Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan’ın 2 Kasım 2024 Tarihli İl Başkanları Toplantısı Öncesi Basın Açıklaması

Çok DeÄŸerli İl BaÅŸkanlarımız, Kıymetli Genel BaÅŸkan Yardımcılarımız, DeÄŸerli Basın Mensupları…

Bugün ülkemizde yaÅŸanan geliÅŸmelere baktığımızda, televizyonlarda gördüÄŸümüz haberlere baktığımızda, üzülerek ifade ediyorum ülkemizin adeta bir korku filmi seti haline geldiÄŸini görüyoruz.

Bu tablo karşısında iktidar maalesef muhalefet partisiymiÅŸ gibi konuları anlatıp bunlarla ilgili ÅŸikâyette bulunmaktan baÅŸka herhangi bir ÅŸey yapmıyor.

Sosyal açıdan, ahlaki açıdan, toplumsal açıdan yaÅŸanan olaylar, Türkiye'nin bir korku filminin seti haline geldiÄŸini maalesef gösteriyor. Bugün milyonlarca vatandaşımız yoÄŸun bir güven bunalımı içerisinde, endiÅŸe içerisinde ve aynı zamanda da huzursuzluk içerisinde bulunmaktadır.

Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduÄŸu en önemli tehdit, en önemli sorun, çok büyük bir güven ve ahlak bunalımı olarak tanımlanabilir. Bu korku filmi setinde; sokak ortasında iÅŸlenen vahÅŸi cinayetlerden yeni doÄŸan bebeklerin katliamına hatta bebek katilinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne davet edilmesine kadar son derece kan donduran olayları arka arkaya maalesef yaşıyoruz.

Yine bu korku filmi setinde kendi ailesi içinde bir çocuÄŸun canına kıyabilen aile üyeleri ve aynı zamanda maalesef bu sentetik uyuÅŸturucularla adeta zombiye dönüÅŸen gençleri ve bireyleri görebiliyoruz.

Hemen her yerde kirli iÅŸler, karanlık iliÅŸkiler, vahÅŸet, ÅŸiddet ve maalesef ahlaki erozyonla karşı karşıya kalıyoruz. Bu tablo karşısında da 85 milyon vatandaşımızın endiÅŸesi artıyor, huzursuzluÄŸu artıyor ve büyük bir güven bunalımı yaşıyor.

Milletimiz caddelerde, sokaklarda hatta hastanelerde dahi kendisinin veya evlatlarının başına ne geleceÄŸinden endiÅŸe duyuyor. Büyük bir güven bunalımı yaşıyor. Yine milletimiz marketten aldığı bir gıda ürünüyle ilgili veya bir restorana gidip yediÄŸi bir yemekle ilgili çok ciddi endiÅŸe yaşıyor, güven bunalımı içerisinde bulunuyor. Bu yediÄŸimiz gıda veya marketlerden aldığımız gıda helal mi, haram mı? İçerisinde domuz eti var mı, yok mu? Hijyenik mi? Kanserojen midir? Kanser olmama sebep olur mu? Bunlarla ilgili ciddi bir güven bunalımı içerisinde.

Yine milyonlarca gencimiz geleceÄŸine güven duyamıyor. Acaba ben bu okulu bitirdikten sonra bir iÅŸ bulabilecek miyim? İş bulsam bile kazandığım gelirle, elde ettiÄŸim gelirle hayatımı devam ettirebilecek miyim diye büyük bir endiÅŸenin içerisinde. Milyonlarca ebeveyn çocuklarının geleceÄŸine iliÅŸkin endiÅŸe duyuyor, güven duyamıyor. Neden?

Diyorlar ki “acaba benim çocuÄŸum da bu uyuÅŸturucunun müptelası haline gelir mi?”

“Benim çocuÄŸum da bu LGBT propagandasının etkisi altında kalır mı?”

“Benim evladım da ateist olur mu?”

Ebeveynler, kafasında sürekli endiÅŸelerle yaşıyor.

Yine milyonlarca anne baba, evlenen çocuÄŸuyla, evlenen evladıyla ilgili endiÅŸe duyuyor, güven içerisinde bulunamıyor. Neden?

Çünkü bugün artık neredeyse üç evlilikten bir tanesi boÅŸanmayla sonuçlanacak hale gelmiÅŸ. Dolayısıyla toplumsal olarak büyük bir güven ve ahlak bunalımı içerisinde bulunuyoruz.

Yine örnekleri çoÄŸaltabiliriz. Devletin en önemli kurumlarına, bu kurumların açıkladığı verilere güven duyulamıyor. İşte en basit örnek, TÜİK'in açıkladığı enflasyon oranına kimse inanmıyor. Yargı kararlarına güven duyulmuyor. Mahkemelerin verdiÄŸi kararlarla adaletin tecelli ettiÄŸine iliÅŸkin bir kanaat maalesef oluÅŸmuyor. Kamudaki atamalarda, mülakatlarda elenenler bununla ilgili büyük bir adaletsizlik ÅŸüphesi içerisinde haklarının yendiÄŸine inanıyorlar. Adaletin tecelli ettiÄŸine dair güven duyamıyorlar. Hatta seçimlerde, oy sayımlarında dahi hile yapıldığına inanılıyor. Yapılan itirazlara, Yüksek Seçim Kurulu'nun verdiÄŸi kararların hakkaniyet ölçüsünde olmadığı düÅŸünülüyor. Büyük bir güven bunalımı içerisindeyiz.

