
Çok DeÄŸerli Millî GörüÅŸçüler,
Aziz Milletimin Kıymetli Evlatları,
Yeniden Refah Partimiz 2024 yılının üye artış ÅŸampiyonu oldu. Yeniden Refah Partimiz Üye sayısını bir yıl içerisinde, 2024 Ocak - 2025 Ocak arasında, 365 binden 622 bine çıkartarak %70'lik bir artış gösterdi ve gerçekten de bir rekor daha kırdı. Aynen bir önceki sene olduÄŸu gibi, 2024 yılında da Türkiye'nin en hızlı büyüyen partisi olduk elhamdülillah.
Yeniden Refah Partimizin üye artışı 250 binin üzerinde ve burada önemli bir ayrıntı daha var. DiÄŸer üyesini arttırmış olan tüm partilerin üye arttırımının toplamından daha fazla sayıda üye artışı saÄŸladık. Bu gerçekten de milletimizin büyük teveccühünü açık bir ÅŸekilde ortaya koyuyor ve aynı zamanda siz deÄŸerli teÅŸkilat mensuplarının gayretini, fedakarlığını açık bir ÅŸekilde ortaya koyuyor. Millî GörüÅŸ’ün ne kadar büyük bir manevi miras olduÄŸunu ve nasıl büyük bir berekete vesile olduÄŸunu açık bir ÅŸekilde ortaya koyuyor.
Åžimdi hedefimiz inÅŸallah 1 milyon üye hedefidir. 622 bine geldikten sonra artık 1 milyona da bir ÅŸey kalmadı. Bu sene içerisinde inÅŸallah 1 milyon üye hedefine de hep birlikte milletimizle beraber ulaÅŸacağız Allah'ın izniyle. Cenab-ı Allah hayırlı eylesin milletimizin bu teveccühüne layık olmayı, bu güvenine layık olmayı bizlere Cenab-ı Allah nasip eylesin inÅŸallah.
Hep söylediÄŸimiz gibi, Yeniden Refah Partimiz üye sayısının 6 katı oy alıyor. Dolayısıyla ÅŸu anda oylarımız 31 Mart seçimlerine göre daha da artmıştır. Çünkü 100.000'in üzerinde ilave üye seçimlerden bu yana kaydedildi. 2024 yılı başına göre oylarımız çok daha artmıştır. Çünkü o günden bugüne kadar 250 binden fazla yeni üye kaydedildi. İnÅŸallah 1 milyon hedefine ulaÅŸtığımız zamanda en az 6 milyon oy demektir ki bu %10'un üzerinde bir oy demektir.
Elbette ki arkasından Yeniden Refah Partimizin 2 milyon ve 3 milyon üye hedefini de hep birlikte inÅŸallah baÅŸaracağız. İktidara da hep birlikte taşıyacağız. Ve her zaman söylediÄŸimiz gibi bu aziz milletin yüzünü geçmiÅŸte olduÄŸu gibi bugün de yine Refah’la yine Millî GörüÅŸ’le güldüreceÄŸiz inÅŸaallah.
Gündemde Suriye konusu bildiÄŸiniz gibi önemli bir yer tutuyor. Suriye konusuyla ilgili olarak Yeniden Refah Partisi'nin endiÅŸeleri olduÄŸunu ve süreci temkinli bir ÅŸekilde takip ettiÄŸimizi ifade ettik. Bize bu endiÅŸelerimiz ve temkinli oluÅŸumuz nedeniyle “Siz Esatçısınız”, “Siz İrancısınız”, “Esat kalsın istiyordunuz” gibi bir takım gerçeklerin görülmesi, duyulması iÅŸine gelmeyen kesimler tarafından maksatlı olarak bir takım yaftalar ortaya konuldu. Hayır biz tabii ki Esad'ın çok iyi bir lider olduÄŸunu, efendim çok güzel bir yönetim sergilediÄŸini, hiçbir suçu günahı olmadığını ifade etmiyoruz. Ve “keÅŸke Esad devam etseydi” diye bir söz de asla ve asla aÄŸzımızdan çıkmadı. Bizim tek derdimiz, endiÅŸemiz Esad sonrasında ortaya gelecek olan tablonun bir kaosa yol açmaması, Türkiye'nin, Suriye'nin bölünüp parçalanmaması ve Esad döneminden daha beter bir noktaya gelmemesiyle ilgili taşıdığımız endiÅŸelerdir. Bununla ilgili de Libya, Yemen, Suriye, Mısır, Irak gibi ülkelerdeki örnekleri göz önünde bulunduruyoruz ve bundan dolayı da endiÅŸe yaşıyoruz.
