
Milli Uzay Çalışmalarını Destekliyoruz Ancak…
Genel BaÅŸkanımız Dr. Fatih Erbakan, Yeniden Büyük Türkiye yolunda Milli Uzay çalışmalarını desteklediÄŸimizi ancak vatandaşın asıl gündeminin yaÅŸanan ekonomik sıkıntılar olduÄŸunu ifade etti.
Genel BaÅŸkanımız, İstanbul İl BaÅŸkanlığı'nda düzenlediÄŸi basın toplantısında gündeme iliÅŸkin önemli açıklamalarda bulundu.
'Halkın Birinci Gündemi Ekonomik Sıkıntılar'
Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan şunları kaydetti:
Öncelikle dün Irak'ta operasyonda ÅŸehit olan kardeÅŸlerimize rahmet diliyorum. Bugüne kadar millet olarak verdiÄŸimiz bütün ÅŸehitlerimizi de hayırla yad ediyor, rahmetle anıyoruz.
Tabii ki son dönemde yaptığımız toplantılarımızda büyük ağırlıkla Türkiye'deki geniÅŸ halk kitlelerinin milyonlarca insanımızın asıl gündemi olan ekonomik sıkıntılar, geçim derdi, yüksek enflasyon, yoksulluk konularını isliyoruz. Çünkü Bizler Yeniden Refah Partisi olarak Türkiye'nin dört bir yanında her kademeden teÅŸkilat mensubunun, halkla iç içe esnaf ziyareti, köy taramaları, mahalle ziyaretleri ve buradan elde ettiÄŸimiz veriler aldığımız bilgiler ÅŸahit olduÄŸumuz olaylar aslında vatandaşın ÅŸu anda büyük ölçüde ekonomik sıkıntılarla boÄŸuÅŸtuÄŸunu ve gündeminin asıl 1. maddesinin geçim derdi olduÄŸunu göstermektedir.
Türkiye'de uzun zamandır vatandaÅŸ için kırmızı et almak neredeyse imkânsız hale gelmiÅŸti ve en son enflasyon hesaplamalarında TÜİK bildiÄŸiniz gibi dana etinin enflasyon sepetindeki ağırlığını azalttı. Çünkü dana eti artık neredeyse, bir ıstakoz gibi havyar gibi milyonlarca insan için son derece lüks ve artık tüketmekten uzaklaÅŸtığı bir ürün haline gelmiÅŸ oldu. Milletimiz için dar gelirli milyonlar için üzülüyoruz ve bu sebeple bu gerçekleri ortaya koymak mecburiyetindeyiz.
Milletimizin alım gücü Avrupalı insanların beÅŸte biri, altıda biri, hatta 7'de 1'i seviyesinde. Bu sıkıntıların gerçek olduÄŸunun en önemli göstergelerinden bir tanesi de her zaman verdiÄŸimiz örnekte olduÄŸu gibi bizzat hükümetin açıkladığı son 17 senede Türkiye'de sosyal yardımların 21 kat arttırdığını ifade edilmesidir. 2020 yılında elbette ki pandeminin de etkisi var. Ama yine de çok yüksek bir oran.
Hükümet sözcüleri Türkiye'de 3 kiÅŸiden birinin sosyal yardım aldığını ifade etmiÅŸtir. Hükümetimiz bu hayat pahalılığının enflasyonun bu gıda fiyatlarındaki astronomik artışların sebebi ve sorumlusu olarak stokçuları, aracıları, komisyoncuları, aç gözlü bakkalları, marketleri esnafı suçlu ilan etmesi ve onların üzerine gitmesi düÅŸündürücüdür. Hepiniz çok iyi biliyorsunuz adeta yaÄŸmur gibi yaÄŸan zamlar, sürekli artan katlanan fahiÅŸ vergiler son 3 senede elektriÄŸin %93, doÄŸalgazın yüzde 63 artmasıdır. Son 1 senede döviz kurlarının %40- 50 oranında deÄŸer kazanması artması sürekli olarak özellikle de üzerindeki vergiler sebebiyle artan akaryakıt fiyatları bunun yanında 19 senelik yanlış tarım politikaları sonucunda Türkiye'de maalesef bu duruma gelinmiÅŸtir. Uygun fiyatlı, bol ve yerli tarım üretiminin ortadan kalkması, bütün bunların hiçbir tanesinin bu artışlarda suçu yok! Tek suçlu esnaf, aç gözlüler, komisyoncular, aracılar olarak sunuluyor. Bu elbette ki kamuoyu vicdanında toplum nezdinde karşılık bulmadı.