Yine bununla beraber bütün bu sorunların çözümü olacak olan siyaset kurumuna duyulan güven de her geçen gün azalıyor. Neden? Çünkü yetki sahibi olduÄŸunda, iktidara geldiÄŸinde vermiÅŸ olduÄŸu sözleri birdenbire unutan, bir gün söyledikleri diÄŸer gün söyledikleriyle taban tabana zıt olan ve oy uÄŸruna alkış almak uÄŸruna birdenbire 180 derece dönüÅŸler yapan siyasiler yüzünden siyaset kurumuna olan güven de maalesef sarsılıyor.

Biraz önce de özellikle ifade ettiÄŸimiz gibi Türkiye'nin karşı karşıya bulunduÄŸu en önemli tehdit aslında ahlak ve güven bunalımı olarak karşımıza çıkıyor. Kimin elinin kimin cebinde olduÄŸunun bilinmediÄŸi, ahlaki erozyonun tavan yaptığı bir ortamda vatandaşımız endiÅŸe içerisinde ve maalesef güven duygusunu kaybetmiÅŸ durumda.

Nitekim dönemin Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak'ın sosyal medya hesabından yaptığı istifa açıklaması hepinizin malumudur. “At izi it izine karıştı, Allah sonumuzu hayretsin” ÅŸeklinde bir açıklama yapmıştı. Gerçekten de Türkiye'de izlerin karmakarışık olduÄŸu, toplumu sarsan her olayda bir kez daha acı bir ÅŸekilde karşımıza çıkıyor. İnsanlarımızın güven duyacakları bir iktidara, bir devlet yönetimine, güven duyacakları kurumlara, güven duyacakları bir ana muhalefete ve siyaset kurumuna ihtiyacı oluyor.

Åžeffaf, adil ve ahlaklı bir düzen, her insanın ve her toplumun ihtiyacıdır. İşte Millî GörüÅŸ. Allah (cc), Erbakan Hocamızdan razı olsun. Bu nedenle yıllar boyu “önce ahlak ve maneviyat” dedi. Ahlak ve maneviyat olmadan saadete, selamete ve huzura eriÅŸilemeyeceÄŸini daha 1969'da yola ilk çıktığı andan itibaren söyledi. Sadece maddi kalkınmanın, ekonomik ilerlemenin, geliÅŸmenin yeterli olmayacağını, manevi kalkınmanın da bununla birlikte yürümesi gerektiÄŸini 50 sene boyunca milletimize ve tüm dünyaya haykırdı.

İşte bu nedenle memleketimizi çok detaylı ve derinlemesine bir temizlikten geçirmemiz gerekiyor. Önce ahlak ve maneviyat anlayışını her alanda, her kurumda bir ÅŸiar haline getirmemiz gerekiyor. Dünyacı ve materyalist zihniyet yerine maneviyatçı ve ahiret öncelikli bir zihniyete dönüÅŸ yapmamız gerekiyor. Aksi takdirde toplum olarak huzura ve mutluluÄŸa ulaÅŸmamız, bu endiÅŸelerden kurtulmamız, bu güven ve ahlak bunalımından kurtulmamız mümkün deÄŸildir.

Bunun için de tabii ki yapılması gerekenler var, atılması gereken adımlar var. Bunları Yeniden Refah Partisi olarak yıllardır dile getiriyoruz:

Birincisi eÄŸitimin ıslah edilmesidir. Bugün maalesef materyalist bir nesil yetiÅŸtiren eÄŸitim sistemiyle ve müfredatla karşı karşıyayız. Maneviyat kısmını, ahlaki olgunluk kısmını maalesef yerine getiremeyen bir müfredatla karşı karşıyayız. İmam Hatipler dahi materyalist ve maddeci yaklaşımlarla taşıdığı manadan uzaklaÅŸmış. Güven ve ahlak bunalımından kurtulmak için ahlaki ve manevi kalitesi yüksek nesil yetiÅŸtirilmesi ÅŸarttır. İşte yaÅŸadığımız olaylar bunun ne kadar önemli olduÄŸunu bir kez daha gösterdi.

YenidoÄŸan bebekleri katleden bir çete. Yıllarca Millî GörüÅŸ olarak ne dedik? “Ahlak ve maneviyat olmazsa dünyanın en kaliteli, en mükemmel doktorunu, cerrahını yetiÅŸtirirseniz bile bu adam gider, para için adam keser” diyorduk. Burada daha da felaketi oldu. Tıp fakültesini bitirmiÅŸ, en eÄŸitimli, en zeki insanlar çete kuruyor ve para için yenidoÄŸan bebeklerin canına kıyacak bir hale geliyor. Önce ahlak ve maneviyatın ne kadar önemli olduÄŸu, ahiret öncelikli olmanın, materyalizm yerine maneviyatçılığın ne kadar önemli olduÄŸu ÅŸu yaÅŸanan olaylarla bir kez daha ortaya çıkıyor. İşte bu nedenle Yeniden Refah iktidarında eÄŸitim sistemini ve müfredatı ıslah ederek, önce ahlak ve maneviyat anlayışıyla hem bilimsel kalitesi yüksek hem de manevi kalitesi, ahlaki kalitesi yüksek nesiller yetiÅŸtirecek hale getirmek Yeniden Refah Partimizin en önemli hedeflerindendir.