Suriye ile ilgili bir defa endiÅŸelerimizin başında biraz evvelde ifade ettiÄŸim gibi Suriye bölünmek isteniyor. Biraz sonra bazı örnekler de vereceÄŸim. Suriye dört parçaya beÅŸ parçaya bölünmek isteniyor. Suriye'nin kuzey doÄŸusunda hatta mümkünse bütün kuzey kısmını da kapsayacak ÅŸekilde Akdeniz'e kadar olan kesimde PYD ve YPG'nin ana omurgasını oluÅŸturduÄŸu bir terör devleti kurulmak isteniyor. İsrail daha fazla iÅŸgal istiyor ve bu iÅŸgallerine de daha ÅŸimdiden baÅŸladı. Orada Åžam merkezli İsrail ve Amerikan iÅŸbirlikçisi kukla bir yönetim kurulmak isteniyor. Dış güçlerin planlarını ve hedeflerini ifade ediyorum. Böyle olacak mutlaka diye söylemiyorum.
Bununla beraber, İran'ın Suriye üzerinden Lübnan Hizbullah’ına, dolayısıyla Filistin direniÅŸine olan desteÄŸinin kesilmesi isteniyor ki bu büyük ölçüde ÅŸu anda kesildi. Bütün bu tehlikelere raÄŸmen, bizim bütün bu endiÅŸelerimize raÄŸmen, hükümet kanadı, iktidar kanadı son derece mutlu ve ortaya bir zafer tablosu koymaya çalışıyor. Ancak biz de diyoruz ki, bu endiÅŸelerimize, ortada duran bu tehlikelere karşı bir ajandanız, bir planınız, var mı? Bir eylem planınız var mı? Bir tedbiriniz var mı? Neye göre seviniyorsunuz? Neye göre mutlu oluyorsunuz? Terör devleti kurulursa, Suriye dörde beÅŸe bölünürse, orada bir kaos oluÅŸursa, orada iÅŸbirlikçi bir yönetim iktidarda olursa ve İsrail ÅŸu anda Suriye topraklarındaki bu iÅŸgallerini arttırarak devam ettirirse ne yapacağız ve bundan da mutlu olacak mıyız? Bu soruyu soruyoruz. Ve Amerikan askerlerinin, PYD'nin, YPG'nin ve İsrail'in Suriye topraklarındaki bu iÅŸgali devam ettiÄŸi sırada neyin zaferini kutladığımızı ifade ediyoruz.
Evet zafer kutlayalım, mutlu olalım. Ancak tabii ki kucaklayıcı, kapsayıcı yeni bir yönetim kurulursa, demokrasi, insan hakları hâkim olursa, PYD'nin, YPG'nin, Amerikan askerlerinin ve İsrail'in iÅŸgali de Suriye'de ortadan kalkarsa, Suriye'nin toprak bütünlüÄŸü ve üniter yapısı korunursa o zaman bir zafer kutlayalım. Åžu anda erkenden bir tabir caizse havaya girilmiÅŸ durumda.
Bu ÅŸüphelerimizi, endiÅŸelerimizi arttıran geliÅŸmeler oluyor. Amerika ve Avrupa medyasında Türkiye'deki medyaya her ne kadar yansıtılmasa da bizim 30 seneden beri Millî GörüÅŸ olarak söylediÄŸimiz, rahmetli Erbakan Hocamızın 30 seneden beri söylediÄŸi endiÅŸeleri haklı çıkaracak ÅŸekilde ve bizim de Yeniden Refah Partisi olarak biraz evvel ifade ettiÄŸim endiÅŸelerimizi haklı çıkaracak ÅŸekilde haberler yer alıyor.
Nedir bu haberler? Amerika, İsrail ve Fransa arasında Suriye'nin dörde bölünmesine iliÅŸkin müzakereler yapıldığını ifade eden haberler yayınlanıyor. ÖrneÄŸin; Suriye'nin batıda Alevi, Åžii, Nusayri, kuzeyde Kürt, güneyde İsrail kontrolünde Dürzi bölgesi ve Åžam'da da HTÅž'nin kontrolünde bir Sünni bölgesi olmak üzere dört parçaya bölünmesi. HTÅž'nin terör listesinden çıkartılması ve Ahmet Åžara'nın da kurulacak olan bu Suriye Federasyonunun devlet baÅŸkanı olması senaryosu açık bir ÅŸekilde dile getiriliyor ve bunun da Büyük Orta DoÄŸu Projesi’nin önemli bir adımı olacağı ifade ediliyor.
Tam da bu aÅŸamada Sayın CumhurbaÅŸkanı'nın Büyük Orta DoÄŸu projesi eÅŸ baÅŸkanlığı görevini bıraktığını bir an evvel ilan etmesi ve bu senaryoya karşı durması gereklidir. Bakınız bugüne kadar söylediÄŸi her sözün doÄŸru çıktığını gördüÄŸümüz merhum Erbakan Hocamız, 1992 yılındaki meclis konuÅŸmasında bugünleri anlatıyordu. “Irak'tan sonra Suriye'yi bölüp parçalayacaklar ve bunun arkasından da sıra İran ve Türkiye'ye gelecek” diyor. İşte bu plan ÅŸu anda yürümektedir. Buna engel olmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mutlaka Suriye'nin bölünmesine engel olması, üniter yapının ve toprak bütünlüÄŸünün korunmasını saÄŸlaması gerekiyor. Birtakım siyasi hesaplarla, heva ve heveslerle Amerika'nın ve Avrupa BirliÄŸi'nin emperyalist planlarının figüranı olmamalıyız. Masa başında ifsat planlarını yapıyorlar ve Suriye'nin, Türkiye'nin ve bölge insanının, bölge halklarının selametini, saadetini istemiyorlar. Bundan da emin olabiliriz.