'Sürdürülebilir Fakirlik Tüyoları'
Kamuoyunda çok tartışılan bir gazetenin manÅŸetinden alışveriÅŸ yapmama tüyolarına deÄŸinen Genel BaÅŸkanımız, " Bu senaryo kimseye inandırıcı gelmemiÅŸ olacak ki bu sefer ikinci bir adım daha atıldı. Bu ikinci adım birincisinden maalesef daha da trajikomik; iktidarın gazetelerinden bir tanesinde sürmanÅŸetten 'Sürdürülebilir fakirlik tüyoları' verildi. Bu gazetenin söz konusu haberi ile dar gelirli milyonlara, geçim derdi yaÅŸayan milyonlara; markete gittiklerinde kendilerinin veya çocuklarının canının çektiÄŸi ürünleri almamanın, almadan çıkmanın yolları anlatıldı.
Halkı FakirliÄŸe Dayanıklı Hale Getirme Çalışması
Gerçekten de bugünleri de mi görecektik, bunları da mı görecektik denilecek noktaya gelmiÅŸ olduk. Halkı fakirliÄŸe alıştırma metotları, halkın fakirliÄŸe dayanıklı hale getirilmesi çalışması olarak nitelendirebileceÄŸimiz bu durum alışveriÅŸ deÄŸil aslında alışveriÅŸ yapma ama gidip boÅŸ geri dönme, alışveriÅŸ yapmadan dönme yöntemi tüyolarının verilmesine ÅŸahit olduk.
Bu Yolun Sonu Çıkmaz Sokaktır
Ülkemiz yer altı ve yer üstü kaynakları, zenginlikleri olmasına, Avrupa'da pek çok geliÅŸmiÅŸ ülkede olmayan genç, dinamik, üretken bir nüfusa sahip olmasına raÄŸmen bugün gelinen noktada milyonlarca insana, 'en temel ihtiyaçları gıda ürünleri için markete gittiÄŸinizde nasıl almadan çıkarsınız? Bu fakirlikle nasıl yaÅŸamayı alışırsınız?' bunların yolları gösterilmektedir. Ne üretim, ne yatırım, ne istihdam, ne ticaret, ne alışveriÅŸ hiçbir ÅŸey kalmıyor ve her zaman söylediÄŸimiz gibi kardeÅŸane ve dostane uyarımızı hem hükümete hem ülkemize milletimize yapıyoruz. Bu yolun sonu çıkmaz sokaktır."