İkincisi; güven ve ahlak bunalımından kurtulmak istiyorsak medyayı da düzenlememiz gerektir. Bugün maalesef medyada ahlaki erozyona yol açan yayınlar gece gündüz yayınlanıyor, çocuklarımızın izleyeceÄŸi saatlerde dahi yayınlanıyor ve bunlara maalesef iktidar da elinde yetki olmasına raÄŸmen göz yumuyor.

İktidarın önde gelen isimleri de çıkıyorlar, adeta bir muhalefet partisi gibi eleÅŸtiriyorlar. Bunlarla ilgili serzeniÅŸte bulunuyorlar ama ellerinde yetki olduÄŸu halde gerekli adımları maalesef atmıyorlar.

Gençlerimizin karşısına rol model olarak daha çok özel hayatlarındaki ve davranışlarındaki sapkınlık ve çarpıklıklarla öne çıkmış olan sözde sanatçılar ve sosyal medya fenomenleri çıkartılıyor. Dizilerdeki lüks ihtiÅŸamlı hayatlara gençler özeniyor ve bu bozulmada medyanın maalesef çok büyük rolü oluyor. Ahlak ve güven bunalımında, medyadaki gayri ahlaki yayınların çok büyük rolü oluyor. O nedenle yine yıllardan beri söylediÄŸimiz gibi Yeniden Refah iktidarında medyadaki yayınlar deÄŸerlerimizle, kültürümüzle uyumlu hale gelecektir.

İktidar, medyadaki yayınlarla ilgili serzeniÅŸte bulunduÄŸu gibi, baÅŸka konularda da yine sanki muhalefet partisiymiÅŸ gibi serzeniÅŸlerde bulunuyor. İktidar bir yandan “efendim biz LGBT'ye geçit vermeyeceÄŸiz, bu sapkınlıklardan gençlerimizi koruyacağız” diyor ama diÄŸer taraftan kendi dönemlerinde açılmış olan LGBT derneklerini kapatmaya yanaÅŸmıyor. Bir yandan iktidar mensupları, “aileye tehdit oluÅŸturan unsurlarla mücadele edeceÄŸiz, ailelerimizi koruyacağız” diyor ama diÄŸer taraftan yuvaları yıkan, batıdan ithal “6284 sayılı yasayı daha da güçlü ÅŸekilde uygulamaya devam edeceÄŸiz” diyor.

Yeniden Refah Partisi olarak “6284 sayılı Kanunu; hem kadını hem erkeÄŸi hem çocukları hem aileyi koruyan bir hale getirelim, bunu düzenleyelim “dediÄŸimizde maalesef buna da yanaÅŸmıyorlar.

Buradan Yeniden Refah Partisi olarak iktidara seslenmek istiyorum: “Bu millet yıllardan beri vermiÅŸ olduÄŸu en büyük destekle sizi iktidara getirdi. Sizi iktidara getirmesi, siz orada süslü cümlelerle serzeniÅŸte bulunun, ikide bir ÅŸikâyette bulunun, muhalefet partisi gibi eleÅŸtirilerde bulunun diye deÄŸil, sizi iktidara getirmesinin sebebi; memleketin temel sorunlarıyla ilgili çözüm üretin ve bu çözümleri hayata geçirin” diyedir. İktidarda olduÄŸunuza göre sızlanmak yerine gerekli adımları atmak, gerekli düzenlemeleri yapmak sizin boynunuzun borcudur.

Burada yine deÄŸinmemiz gereken bir diÄŸer husus, Anayasanın 58. maddesi ne diyor? “Devlet, gençleri alkol düÅŸkünlüÄŸünden, uyuÅŸturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır”. Tam bizim söylediÄŸimiz bilimsel kalitesi yüksek, ahlaki ve manevi kalitesi yüksek nesiller yetiÅŸtirme konusuna iÅŸ gelip dayandı. Ancak ve maalesef anayasanın bu açık hükmüne raÄŸmen bu hüküm gerektiÄŸi gibi uygulanmıyor. İşte daha geçenlerde biz bir ziyaret kapsamında Åžanlıurfa'daydık. Oradaki belediye baÅŸkanlarımız, oradaki teÅŸkilat mensuplarımız, oranın günde gelenleri; uyuÅŸturucu kullanımının yaygınlaÅŸmasından ÅŸikâyette bulunuyor. Åžanlıurfa'nın pek çok bölgesinde her hanede bir tane madde bağımlısı genç olduÄŸu ifade ediliyor. Peygamberler ÅŸehri Åžanlıurfa. Adana benzer ÅŸekilde. DiÄŸer büyük ÅŸehirlerimiz benzer ÅŸekilde. Ve ÅŸimdi artık çok daha ucuz ve kolay üretilebilen sentetik uyuÅŸturucularla gençliÄŸimiz çok ciddi bir tehdit altına girmiÅŸ durumda. UyuÅŸturucuyla mücadelenin de daha etkili yapılması ve uyuÅŸturucuyla ilgili suçlarda cezaların daha caydırıcı ve ağır hale getirilmesi lazım.