Muhaliflerin kontrolüne geçen bölgede bundan sonra ne yapılmalı?
- “Üniter yapının ve toprak bütünlüÄŸünün korunması lazım” dedik. Ancak İsrail daha ÅŸimdiden iÅŸgallerine baÅŸladı. Åžam'ın 25 kilometre batısına kadar geldi. Golan Tepeleri’ni iÅŸgal etti. Son derece stratejik su kaynaklarının olduÄŸu yerleri iÅŸgal etti.
- Bu üniter yapı, toprak bütünlüÄŸü nasıl korunacak? “İsrail’in ve ABD’nın kuklası iÅŸbirlikçi bir yönetim olmamalı” diyoruz. Ancak Ahmet Åžara açıkça “bizim İsrail'le ve Amerika'yla bir derdimiz yok” derken bu söylediÄŸimiz hedefe nasıl ulaÅŸacağız? Amerika orada askeri varlığını devam ettiriyor, iÅŸgaline devam ediyor, IŞİD'i bahane ederek ve İsrail'de Suriye'nin bütün stratejik tesislerini, altyapısını gece gündüz bombardımana tutup yerle bir ediyor. Ama Ahmet Åžara bunlarla ilgili herhangi bir tepkide bulunmuyor.
- Etnik ve mezhepsel bakımdan kapsayıcı, kucaklayıcı, herkesin temsil ve söz hakkına sahip olduÄŸu bir hükümetin kurulması lazım. Amerikan askerlerinin PYD ve YPG'nin Suriye topraklarından bir an önce çıkması lazım.
- Demokrasinin hâkim olması, özgür ve ÅŸeffaf seçimlerin yapılması lazım. Bununla ilgili de tabii Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gerekli giriÅŸimlerde bulunması lazım. Bu hususları ifade ettikten sonra yine diyoruz ki “inÅŸaallah endiÅŸelerimizde haklı çıkmayız”. İnÅŸaallah bu söylediÄŸimiz hususlarda gerekli adımlar atılır ve Suriye'de demokrasi, insan hakları hâkim olur, özgür ve ÅŸeffaf seçimler yapılır ve aynı zamanda da tabii ki toprak bütünlüÄŸü ve üniter yapısı korunur.
Gündemin önemli maddelerinden bir diÄŸeri de Bahçeli'nin Öcalan'la ilgili çaÄŸrısı ve yeni bir çözüm sürecinin baÅŸlatılmasına iliÅŸkin gündemdir. Böyle bir adımın atılması yani Bebek Katili Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılıp getirilip Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konuÅŸturulmasının çok büyük mahsurları var. Biz bunu Yeniden Refah Partisi olarak Sayın Bahçeli'nin ilk çaÄŸrısını yaptığı günden itibaren ifade ettik.
Birincisi; böyle bir durum bizi aciz düÅŸürür. Devletimizi, ordumuzu, emniyet güçlerimizi “biz 30 sene 40 sene bütün kurumlarımızla, ordumuzla, emniyet güçlerimizle, devletimizle ve milletimizle, terörle mücadele ettik ama baÅŸarılı olamadık. Halen daha bize tehdit oluÅŸturuyorsunuz. Öyleyse Abdullah Öcalan'a rica edelim. O bizi bu dertten kurtarsın”.
Yani Abdullah Öcalan'ın bu çaÄŸrısına muhtaç kalmışız görüntüsünü vermiÅŸ olacağız. “Efendim anneler aÄŸlamasın, kan akmasın”, bunu kim istemez? Biz de Yeniden Refah Partisi olarak en az herkes kadar kan akmasın istiyoruz ama Abdullah Öcalan'ın bir çaÄŸrısıyla PKK'nın silah bırakmasının mümkün olmayacağını ifade ediyoruz.
Neden? PKK'nın kendi yöneticileri bunu söylüyor. “Abdullah Öcalan buna karar veremez” diyor. İşte çıktılar televizyonlarda o dönemde en baÅŸta gelen elebaÅŸları bu açıklamaları yaptılar.
Yine Sayın Bahçeli'nin çaÄŸrısından hemen iki gün sonra TUSAÅž saldırısını gerçekleÅŸtirdiler.
Bunların hepsi silah bırakılmayacağına dair mesajlardır.