Uzay ve Havacılık Çalışmalarını Destekliyoruz Ancak…
Genel BaÅŸkanımız Dr. Fatih Erbakan, CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan'ın açıkladığı Millî Uzay Programı’nı desteklediÄŸimizi ifade ederek, "Biz elbette ki ‘Yeniden Büyük Türkiye'yi oluÅŸturacak bir parça olarak havacılık ve uzay alanında yapılacak çalışmalardan memnun oluruz, bunu açıkça ifade etmek isteriz. Bununla birlikte robotik alanında, Yapay Zekâ alanında internet altyapısı kullanan sistemler, teknolojiler ürünler alanında, Türkiye'nin yazılım alanında elbette ki lider ülke olmasını isteriz. Bundan memnun oluruz ancak burada iki tane önemli nokta var: Bunlardan birincisi halkın yüzde 40'ı açlık sınırında, yüzde sekseni yoksulluk sınırında hayat mücadelesi verirken, diÄŸer taraftan ayçiçek yağını, kırmızı eti almakta zorlanırken, bu kadar iÅŸsiz varken bu çalışmalar oldukça lüks çalışmalar olarak görülmektedir. Öncelikle evdeki yangını söndürmek gerekir diye düÅŸünüyoruz. İkinci bir konuda bu uzay projesi hangi kaynaklarla finanse edilecek? Bu son derece önemli, çünkü ÅŸu anda dış borç geri ödememiz bir senede 170 milyar dolar. Bunun ödemesi için yine borç alıyoruz. Son 2 senede genel yönetim borç stoku 450 milyar lira artmış. Hazine ve Maliye Bakanlığı sadece Ocak ayında 50 milyar lira borçlanmış. Önümüzdeki 4 senede 150 milyar dolar bütçe açığımız var. Böyle bir noktada bu son derece maliyetli Milli Uzay Projesinin finansmanı hangi kaynakla karşılanacak?" ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Sivil Anayasa Çalışmalarını Destekliyoruz
Bir gazetecinin yeni anayasa çalışmaları hakkındaki görüÅŸünü sorması üzerine Genel BaÅŸkanımız, "'Yeni Anayasa çalışmalarına muhalefetin önemli bir kısmı bir tepkiyle ve dirençle karşılık verdi. Bunu anlamak mümkün deÄŸil. Oysa ki iktidarda bulunan Ak Parti ve aslında iktidar ortağı olarak nitelendirebileceÄŸimiz MHP'nin böyle bir giriÅŸimde bulunması makul karşılanabilir. Çünkü daha birkaç ay öncesine kadar Millet İttifakı içindeki partilerin de kendilerinin oturup kendi aralarında bir anayasa çalışması yaptığı ifade edildi. Dolayısıyla onlar da anayasa çalışması yapmış. Evet AK Parti ve MHP de yapabilir en nihayetinde. Bizim önem verdiÄŸimiz asıl husus; Meclis dışındaki partilerin de toplumun her kesiminin de oturup karşılıklı olarak konuÅŸup müzakere edip bir millî mutabakat halinde anayasa metnine karar vermesidir. Bu nedenle biz daha baÅŸtan 'Yok’ demiyoruz. Bunların yapacağı anayasadan hayır gelmez, biz buna karşıyız' diye bir ÅŸey söylemedik, oturulması müzakere edilmesi gerekir. Dolayısıyla da yerli, millî, sivil, inanç özgürlüÄŸünü, ibadet özgürlüÄŸünü, fikir özgürlüÄŸünü her kesimin insan haklarını garanti altına alacak bir anayasanın yapılması faydalı olacaktır. Ancak tabii ki ‘Ben yaptım oldu’ anlayışı ile deÄŸil toplumun bütün kesimlerinin mutabakatı ile bir anayasa çalışması yapılmalıdır." ifadelerini kullandı.