Bir defa bu uyuÅŸturucuyla mücadelede bizim anlamadığımız sürekli olarak torbacılar ve kuryelerle uÄŸraşıyoruz. Kaç tane özel harekâtçı, polis, jandarma, asker her neyse evleri basıyorlar, büyük operasyonlar medyaya yansıyor. Burada hedef alınanlar, yakalananlar kuryeler ve torbacılar. Peki, baronlar ne olacak? Bu iÅŸin asıl büyük tüccarları ne olacak? Patronlar ne olacak? Bunlarla ilgili etkili bir mücadele yapılamıyor. Onun için de bu kangren böylece devam ediyor. Hâlbuki devletin istihbaratı çok güçlüdür, çok geniÅŸtir. Bunlarla ilgili istihbaratın olmaması, bunların adreslerinin, isimlerinin bilinmemesi gibi bir durum söz konusu deÄŸildir. Ama her ne oluyorsa, ne baÄŸlantı varsa, ne dönüyorsa bu patronlarla ilgili bir operasyon, bir iÅŸlem yapılamıyor. Yeniden Refah iktidarında, asıl olarak patronların ve baronların üzerine gidileceÄŸini ifade ediyoruz.

Kasten adam öldürme suçlarına idam cezasının getirilmesi gerektiÄŸini ifade ediyoruz ve meclisteki bütün partilere, baÅŸta iktidar partisi olmak üzere bu konuda çaÄŸrıda bulunuyoruz. Bununla ilgili Avrupa BirliÄŸi'ne giriÅŸ yapılacak diye anayasada idam cezasının kaldırılmasına iliÅŸkin düzenleme yapılmış. O nedenle anayasada yeniden bir düzenleme gerekiyor. Ancak çocuklara yönelik ÅŸiddeti, kadına yönelik ÅŸiddeti, güpegündüz sokak ortasında iÅŸlenen vahÅŸi cinayetleri engellemek istiyorsak bunun caydırıcı bir karşılığı olması lazım. Kasten adam öldürme suçuna idam cezasının geri getirilmesi lazım.

Yine uyuÅŸturucu ile ilgili suçlarda cezaların arttırılması gerektiÄŸini ifade ettik.

Ve tabii ki Türkiye'nin yine kanayan bir yarası, güven bunalımına yol açan olaylardan bir tanesi, ceza ve infaz kanunlarının düzenlenmesi gerekiyor. Burada suçluyu yakalıyor, bunun kaydını yapıyor, ondan sonra tekrardan salıveriyor. 20-30 tane suç kaydı olan insanlar aramızda dolaşıyor, gidiyor bir de 31. suçu iÅŸliyor, bir kadın polis memurunu gözümüzün önünde katlediyor. Buna müsaade edilmemesi lazım. Bu güvenlik güçlerimizin de ÅŸevkini, görev yapma azmini kıran bir durumdur.

Bütün bunları ifade ettikten sonra, güven ve ahlak bunalımından kurtulmak, ahlaki erozyondan, toplumsal çürümeden kurtulmak ancak ve ancak Millî GörüÅŸ’le mümkündür. Bunun altını çizerek ifade ediyoruz.

Neden? Çünkü Millî GörüÅŸ demek;

“Önce ahlak ve maneviyat” demektir.

“Nefse esaret yerine nefis terbiyesi” demektir.

“Materyalizm yerine maneviyatçılık” demektir.

“Dünyacı olmak yerine ahiret öncelikli olmak” demektir.

 Bu prensiplerin, bu esasların ne kadar hayati olduÄŸu, yaÅŸanan bu olaylarda daha da açık bir ÅŸekilde ortaya çıkıyor. Adil, ahlaklı ve ÅŸeffaf bir düzenin kurulması Millî GörüÅŸ’le mümkündür. Bunun da altını bir kez daha çiziyorum. Çare; önce ahlak ve maneviyat anlayışını ÅŸiar edinmiÅŸ olan Millî GörüÅŸ’tedir. Ve bu Millî GörüÅŸ’e sahip çıkan Yeniden Refah Partimizdedir.

Aziz milletimiz bunu çok iyi görüyor. Özellikle gençlerimiz bunu görüyor ve bu da çok sevindirici bir geliÅŸmedir. Yeniden Refah Partimiz, iÅŸte bu nedenle her geçen gün büyümeye devam ediyor. Türkiye'nin en hızlı büyüyen siyasi partisi haline geliyor. Elhamdülillah.

Adım adım “1 milyon üye” hedefine doÄŸru yürüyoruz ve bu 1 milyon üye hedefine yürürken Yeniden Refah Partimize koÅŸup gelen üye olan insanlarımızın çok büyük ekseriyetle gençlerden oluÅŸması da çok sevindirici bir geliÅŸme olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün bu bunalımlardan kurtulmak isteyen, güven ve ahlak bunalımından, endiÅŸeden, güvensizlikten, ahlaki erozyondan kurtulmak isteyen milletimiz, gençlerimiz çareyi doÄŸru yerde arıyor, Millî GörüÅŸ’te arıyor. Bu nedenle de biraz önce söylediÄŸim gibi Yeniden Refah Partimiz, Türkiye'nin en hızlı büyüyen partisi haline geliyor.