Bununla beraber ÅŸehitlerimize ve gazilerimize büyük bir saygısızlık yapılmış olur. Abdullah Öcalan'ın umut hakkından yararlanıp da serbest kalması veya ev hapsine geçmesiyle ilgili kararı sadece kanına girmiÅŸ olduÄŸu ÅŸehitlerimizin aileleri ve gazilerimiz verebilir. BaÅŸka kimse böyle bir karar veremez. 40 sene boyunca çocuklar öksüz kaldı, yetim kaldı, anneler dul kaldı, evlat acısı yaÅŸadı, anneler babalar ve bunun arkasından insanlar gözünü, kolunu, bacağını kaybetti, felç oldu, yataÄŸa bağımlı hale geldi. Neler yaÅŸandı neler. Kanına girdiÄŸi insanların helalliÄŸini almadan ne Sayın Devlet Bahçeli ne Sayın Recep Tayyip ErdoÄŸan ne biz ne de hiç kimse böyle bir kararı veremez. Bu, ÅŸehitlerimizin ve gazilerimizin anısına en büyük ihanet olur, en büyük saygısızlık olur.
DiÄŸer taraftan Abdullah Öcalan diyelim böyle bir çaÄŸrı yaptı. Hadi diyelim PKK kısmı silah da bıraktı. Asıl olarak PYD ve YPG ne olacak? Orada binlerce tır dolusu 50 bin – 60 bin tır dolusu mühimmatla, teçhizatla ağır silahlara sahip bir terör ordusu kuruldu. ABD tarafından ve İsrail tarafından PYD-YPG'den oluÅŸan 150 bin kiÅŸilik bir terör ordusu oluÅŸturuldu. Sadece tankları ve savaÅŸ uçakları yok. Bunun dışında her ÅŸeyleri var. Bütün teknolojik donanımlara sahipler ve yıllarca bu PYD'yi, YPG'yi orada eÄŸittiler, donattılar, silahlandırdılar, milyarlarca dolar harcadılar, yıllar harcadılar. PYD'nin, YPG'nin ipi tamamen ABD'nin elinde. Åžimdi Abdullah Öcalan hapisten kurtulmak için bir çaÄŸrıda bulunacak ve yıllarca yapılan bu harcamalar, milyarlarca dolar, ABD’nin, İsrail'in bu kadar emeÄŸi hepsi rafa kaldırılacak. Birdenbire PYD, YPG silah bırakacak. İpi Amerika'nın, İsrail'in elinde olan PYD'nin, YPG'nin böyle bir çaÄŸrıyla silah bırakması mümkün olmaz. Ve ÅŸu anda bizim için asıl tehdit olan da PYD ve YPG'dir.
DiÄŸer husus, bu sürecin ÅŸeffaf bir ÅŸekilde yürütülmediÄŸidir. Meclisin haberi yok, siyasi partilerin haberi yok, milletin haberi yok. Özellikle devlet tarafından siyasi partilerin meclisin bilgilendirilmesi lazım. Evet DEM Parti heyeti bir görüÅŸme trafiÄŸi sürdürüyor ama sadece DEM Parti kaynağından gelen haberler yerine devletin de bize bununla ilgili bilgi vermesi lazım.
Ve yine her zaman söylediÄŸimiz gibi çözüm sürecine karşı deÄŸiliz. Kürt kardeÅŸlerimizin, Zaza kardeÅŸlerimizin, Arap kardeÅŸlerimizin, bölgedeki halkımızın taleplerinin yerine getirilmesine elbette ki “evet” diyoruz. Onları kardeÅŸlerimiz olarak görüyoruz. O bölgenin derdiyle en fazla dertlenen bir siyasi hareketin temsilcileriyiz. Ancak bir süreç yürütülecekse bölge halkının meÅŸru temsilcileri ile yürütülsün. Terör örgütü ile yürütülmesin. O bölge halkının sıkıntısı varsa, talepleri varsa, hakları iade edilecekse bu noktada meÅŸru temsilcilerle bu süreç yürütülsün. Siyasi partiler, sivil toplum kuruluÅŸları, kanaat önderleri, aÅŸiret reisleri o bölgenin halkıyla ve tabii ki yürütülecek olan bu sürecin kırmızı çizgisi de Türkiye'nin bölünmez bütünlüÄŸü ve üniter yapımızın korunması olmalıdır.
DeÄŸinmemiz gereken bir baÅŸka konu var. Her zaman ne diyoruz? Borç faiz ekonomisi Türkiye'yi batırıyor. Borç-faiz,-zam-vergi ekonomisi yerine üretim, istihdam, ihracat odaklı bir ekonomiye geçmemiz lazım diyoruz.
Bakınız son 15 ayda millet olarak, devlet olarak ödediÄŸimiz faiz toplamı 235 milyar dolara ulaÅŸmış durumda. Vatandaşın bankalara borcu yüzünden ödediÄŸi faizler ÅŸirketlerin özel sektörün borçları yüzünden ödediÄŸi faizler ve hazinenin ödediÄŸi faizler son 15 ayda 235 milyar dolar. EÄŸer faizler bu seviyede devam ederse 2025 yılında bir 270 milyar dolar daha ödeyeceÄŸiz. Dolardan bahsediyorum. 27 ayda yani 2 seneden biraz daha fazla bir zamanda toplamda devlet ve millet olarak ödeyeceÄŸimiz faiz 505 milyar dolara gelecek.
