 1999 yılında “Abdullah Öcalan'ı biz asarız, biz idam ederiz” diyerek iktidar ortağı olanlar, siyasi ömürlerinin sonunda Terörist başına Umut Hakkı adı altında özgürlük verilmesi için adım atar hale gelmiÅŸ, bunun için harekete geçmiÅŸlerdir.
Bu büyük bir çeliÅŸkidir ve Yeniden Refah Partisi olarak altını çizerek ifade ediyoruz ki “Bu yol yol deÄŸildir.” Buradan bir fayda çıkmaz. Abdullah Öcalan konuÅŸtu diye oradaki 140 bin kiÅŸilik ordu dağıtılmaz. Büyük İsrail planları rafa kaldırılmaz. Türkiye'nin bölünüp parçalanmasına yönelik dış güçlerin yüzlerce yıllık planları ve emelleri Abdullah Öcalan konuÅŸtu diye ortadan kalkmaz.
Bu adımın atılmasının bir diÄŸer sebebi ise ABD ve Avrupa'nın bu yöndeki talepleri olabilir.
Hepinizin bildiÄŸi gibi F-35 savaÅŸ uçaklarının alınamaması, Avrupa'dan Eurofighter savaÅŸ uçaklarının alınmasında çok ciddi engellerle karşılaşılması, Hükümetin ekonomik anlamda çok büyük bir darboÄŸazın içerisinde olması, Avrupa BirliÄŸi üyeliÄŸinin artık bir hayal haline gelmesi, ABD BaÅŸkanı'ndan yıllardır randevu alamamaları ve uluslararası alanda yalnızlığa itilmiÅŸ olmaları sebebiyle de ABD’nin, İngiltere'nin, Avrupa'nın yaptığı böyle bir teklifi kabul etmiÅŸ olabilirler.
Ancak her ne olursa olsun son olarak bir kez daha altını çizerek ifade ediyoruz. Yeniden Refah Partisi olarak, aslında idam cezasına yıllar önce mahkûm olmuÅŸ eli kanlı bir teröristin, bir bebek katilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne adım dahi atmasını asla kabul etmiyoruz.
Ve burada son olarak yine ÅŸunu da ifade etmek istiyorum. Çare Millî GörüÅŸ’tedir. Çare Millî GörüÅŸ’ün Türk-Kürt kardeÅŸliÄŸini ve daha da önemlisi İslam kardeÅŸliÄŸini, Ümmet kardeÅŸliÄŸini tesis edecek maddi ve manevi kalkınma hamleleriyle, atacağı adımlarla bu sorunu çözebilecek olduÄŸunu bir kez daha ifade ediyorum.
Bu sorunların çözümü, adaletin tesis edilmesidir. Kul haklarına riayet edilmesidir. Maddi kalkınma hamlelerinin, manevi kalkınma hamlelerinin yapılmasıdır. Hem DoÄŸu’da hem Batı’da gençlerimizin, yeni nesillerimizin İslam kardeÅŸliÄŸi ÅŸuuruyla bilinciyle yetiÅŸtirilmesidir.
Bunun örnekleri geçmiÅŸte Milli GörüÅŸ’ün icraatlarında vardır. Merhum Erbakan Hocamızın söylemlerinde vardır. Bugün de bu sorunu çözebilecek olan yine Millî GörüÅŸ anlayışıdır diyorum.
“Dün basına yapmış olduÄŸunuz bir açıklamada, ‘Bu açıklamayı Yeniden Refah Partisi olarak biz yapsaydık herhalde ÅŸu anda İmralı’da olurduk’ dediniz. Bu açıklamanızı biraz da açıklar mısınız?” sorusuna cevaben;
Onunla ilgili biz bir genel baÅŸkan yardımcısı arkadaşımızla konuÅŸurken de yarı ÅŸaka yarı ciddi ÅŸöyle bir ÅŸey söyledik. Dedik ki “biz yapsaydık herhalde ÅŸu anda İmralı'da olurduk” dedik. “Madem Abdullah Öcalan'dan bir ÅŸey duymak istiyorsunuz, gidin İmralı'ya duyun” diyebilirlerdi bize dedik. Tabii benzer açıklamalar AK Parti'nin içerisinden de geldi. Onlar da ifade ettiler. Dediler ki “muhalefet partileri bunu söyleseydi biz ÅŸu anda neler yazıyor olurduk, onları nasıl eleÅŸtiriyor olurduk”, onlar da bu ÅŸekilde ifade ettiler.
Tabii bu büyük bir çeliÅŸki. Yani bu çaÄŸrıyı yapanların siyasi hayatına ve daha çok yakın zamandaki söylemlerine baktığınızda; bugün geldikleri noktayla büyük bir çeliÅŸki oluÅŸturuyor ve aynı zamanda da sizin söylediÄŸiniz gibi maalesef Türkiye'de böyle çifte standartlar da yaÅŸanıyor.
Burada tabii Sayın Cumhurbaşkanı'nın bilgisi olmadığını ifade ettiler. Ancak biz şunu da ifade etmek istiyoruz:
“Türkiye'de maalesef ekonomi kayıt dışı, bununla beraber dış iliÅŸkiler kayıt dışı, bu gibi müzakereler bu gibi adımlar kayıt dışı”. Åžeffaflık yok. Yeterli bilgilendirme özellikle Meclis’e, diÄŸer siyasi partilere, muhalefete ve milletimize, halkımıza, kamuoyuna yeterli bilgilendirme yapılmıyor. Kim neyi biliyor, kim neyi bilmiyor? Kimler arasında ne konuÅŸuldu da böyle bir atım atıldı? Bunun arkasında ne var? Asıl amaç nedir? Bunlarla ilgili maalesef yeterli bilgilendirme yapılmıyor.