İnÅŸaallah en başında da söylediÄŸim gibi Aziz milletimizin bu teveccühüyle, teÅŸkilatlarımızın gayreti ve terlemesiyle ve Cenab-ı Allah'ın izniyle Yeniden Refah Partimizi iktidara taşıyacağız. Önce ahlak ve maneviyat anlayışıyla; adil, ÅŸeffaf ve güven duyulan bir sistemi, ahlaklı bir sistemi, bir düzeni hayata geçirip aziz milletimizi bu dertlerden kurtaracağız.

Çok deÄŸerli il baÅŸkanlarımız, kıymetli basın mensupları, ekonomi konusuna da deÄŸinmemiz lazım.

Manevi kalkınmayla beraber maddi kalkınmanın önemini Millî GörüÅŸ 55 seneden beri vurguluyor. Maddi kalkınma, paylaşımda adalet ve ekonominin düzelmesiyle ilgili olarak 2025 yılı için TBMM’ye sunulan 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nden bazı verileri burada ifade etmek istiyorum.

Bir defa bu bütçede yine 1,93 trilyon TL’lik bir açık var. Bu açık 2024 yılında 2,15 trilyon TL seviyesindeydi. 2025 yılında 1,93 trilyon TL olarak bu açık devam ediyor. Bu açığın olması demek; açık bir ÅŸekilde yeniden borçlanma yapılacağı manasına geliyor. Yani bu 2025 yılı bütçesini de denk bütçe olarak yapamadılar. Yine 2 trilyonluk bir açık var ve bu açığı da yine her zaman olduÄŸu gibi yüksek faizle borçlanarak kapatacaklarını ifade ediyorlar.

“Dünya üzerindeki bütün ülkeler borçlanıyorlar, bunun karşılığında faiz de ödüyorlar. GeliÅŸmiÅŸ ülkelerin de bugün borcu var, borç yiÄŸidin kamçısıdır.” İktidar mensupları bunu söylüyorlar ama burada önemli bir husus var. Bir defa evet o ülkeler de borçlanıyor da o ülkelerin borçlanma faizi senin borçlanma faizinin onda biri. Hatta bazı geliÅŸmiÅŸ ülkeler sıfır faizle borçlanıyor.

İkincisi; çok daha uzun vadelerle borçlanıyorlar.

Üçüncüsü; kendi para birimleriyle borçlanıyorlar. Sen ise Türk Lirası ile borçlanamıyorsun, Dolar ile Avro ile borçlanıyorsun. Borcunu ne kadar ödesen de döviz kuru arttıkça borcun artıyor, trilyonlarca lira kur farkı ödüyorsun.

Dördüncüsü de onların üretimiyle, ekonomisiyle, ihracatıyla bu borçları çevirebilecek gücü var.

Sizin hem faizleriniz çok yüksek, hem vadeler çok düÅŸük kısa, hem yabancı para ile borçlanıyorsun, hem de bu borçları çevirebilecek haliniz yok.

Bakın çok çarpıcı bir rakam. 2024 yılında hükümetin Aralık ayı sonuna kadar da ödeyeceÄŸi 2,26 trilyon TL tutarındaki borcun yüzde 98,5'u yüksek faizli iç borçlanmayla kapatılmış. Yani ödediÄŸi borcun neredeyse tamamını borçlanmalarla ödemiÅŸ. Tamamını yeniden daha yüksek faizle borç alarak kapatmak durumunda kalmış. Borcu borçla çeviren bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Tam bir borç-faiz-zam-vergi ekonomisi.

Daha da kötüsü bu yetmezmiÅŸ gibi borcu borçla da çeviremeyecek duruma da gelmiÅŸ. Bunun göstergesi ise 10 milyar dolarlık vadesi gelen bir borcu çok daha yüksek faizle 8-9 sene ileriye öteliyor. Yani borcu borçla kapatıyordu ancak öyle bir noktaya gelmiÅŸ ki artık borcu borçla bile kapatacak hali kalmamış, borcu kapatmak için borç bulacak hali kalmamış. Vadesi gelen borcu da daha yüksek faizle, 8-9 sene ileriye öteliyorlar.

DiÄŸer taraftan böyle bir tablo içerisinde tabii ki faizler almış başını gidiyor. 2024 yılında 1,3 trilyon TL faiz ödeyecekler. 2025 yılında ise 1,95 trilyon TL faiz ödeyecekler. Yani faiz ödemesi yüzde 50 oranında arttırılmış durumda. Bu faiz ödemesini 85 milyon ülke nüfusuna bölersek, sonuçta bunu millet ödüyor; zamla, vergiyle, devletin kendisine vereceklerini veremeyip kesmesiyle bu 85 milyonun alın terinden, emeÄŸinden çıkıyor. Bunu 85 milyona böldüÄŸünüz zaman bir aile, 5 kiÅŸilik bir aile aylık 9.428 TL faize para veriyor ve yıllıkta ise 113.000 TL faize para vermek zorunda kalıyor. 5 kiÅŸilik bir ailenin yıllık faize giden parası, miktarı.