505 milyar dolar demek?
- Bu sene 1,3 trilyon dolar olması planlanan milli gelirimizin yarısı demektir.
- Türkiye'nin 85 senede yapmış olduÄŸu dış borcun ödenebilmesi demektir. Bugün özel sektörle, devletle Türkiye'nin toplam dış borcu 512 milyar dolar seviyesinde. Bizim devlet ve millet olarak 27 ayda ödediÄŸimiz faizle Türkiye'nin 80 senelik, 90 senelik bütün dış borcunu ödeyebilecek durumdayız. Faizin nasıl bir canavar olduÄŸunu göstermesi bakımından çok önemli.
- Yine 27 ayda ödenecek olan bu 505 milyar dolar faizle vatandaşın bütün banka borçları kapatılabiliyor.
- Kobilerin bütün banka borçları kapatılabiliyor.
- Çiftçinin bütün borcu kapatılıyor.
- Özel sektörün bütün borcu kapatılıyor faiziyle beraber ve üzerine elimize daha 100 milyar dolar daha para kalıyor.
Sadece 27 ayda faize giden parayla iÅŸte faiz böyle bir canavardır. Borç-faiz ekonomisi böyle bir çıkmaz sokaktır. O nedenle Erbakan Hocamız baÅŸbakan olur olmaz denk bütçeyi yaptı, havuz sistemini yaptı. Bu faiz belasından kurtulabilmek için.
Biz de Yeniden Refah Partisi olarak her zaman ne diyoruz? Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinden bu ülkeyi kurtaracağız. Üretim, istihdam ve ihracat odaklı adil bir ekonomik sistemi hâkim kılacağız.
Sayın CumhurbaÅŸkanı bildiÄŸiniz gibi 2024 yılını emekliler yılı ilan etmiÅŸti. Åžimdi üzücü verilerle bu yılın aslında emekliler yılı olmadığını ortaya koymak istiyorum.
2024 yılında iÅŸ kazalarında ölen neredeyse 3 iÅŸçiden bir tanesi emekliydi. Böyle bir yıl nasıl emekliler yılı olabiliyor? Bakınız 12.500 TL en düÅŸük emekli maaşı reva görüldüÄŸü için emeklilerimizin yüzde 54’ü hayatlarını idame ettirebilmek için bir iÅŸte çalışmak mecburiyetinde kalıyor.
12 milyon emeklinin yüzde 54'ü yani 6,5 milyon emekli bu düÅŸük emekli maaÅŸları yüzünden bir iÅŸte çalışmak zorunda kalıyor. Kayıtsız bir ÅŸekilde, sigortasız bir ÅŸekilde ve bu iÅŸlerde çalışırken de bunlardan 512 tanesi 2024 yılında hayatını kaybediyor.
2024 yılında iÅŸ kazalarında hayatını kaybeden 1.708 kiÅŸiden 512 tanesi emekliler, 50 yaÅŸ ve üzeri vatandaÅŸlar. Yani 2024 yılında iÅŸ kazalarında ölen 3 kiÅŸiden neredeyse 1 tanesi emekli vatandaÅŸlarımız.
Bu neden oldu? Bu derece düÅŸük emekli maaÅŸları nedeniyle ek iÅŸte çalışmak zorunda kaldılar. İlerleyen yaÅŸlarına raÄŸmen bu iÅŸlerde çalışırken de hayatlarını kaybettiler ve rahmetli oldular.
DüÅŸük emekli maaÅŸları yüzünden ek iÅŸte çalışmak zorunda kalıp bu iÅŸte çalışırken de 512 tane emeklinin hayatını kaybettiÄŸi bir yıl nasıl emekliler yılı olabiliyor?
Åžimdi bu sene İşçi ve BaÄŸ-Kur emeklisine ne kadar zam yapacakları ortaya çıktı? En düÅŸük maaÅŸ olarak BaÄŸ-Kur emeklisi, iÅŸçi emeklisi yüzde 15,75 zam ile 14.468 TL alacak.
En düÅŸük maaÅŸ olarak memur ve memur emeklisine %11,54 zam ile 19.616 TL alacak.
Yani 12.500 TL’lik en düÅŸük emekli maaşı 14.468 TL olurken, en düÅŸük memur emeklisi maaşı da 19.616 TL’ye geliyor ki bu bozdur bozdur harca denecek bir rakam. Böyle bir noktada bugün Türkiye'de pazara gittiÄŸiniz zaman bir torbanın neredeyse 1.000 TL’ye dolduÄŸu bir ülkede, etin kilosunun 600-700 TL’ye geldiÄŸi bir ülkede, 1 kilo pastırmanın 1.500 TL’ye satıldığı bir ülkede tatil bölgelerinde 1 kilo dondurmanın 1.000 liraya satıldığı bir ülkede, siz memur emeklisine 19.600 TL, BaÄŸ-Kur ve iÅŸçi emeklisine 14.468 TL vereceksiniz.
Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum. Emeklilerin insanca yaÅŸayabilecekleri bir ücret seviyesine getirilmeleri ÅŸarttır. En düÅŸük emekli maaşının asgari ücret seviyesine getirilmesi gerektiÄŸini bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum.
Asgari ücretle de ilgili söylememiz gerekenler var. Sayın CumhurbaÅŸkanı yasaların kendisine tanıdığı yetkiyle komisyonun belirlediÄŸi asgari ücreti daha yüksek bir seviyeye getirebilecekken bu yetkisini kullanmadı ve asgari ücret 22 bin TL olarak ifade edildi ve böylece tam bir felaket ücreti, tam bir açlık ve sefalet ücreti haline geldi.
Daha ÅŸimdiden açlık sınırının altında 22.104 TL’lik asgari ücret ÅŸimdiden daha açlık sınırının altına geldi. Yapılan araÅŸtırmalar açlık sınırının 22 bin – 23 bin TL seviyesine geldiÄŸini söylüyor. Böyle bir noktada Türk-İş BaÅŸkanı dahi haklı olarak isyan etti. “Bizim fikirlerimize saygı duyulmayacaksa, bizim fikirlerimiz göz önünde bulundurulmayacaksa biz burada bulunmayız” dedi.
Çalışanları deÄŸil patronları düÅŸünüyorlar. Ezilenlere deÄŸil, imtiyazlılara öncelik veriyorlar ve bu verdikleri asgari ücret hiçbir ÅŸekilde bundan sonra millete verecek bir ÅŸeyleri kalmadığının en açık bir göstergesidir.
Bakınız, TÜİK'in enflasyon oranlarıyla hesap ettiÄŸiniz zaman 2024 yılı asgari ücreti 17.000 TL’den 11.731 TL’ye indi. Yani reel anlamda asgari ücrette 5.271 TL kayıp oldu.
2024 yılında asgari ücret 17.002 TL dediniz. Bir senedeki enflasyon nedeniyle alım gücü 5.271 TL eridi. Siz ÅŸimdi 5.102 TL asgari ücrete zam yapıyorsun. Yani bu reel anlamdaki erimeyi dahi karşılamayacak yani “enflasyona ezdirmedik diyemeyeceÄŸiniz” seviyede bir asgari ücreti reva görüyorsunuz.
TÜİK'in enflasyon hesaplamasında esas aldığı madde sepetindeki 143 maddeden 101'inde yıllık artış oranı %30'un üzerinde. Siz gidip asgari ücrete %30 zam yapıyorsunuz. Bunun yanında gıda, ulaşım gibi kalemlerde fiyatlar 3 katına 4 katına çıkıyor. Siz gidiyorsunuz asgari ücrete %30 zam yapıyorsunuz. Taze meyve sebzede yıllık enflasyon %125. Konut kira harcamalarında yıllık enflasyon %109. EÄŸitim harcamalarında yıllık enflasyon %61 iken siz asgari ücrete %30'luk bir artışı reva görüyorsunuz.
İktidara baÄŸlı TÜİK'in enflasyon verileri bile bunu ortaya koyarken %30 zam yapıp sonra da “biz asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik demek”, asgari ücretlinin hayalleriyle, emeÄŸiyle, zihniyle dalga geçmekten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir.
Asgari ücretin 35 bin TL olması gerektiÄŸini söylemiÅŸtik. Bunu tekrar ediyoruz. Enflasyon %44. Nereden biliyoruz? Vergi, harç ve cezalara yapılan zamdan biliyoruz. 2025 bütçesinde bunlar %44 arttırılıyor. Demek ki enflasyon %44'ler seviyesinde olacak. Etti size asgari ücret 24 bin küsur TL. Bu enflasyon oranında bir zam yapılsaydı. Bir de 2002'den beri büyümeden pay verilmedi. Türkiye büyüdü, ekonomi büyüdü, ÅŸirketler büyüdü, iÅŸveren büyüdü. Ücretli kesim bundan pay almadı. Bunu da ilave ederseniz 24 bin TL, 34 bin TL’ye çıkıyor.
35 bin TL talep etmemizin sebebi de 2 asgari ücret alan bir hanenin 70 bin TL olan yoksulluk sınırında bir gelire sahip olması gerektiÄŸidir. Yani bir haneye bir aileye 2 asgari ücret giriyorsa o aile en azından yoksulluk sınırında bir maaÅŸa sahip olsun.
“Efendim bu maaşı verecek iÅŸveren ne yapacak?” Buna da bir zahmet, lüksten ÅŸatafattan itibar harcamalarından kısın, imtiyazlı holdinglere aktardığınız trilyonlardan kısın, devlet olarak siz destek olun. Bunun yapılması ve en düÅŸük emekli maaşının da asgari ücret seviyesine getirilmesi gerekirdi.