Ancak tabii ben Sayın CumhurbaÅŸkanı'nın bu konudan habersiz olduÄŸuna inanmıyorum. Basit konularda dahi Sayın Bahçeli ile Sayın CumhurbaÅŸkanı sık sık istiÅŸare ederek birbirlerine haber vererek açıklamalar yaptıklarını, adımlar attıklarını biliyorum, biliyoruz. Hele hele böyle kritik, böyle önemli bir konuda, böyle tarihi bir konuÅŸmada Sayın Bahçeli'nin Sayın CumhurbaÅŸkanı'ndan habersiz, bilgisiz böyle bir adım atacağını zannetmiyorum. Sayın CumhurbaÅŸkanı da bir miktar daha bekleyip görme stratejisini uyguluyor diye düÅŸünüyorum. Tepkiler ne olacak? Kamuoyu bunu nasıl deÄŸerlendirecek? Onun arkasından da kendisi de pozisyonunu ifade edecek diye deÄŸerlendiriyorum.
“Devlet Bahçeli’nin yapmış olduÄŸu açıklamayla birlikte Cumhur İttifakı'nın pozisyonu beklemediÄŸimiz bir yöne mi evrildi?” sorusuna cevaben;
Biz de milletimiz gibi bu açıklamadan dolayı büyük bir ÅŸaÅŸkınlık yaÅŸadık. Biraz önce de ifade ettim. Sayın Bahçeli'nin, MHP'nin yıllardır yürüttüÄŸü siyasetle de çok büyük bir çeliÅŸki olduÄŸunu açıkça ortaya koydum.
Bizim Cumhur İttifakı'nda bulunmamızın sebebini daha önce de defalarca ifade ettik. “Bizim olmazsa olmaz kırmızıçizgilerimiz var. Bu kırmızıçizgilerimiz hem dış politikayla ilgili hem ekonomiyle ilgili hem sosyal politikalarla ilgili. Bu çizgiler de bizim partimizin veya ÅŸahsımızın hayrına olsun diye deÄŸil, milletin hayrına, ülkenin, milletin, devletin dertlerine derman olsun diye ortaya konulan kırmızıçizgiler ve bunları da bir mutabakat metni olarak ortaya koyduk. Bu mutabakat metni imzalanmazsa bu konuda mutabık kalmazsak biz herhangi bir ittifakın içerisinde yer almayız” dedik.
Bu sözümüzün arkasında durduÄŸumuz için mutabakat metni imzalanmadığından dolayı CumhurbaÅŸkanı adaylığımızı ilan ettik, baÅŸvurumuzu yaptık, imzalarımızı toplamaya baÅŸladık ancak Cuma günü birdenbire imzaların bitimine üç gün kala “tamam biz mutabakatta varız, bunu imzalıyoruz, bu prensipler doÄŸrultusunda icraat yapacağız” noktasına geldiler.
Milletin huzurunda bu mutabakat metni imzalandı ve arkasından da maalesef geçen sürede bırakınız bu maddelere uygun icraatlar yapmayı, bunun tam tersi yönde adımlar atıldığı için Cumhur İttifakı'ndan yerel seçim itibariyle de resmen ve fiilen ayrılmış olduk. Terörist başına yapılan bu çaÄŸrıları gördüÄŸümüz zaman da elbette Cumhur İttifakı'nın dışında olmamızın çok daha hayırlı olduÄŸunu bir kez daha görmüÅŸ olduk.
“Bu süreç sizce nereye gidiyor?” sorusuna cevaben;
Böyle bir ÅŸeyin olmasını son derece düÅŸük bir ihtimal olarak görüyorum. Çünkü gerçekten de “85 milyona baÅŸta ÅŸehitlerimize, gazilerimize, onların ailelerine güvenlik güçlerimize, silahlı kuvvetlerimize bunu anlatabilmek, onları ikna edebilmek, böyle bir ÅŸeyi kabullenmelerini beklemek söz konusu olamaz” diye düÅŸünüyorum.
Böyle bir adımın atılması mümkün gözükmüyor bana göre. Buna müsaade edilmemelidir. Biraz önce de söylediÄŸim buradan bir beklenti içerisindeler. Ancak ÅŸunu da hesap etmeleri gerekir. “Biz anayasayı kendi istediÄŸimiz ÅŸekilde bu hamleyle deÄŸiÅŸtiriyoruz. Arkasından seçimlerde DEM parti seçmeninin veya DEM partinin desteÄŸini de alıyoruz” diye düÅŸünebilirler. Ancak bunları alırken böyle bir hamle yapıldığı için diÄŸer taraftan Milliyetçi-Muhafazakâr, dindar milyonlarca seçmenin desteÄŸini bir yandan kaybedeceklerini de hesap etmeleri gerekir.
Böyle bir ÅŸey olsa bile –ki buna müsaade edilmemeli, biz de etmeyeceÄŸimizi ifade ediyoruz– Anayasa deÄŸiÅŸtirilse, bunun arkasından böyle bir ittifak kurulsa bile seçimlerde yine de baÅŸarılı olabilmesi, iktidarı mümkün olmaz. Çünkü bundan dolayı belki bir miktar DoÄŸu’dan ve GüneydoÄŸu’dan oy alabileceklerini hesap ediyorlar ama bu sefer de milyonlarca vatandaşımız oy vermeyecekler, vazgeçecekler ve böylece aslında tekrardan iktidarı elde etmeleri mümkün olmayacak.
Dr. Fatih ERBAKAN
Yeniden Refah Partisi
Genel Başkanı
İstanbul Milletvekili