Tabii 2023 ve 2024 yılını ağır vergiler altında ezilerek geçiren vatandaÅŸlarımıza iyi haber vermek isterdik ama bu bütçede maalesef iyi haber yok. 2025 yılını yine ağır vergiler altında ezilerek geçirecekler. Neden? Çünkü vergi oranları, vergi miktarı bu bütçede bir önceki seneye göre yüzde 50 artıyor. Faizler yüzde 50 artıyor, vergiler yüzde 50 artıyor.

Sayın CumhurbaÅŸkanı hem 14 Mayıs Genel Seçimleri öncesinde hem 31 Mart Yerel Seçimleri öncesinde “biz artık milletimize ilave yük yüklemeyeceÄŸiz” demesine raÄŸmen 2023 yılında bir ek bütçe düzenlemesiyle maalesef iki kat fazla vergi toplandı. 2024 yılında vergiler yüzde 200 oranında arttırıldı. Åžimdi 2025 yılında zaten yüzde 200 oranında artmış vergileri “bir yüzde 50 daha arttıracağım” diyor. Ve “net 11,2 trilyon TL vergi toplayacağım” diyor.

Burada vergilerle ilgili söylenmesi gereken, yıllardan beri ifade ettiÄŸimiz gibi bu vergilerin yüzde 70'e yakın oranda dolaylı vergilerden oluÅŸması, yani tüketimden alınan, yani dar gelirli vatandaÅŸtan alınan vergilerden oluÅŸmasıdır. 11,2 trilyonun yüzde 70'e yakın kısmı vatandaşın yaptığı harcamalardan, tüketimden, dar gelirliden alınacak bir vergi. Tabii bu da, bu yıl da israfın, imtiyazlara yapılacak kıyakların, vergi muafiyetlerinin ve faiz yükünün dar gelirli vatandaÅŸa, dar gelirli milyonlara yükleneceÄŸini maalesef ortaya koyuyor.

Tabii yine vergilerle ilgili deÄŸinilmesi gereken bir husus; faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı yani 2023 yılında toplanan verginin yüzde 15'i faize giderken, 2025 yılında toplanan verginin yüzde 17,5'u faize gidecek. Her geçen sene daha fazla vergi faize gidiyor ve dolayısıyla toplanan vergilerden daha büyük bir oran faize gittiÄŸi için millete hizmete, millete katkı saÄŸlamaya çok daha az bir imkân kalıyor.

Åžimdi burada altını çizmemiz gereken diÄŸer bir husus, 2025 yılında beklenen enflasyon oranını yüzde 17,5 olarak açıklıyorlar. Yüzde 17,5 enflasyon olacak dedikleri sene faizleri yüzde 50 arttırıyorlar ve vergileri yüzde 50 arttırıyorlar. Yani tahmin ettikleri, bekledikleri enflasyonun üç misli oranda faizler ve vergiler artıyor. Biz nasıl borç-faiz-zam-vergi ekonomisi demeyelim? Borç-faiz-zam-vergi ekonomisi demeyelim de baÅŸka ne diyelim?

Yine vergi muafiyetleri, imtiyazlara yapılacak kıyaklar bu sene 1,4 trilyon TL gelir vergisi alınmayacak. 701 milyar TL de kurumlar vergisi alınmayacak. Yani 2,1 trilyon liralık gelir ve kurumlar vergisinden vazgeçiliyor.

Bu 2,1 trilyon TL’lik vergi muafiyeti de çok çok büyük oranda iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki imtiyazlı holdinge yapılacak kıyaklardan oluÅŸuyor. 2,1 trilyon TL yani 60 milyar dolarlık bir meblaÄŸ imtiyazlara kıyak olarak veriliyor.

Görünen olur ki Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet ÅžimÅŸek, “2025 yılı, 2024 yılından; 2026 yılı da 2025 yılında daha iyi olacak” sözünü vatandaÅŸlarımıza deÄŸil de imtiyazlı holdinglere bir müjde olarak söylemiÅŸ. Bu tablo onu göstermektir.

Gerçekten de imtiyazlı oldukları için 2024 yılı, 2023 yılından daha iyi oldu. 2025 yılı, 2024 yılında daha iyi oldu. Ve bu gidiÅŸle bu programla 2026 yılı da 2025 yılından daha iyi olacak. Ancak imtiyazlı holdingler için.

Yine 194 milyar TL ÅŸehir hastaneleri ve garantili köprüler, otoyollar için bu seneki bütçeden ödenecek.

Sayın CumhurbaÅŸkanımız, “bu projeler için cebimizden tek kuruÅŸ çıkmayacak” demiÅŸti ama 2024 yılında 162 milyar TL, bu sene de 194 milyar TL cebimizden çıkıyor. Maalesef cebinden tek kuruÅŸ çıkmayan devlet deÄŸil, millet deÄŸil, imtiyazlı holdingler olmuÅŸtur.