Ama maalesef biz ne görüyoruz? “Önce millet” anlayışı yerine “önce imtiyazlılar” anlayışını esas aldıkları için bu adımları atamıyorlar. Biz onları 14 Mayıs seçimleri öncesindeki hazırladığımız mutabakat metnimizle “önce imtiyazlılar” anlayışı yerine “önce millet” anlayışına davet etmiÅŸtik. Ancak bu davetimize icabet etmediler ve bugün bunun faturasını da maalesef millet ödüyor.
Kapanan ÅŸirketlerle ilgili veriler de Ne kadar önemli bir alarm seviyesinde olduÄŸumuzu ortaya koyuyor. Bir defa baskılanmış kur politikası nedeniyle dış talepte olan bir azalma gerçekleÅŸti. DüÅŸük ücret politikası yani talebin kısılmasına yönelik Sayın Mehmet ÅžimÅŸek'in politikaları nedeniyle iç pazarda da büyük bir talep daralması oldu. Üstüne bir de astronomik faizler ve astronomik vergiler de eklendiÄŸi için ÅŸirketler, imalathaneler birer birer kapılarına kilit vuruyor.
2024 yılın ilk 11 ayında yaklaşık 24.000 ÅŸirket kapandı ve ayda da ortalama 2.200 ÅŸirket kapandı. Bu yılın 11 ayında kurulan ÅŸirket sayısı, geçen yılın aynı döneminde kurulan ÅŸirket sayısına göre %11 azaldı. Kapanan ÅŸirket sayısı, kurulan ÅŸirket sayısının iki katından fazla arttı. 11 ayda 24.000 ÅŸirket kapanıyor ve aylık ortalama 2.200 ÅŸirket kapanıyor.
Bütün bu acı gerçeklere raÄŸmen CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, yeni yıl mesajında ekonomideki sıkıntıları aÅŸacaklarını ifade ederek halkımızdan, milletimizden bir miktar daha sabır ve metanet istedi. Artık bunu ezberlemiÅŸler, her konuÅŸmada ÅŸartları da bildikleri için, milletin tepkisini de bildikleri için “sabır istiyoruz, metanet istiyoruz” diyorlar.
İktidarda 23 yılını dolduran bir iktidarın ve Sayın Mehmet ÅžimÅŸek döneminde de neredeyse 2 seneye yaklaÅŸan bir iktidarın halen daha sabır istemesini, metanet istemesini nereye koyacağız gerçekten de bilemiyorum.
Sayın Mehmet ÅžimÅŸek döneminde vergiler yüzde 200 arttı. Yani yüzde 200 artış demek, vergilerin 3 katına çıkması demek. Hadi diyelim 22 senelik iktidarı bir kenara koyun, Sayın Mehmet ÅžimÅŸek'le yeni bir döneme baÅŸladık dediklerini varsayalım.
- Vergiler yüzde 200 arttı.
- Döviz kurları 18 TL’den 36 TL’ye yükseldi.
- Akaryakıt 20 TL’den 46 TL’ye yükseldi.
- Bununla beraber faizler %8,5'ten %50'ye yükseltildi.
- 30 binden fazla şirket kapandı.
- Bütün bu politikalar ne için? Enflasyonu düÅŸüreceÄŸim diye. Peki enflasyon düÅŸtü mü? Enflasyon da %38'den %48'e geldi. DüÅŸmeyi bırakın, sabit dahi tutamadılar.
Kaldı ki her zaman söylüyoruz, enflasyonu sıfır yapsalar bugün, ÅŸu andaki fiyatlar aynı olduÄŸu gibi sabit kalacak demektir. Fiyatların düÅŸmesi için enflasyonun eksi olması lazım. Enflasyonu sıfır yapsalar dahi bugün alım gücü ortadadır. Milletin periÅŸanlığı ortadadır. Bu fiyatlarla hiç kimsenin bir ÅŸey alması mümkün deÄŸil.
Bununla beraber Orta Vadeli Program’dan ne söylüyor? “Borçlanmaya aynen devam edeceÄŸiz. Faiz ödemelerini iki kat arttırarak devam edeceÄŸiz. Vergileri, enflasyonun 15-20 puan üzerinde arttırmaya devam edeceÄŸiz”.
2025 için enflasyonu yüzde 21 hesap etmiÅŸler, vergileri %44 arttırıyorlar.
İmtiyazlara kaynak aktarımına devam edeceÄŸiz diyorlar ve 2025 bütçesinden 1 trilyon TL vergi muafiyeti ve 200 milyar TL garanti ödemesiyle imtiyazlara, kaynak aktarımına devam edecekler.
Enflasyonda %35-40 seviyesinde devam edecek. Neden? Çünkü 2024 yılında 33 hesapladılar, ama yüzde 48 oldu. Åžimdi 21 hesaplıyorlar, 35-40 olacak. Zaten vergilerdeki artışı %44 yapmalarından enflasyonun ne olacağı da belli. 22 senede ne noktaya getirdiÄŸiniz belli. Sayın Mehmet ÅžimÅŸek döneminde neler olduÄŸu belli. Orta Vadeli Program ile önümüzdeki 3 senede de ne yapacağınız belli.