Hazır geçiÅŸ garantili köprüler, otoyollar, yolcu garantili havaalanları… Kredileri hazır, kredinin kefili devlet, pazarlık usulüyle ihaleyle alınmış, neredeyse cebinden tek kuruÅŸ çıkmadan bu yüz milyarlarca lirayı kazananlar da yine maalesef imtiyazlı holdingler olmuÅŸtur.

Burada son olarak deÄŸinmemiz gereken konu vergilerle, zamlarla milletin suyunun çıkartılmasının yanında tarım ve hayvancılık konusudur.

Tarım Kanunu'nun 21. maddesi diyor ki: “Her sene milli gelirin yüzde 1'i kadar payı tarıma ayırmanız gerekiyor”. Kanun’un bir gerekliliÄŸi, bir zorunluluÄŸu olarak. Peki, Orta Vadeli Program’da milli gelir hedefi ne olmuÅŸ? 44 trilyon TL olmuÅŸ.

44 trilyon TL, milli geliriniz olacaksa bunun yüzde 1'ini tarıma ayırmanız lazım. Yani 440 milyar TL tarıma ayırmanız lazım. Ancak 2025 Bütçesi’nde tarıma ayrılan pay 135 milyar TL. Yani kanunen ayrılması gereken paranın üçte birinden dahi az. Kanunun hükmüne de maalesef bu noktada uyulmuyor.

2024 yılında buÄŸdaydan arpaya, ayçiçeÄŸine, fındıktan çaya, pancardan mısıra kadar tüm ürünlere enflasyonun altında taban fiyatları vererek maalesef çiftçiyi ezen iktidar, “2025 yılında da ezmeye devam edeceÄŸim, yine enflasyonun altında fiyatlar vereceÄŸim” demektedir. Bunun Türkçesi budur. Çünkü 135 milyar TL’lik bir destek, 5 tane 10 tane imtiyazlı holdinge yapılacak 194 milyar TL’lik ödemenin dahi altında.

Yine vurgulamamız gereken bir konu tarım ve hayvancılığın tamamına verilecek destek 706 milyar TL. Yani Türkiye'de milyonlarca tarım ve hayvancılıkla uÄŸraÅŸan kesime bütçeden yapılan destek 706 milyar TL. 5 tane 10 tane holdinge yapılan vergin muafiyeti 2,1 trilyondur.

Milyonlarca çiftçiye verilecek olan desteÄŸin üç misli imtiyazlı holdinglere kıyak olarak veriliyor. Ve yine milyonlarca çiftçiye tarımla uÄŸraÅŸan insana verilecek 135 milyar TL destek, diÄŸer tarafta 8 tane 10 tane holdinge evlenecek para 194 milyar TL.

Buradan Yeniden Refah Partisi olarak hükümeti bir kez daha uyarıyoruz: Bu yanlış ve vatandaşın milletin aleyhine olan, önce millet demek yerine önce imtiyazlılar diyen anlayıştan bir an evvel vazgeçtin Vatandaşın cebinde ne delikli bir kuruÅŸ, ne de gönlünde bir damla sabır kalmamıştır. Milletin dayanacak gücü kalmadı. Bıçak kemiÄŸe dayandı. Bu nedenle bu 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçesini geri çekip, yeniden düzenleyip, önce imtiyazlılar yerine, önce millet anlayışı doÄŸrultusunda yeniden meclise vermeniz gerektir. İsrafı önlemeniz gerekiyor. Milletin hakkını imtiyazlı holdinglere vermekten vazgeçmeniz gerekiyor. Denk bütçeyi yapıp, bu faiz canavarından bu milleti, bu ülkeyi kurtarmanız gerekiyor.

Ama maalesef “nerede bunları yapmak, nerede bugünkü iktidar” diyoruz. 22 seneden beri bunları yapmayacaklarını zaten ortaya koydular. Madem öyle, o koltukları daha fazla meÅŸgul etmeyin. Bu milleti de daha fazla periÅŸan etmeyin.

Bir an önce çekilin, bir an önce Yeniden Refah gelsin, Millî GörüÅŸ gelsin ve adil ekonomik düzeni ayaÄŸa koysun.

Bir an önce adil ekonomik düzeni, paylaşımda adaleti, birliÄŸi ve beraberliÄŸi Millî GörüÅŸ hayata geçirsin. Yeniden Refah; adil, ÅŸeffaf ve ahlaklı bir düzeni hâkim kılsın ve bu milletin derdine derman olsun.

“Yılsonu geldi ve asgari ücret tartışmaları aslında yavaÅŸ yavaÅŸ baÅŸladı. Aralık ayının başından itibaren de komisyonun toplanacağı söyleniyor. Ancak komisyon öncesinde bazı rakamlar ortaya atıldı. Özellikle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yüzde 25 zamdan bahsetti. Yine CHP Genel BaÅŸkanı Özgür Özel, “30 bin TL’nin altını kabul etmiyoruz” dedi. Bununla beraber ATO BaÅŸkanı Gürsel Baran yüzde 25 artış talep etti. İşverenler de yüzde 29’luk zamma tekabül eden bir rakam ortaya attı. Yeniden Refah Partisi Genel BaÅŸkanı olarak sizin düÅŸünceniz nedir? Siz bu rakamları doÄŸru biliyor musunuz? Neler söylemek istersiniz?” sorusuna cevaben;

Çok teÅŸekkür ederim. Tabii Sayın Özgür Özel'in söylediÄŸini 5 bin TL daha arttırarak biz 35 bin TL demiÅŸtik. Bunu da ÅŸuna göre söyledik: İki asgari ücret alan bir hane, en azından yoksulluk sınırında bir gelire sahip olsun. Çünkü yoksulluk sınırı bugün 70 bin TL olmuÅŸtur. İki asgari ücret bir haneye girdiÄŸi zaman, en azından yoksulluktan kurtulsunlar, bu sınıra gelebilsinler. Tabii Sayın CumhurbaÅŸkanı da “kim ne veriyorsa 5 bin TL fazlası benden, bir fazlası benden siyaseti yapıyor bu muhalefet” diyor ama aslında durum öyle deÄŸil.

Burada bol keseden atma gibi bir durum söz konusu deÄŸil. İşte biraz önce bütçe rakamlarını söyledik. Nereden bu paraların verileceÄŸini söyledik. Yani müteahhitlere yapılacak 194 milyar TL ödemenin en az yarısı, “fazladan yapılan bir ödeme”. Bu Sayıştay raporlarında da var. Paranın fazladan nasıl aktarıldığını, nasıl usulsüzlükler olduÄŸu Sayıştay raporlarında ifade ediliyor.

Bununla beraber vergi muafiyetleri 2,1 trilyon TL yani 60 milyar dolar, 8 tane 10 tane holdinge vergi muafiyeti yapacağınıza bunu millete verin. Asgari ücreti tabii ki iÅŸveren ödüyor ama bu imkânlarla da iÅŸverene destek saÄŸlayalım ki o da bu 35 bin TL’lik asgari ücretin altında ezilmesin.

Dolayısıyla Yeniden Refah Partisi olarak yüzde 20'lik, yüzde 25'lik bir artışın daha hemen Åžubat ayında Mart ayında yine açlık sınırının altında kalacağını ifade ediyoruz ve dediÄŸimiz gibi en azından 35 bin TL seviyesine gelmesi gerektiÄŸini söylüyoruz. Çünkü bunun mantığı da iki asgari ücretin en azından yoksulluk sınırı seviyesine gelmesidir.

Tabii aynı zamanda 12.500 TL’de kalmış olan emeklilerimizin de durumunun iyileÅŸtirilmesi ve her zaman söylediÄŸimiz gibi emekli maaşının da en azından asgari ücret seviyesine getirilmesi lazımdır.

“MaaÅŸlara yüksek zam yapılması halinde, enflasyonun da yükseleceÄŸi yönünde hükümet kanadından itirazlar var. Bu itirazlara siz ne söylemek istersiniz?” sorusuna cevaben;

Ekonomik olarak elbette böyle bir teori var. Bunu söylüyorlar ama 54. Hükümette bu uygulandı ve enflasyona olumsuz etki yapmadı. Tam tersine ekonominin çarklarının dönmesine, piyasanın düzelmesine vesile oldu.

O dönemde biliyorsunuz Rahmetli Erbakan Hocamız iÅŸçiye, asgari ücretliye yüzde 100 oranına, memura yüzde 200 oranında ve BaÄŸ-Kur emeklisine yüzde 320 oranında maaÅŸ zammı verdi. O dönemde de kendisine bunu ifade edenler oldu. “Efendim bunu böyle yaparsak bu sefer alım gücü çok artacak, talep çok artacak, enflasyon artar” diye ama böyle olmadı. Ekonomi tam tersine rayına girdi.

Bu noktada yine aynı yolun takip edilmesi lazım. IMF'ye çok fazla kulak asmamak lazım diye düÅŸünüyorum.

“CHP'li Esenyurt Belediye BaÅŸkanı terör örgütü üyesi olma suçundan gözaltına alındı. Sonrasında da yeni bir kayyum atandı. Siz bu yaÅŸanan süreci nasıl deÄŸerlendiriyorsunuz?” sorusuna cevaben;

Bununla ilgili iktidar kanadı; “çok ciddi iddialar var, elimizde çok ciddi deliller var” diyor. Ancak muhalefet kanadı, özellikle de CHP “bunların hukuki dayanaktan yoksun olduÄŸunu, bunun siyasi bir süreç olduÄŸunu” ifade ediyor.

Türkiye'de yıllardan beri yaÅŸadığımız hukuki süreçler, biraz evvel de konuÅŸmamın başında da söylediÄŸim gibi; yargıya, adalet kurumuna güvenin sarsılmış olması dolayısıyla bizim de içimiz tam manasıyla rahat deÄŸil. Ancak iktidarın söylediklerinin doÄŸru olmasını temenni ediyoruz yani bunun siyasi bir süreç deÄŸil, hukuki bir süreç olmasını temenni ediyoruz.

 

Ancak kayyum atanması yerine daha önce de ifade ettiÄŸimiz gibi belediye meclisinin seçeceÄŸi, görevlendireceÄŸi bir belediye baÅŸkan vekilinin bu görevi yapmasının daha uygun olacağını bir kez daha ifade ediyoruz. 

 

Yayın Tarihi: 2 Kasım 2024 | Yayın Saati: 13:23:40