Öyleyse yeter artık! Siz bu saatten sonra hiçbir sıkıntıyı aÅŸamazsınız. Bu veriler, bu sıkıntıları aÅŸamayacağınızı açık bir ÅŸekilde ortaya koyuyor. Milletimizin de sizin bu sıkıntıları aÅŸacağınıza dair en ufak bir ümidi ve beklentisi kalmamış durumda.
Milletimizi daha fazla oyalamanın bir manası yok. Bu millette artık sabır da kalmadı, metanet de kalmadı. Bir an önce bu sonbaharda veya 2026 ilkbaharında seçim sandığını bu milletin önüne getirin. Bir an önce sandığı getirin ki Millî GörüÅŸ gelsin ve bu ülkeyi borç faiz batağından kurtarsın. Daha fazla kendinizi de milleti de oyalamayın. Bu borç ve faiz batağından kurtulmanın yolu Millî GörüÅŸ’ten geçiyor.
Son olarak deÄŸinmek istediÄŸim bir diÄŸer husus, CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan'ın BüyükÅŸehir Belediyeleri baÅŸta olmak üzere tüm muhalefet belediyeleri için “bir silkeleyin” talimatı olmuÅŸtu biliyorsunuz. Bu talimatın üzerine ilgili bakanlar silkelemeye baÅŸladılar ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belediyelerin SGK prim borçları tahsil edilmeye baÅŸlandı.
Bir defa burada çok sayıda adaletsizlik ve çok sayıda çarpıklık var. SGK'nın toplam alacakları içerisinde bütün belediyelerden alacağı kısım yüzde 10'luk bir kısmı ifade ediyor. SGK’nın toplamda 1,3 trilyon TL alacağı var ve bunun sadece yüzde 10'u belediyelerin tamamından alacağı kısım.
Peki yüzde 90 ne? KİT’lerden alacakları, müteahhitlerden alacakları, özel sektörden alacakları, iktidara yandaÅŸ ÅŸirketlerden alacakları. Siz SGK'nın %90'lık alacak kısmıyla ilgilenmiyorsunuz, kalan %10'luk kısmını belediyelerden tahsil etmeye kalkıyorsunuz.
SGK'nın, devletin bir paraya ihtiyacı varsa bu alacakları tahsil edecekseniz, önce en fazla olan kısmından da baÅŸlayın veya hepsine aynı anda baÅŸlayın. KİT’lerden, özel sektörden, müteahhitlerden, yandaÅŸ ÅŸirketlerden alınacak olan kısma dokunmuyorsunuz. Millete hizmet üreten belediyelerden olan o da toplam alacağın yüzde 10'u kadar olan kısmına dokunuyorsunuz. Bu büyük bir adaletsizlik ve çifte standarttır.
Bununla beraber diÄŸer bir çarpıklık boÄŸazına kadar borca batmış olan AK Partili belediyelerden olan alacaklarınızı tahsil etmiyorsunuz. AK Partili belediyelere ve iÅŸtiraklerine herhangi bir haciz iÅŸlemi uygulamıyorsunuz. Tamamen muhalefet belediyelerine uyguluyorsunuz.
DiÄŸer bir çarpıklık, 2025 bütçesinde 2,1 trilyon TL vergi muafiyeti koyuyorsunuz. Öbür taraftan belediyelerin SGK'ya olan 100 milyar TL’lik bu borcunu alacağım diye peÅŸine düÅŸürüyorsunuz. Yani 2,1 trilyon TL vergiden vazgeçiyorsunuz madem onun yüzde 5'i kadar olan bir kısmı “ille bu belediyelerden alacağım” demenin manası ne?
Bütün bunlar iktidarın 31 Mart seçim sonuçlarını hazmedemediÄŸini ve muhalefet partilerine geçen belediyelerden deyim yerinde ise bir intikam alma peÅŸinde olduÄŸunu açık bir ÅŸekilde ortaya koyuyor.
Yazıktır, günahtır. Çünkü burada cezalandırılan belediyelerden ziyade halktır. Belediyelerin hizmet yapamaz duruma getirilmesi, elinin kolunun baÄŸlanması halkın cezalandırılması demektir. Yeniden Refah Partisi olarak iktidarı bu çifte standartçı ve adaletsiz tutumundan bir an önce dönmeye davet ediyoruz.
“DEM Parti’den bir görüÅŸme talebi geldi mi, geldiyse görüÅŸme tarihini açıklar mısınız?” sorusuna cevaben;
DEM Parti görüÅŸme talebinde bulundu. Salı günü saat 15.30'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kendileriyle görüÅŸeceÄŸiz. Ancak biraz evvel de ifade ettiÄŸim gibi elbette kırmızı çizgilerimiz Türkiye'nin bölünmez bütünlüÄŸüdür, üniter yapısıdır. Aynı zamanda terörist başının da herhangi bir ÅŸekilde İmralı'dan dışarıya çıkmamasıdır.
Dr. Fatih ERBAKAN
Yeniden Refah Partisi
Genel Başkanı
İstanbul Milletvekili