İttifak Açıklaması
Son olarak İttifak sorusunu da yanıtlayan Genel BaÅŸkanımız, "Daha önce de ifade ettiÄŸimiz gibi Yeniden Refah Partisi olarak Türk siyasi tarihinin en büyük genel kurulunu geçen sene Ankara Arena Spor Salonu’nda gerçekleÅŸtirdik. KuruluÅŸundan 11 ay geçtikten sonra siyasi hayatına resmi olarak yeni baÅŸlamış bir partinin, 40 binin üzerinde insanla böyle büyük kongre yapabilmesi çok muazzam bir olaydır. Bunun yanında ÅŸu anda bizim üyelerimiz elimizdeki üye formlarıyla 250.000 seviyesini aÅŸmıştır. Bu Türkiye'de 20 senelik 30 senelik bazı partilerin üyesinden de fazladır. Mecliste grubu bulunan partilerin üye sayısı kadar bir üyedir ve bugün 81 il 900'ün üzerinde ilçede teÅŸkilatlanmasını tamamlamış ve Türkiye'deki 200 binin üzerindeki sandığın dörtte birinde yaklaşık 50 bininde sandık başı müÅŸahitlerini belirlemiÅŸ, dinamik, güçlü seçimlere en güçlü ÅŸekilde hazırlanmaktadır. Dolayısıyla bizim birinci önceliÄŸimiz kendi gücümüz ile kendi başımıza seçimlere girmek ve inÅŸallah aynen büyük kongremizde yaptığımız gibi yeni bir sürprizi de ikinci bir sürprizi de bu seçimlerde kamuoyuna bütün dünyaya göstermektir. Ancak tabii ki Türkiye'de siyasetin ÅŸartları gereÄŸi bildiÄŸiniz gibi Millî GörüÅŸ 50 senelik tarihinde koalisyonlar yapmış, seçim ittifakları yapmış ancak bunların hepsinde Millî GörüÅŸ belirleyici olmuÅŸ, itici güç olmuÅŸ, çatı olmuÅŸ, ana omurga olmuÅŸtur. Dolayısıyla burada da öyle bir ittifak olması mümkün elbette ki.
İktidarın Elinden Silahını Alacak Sinerji
Toplumun saÄŸ partiler olarak nitelediÄŸi partilerle bir araya gelmesi bir sinerji oluÅŸturabilecek diye ifade ettik. ÖrneÄŸin 1991 seçimlerinde MHP, İDP ve Refah Partisi'nin yaptığı ittifak sinerji oluÅŸturdu. Bu üç Parti'nin oyları yüzde 13 seviyesindeyken toplamda yüzde 17'ye çıktı, 63-64 milletvekili çıkartıldı. Bu ÅŸekilde benzemezlerin ittifakı tam tersine bir negatif enerji ve algı oluÅŸtururken birbirine yakın partilerin ittifakından bir sinerji oluÅŸması mümkün ve aynı zamanda da tabii HDP'nin CHP'nin bu ittifak içerisinde olmamasıyla iktidarın elindeki bu argümanın bu silahın elinden alınmış olması mümkün. Bu nedenle öyle bir olasılık olabileceÄŸini ifade ettik. Bugüne kadar da çeÅŸitli partilerle Genel BaÅŸkan Yardımcıları düzeyinde temaslarımız oldu. Tabii siyasi partilerin temaslarında bu konularda gündeme geliyor ve en son da Demokrat Parti Genel BaÅŸkanı Sayın Gültekin Uysal'ın ziyaretinde de birtakım konularda görüÅŸüldü. Daha ziyade bir nezaket ziyareti kapsamındaydı ancak bundan sonra da biz Genel BaÅŸkan Yardımcıları düzeyinde de Genel BaÅŸkan düzeyinde de bu saÄŸ partilerle görüÅŸmelerimizde müzakerelerimize devam edeceÄŸiz. Türkiye'de siyaset için 24 saat çok uzun bir zaman. Neler olacağını da hep birlikte göreceÄŸiz. GeliÅŸen ÅŸartlara göre, deÄŸiÅŸen konjonktüre göre bir adım atılacak ancak burada ittifaklarda da bizim en önemli kriterimiz daha önce de söylediÄŸimiz gibi milletimizin ülkemizin menfaatidir geleceÄŸidir ve yine hep söylediÄŸimiz gibi milletimizin insanlığın kurtuluÅŸ reçetesi olan Millî GörüÅŸ prensiplerine, Millî GörüÅŸ’ün kırmızı çizgilerine uygun bir ittifakın yapılmasıdır." dedi.
GENEL BAÅžKANIMIZIN BASIN AÇIKLAMASININ TAMAMINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Genel Başkanımızın Basın Toplantısı Konuşmasının Tam Metni:
Türkiye’de uzun zamandır vatandaşın kırmızı et tüketmesi neredeyse imkansız hale gelmiÅŸti, halk mecburen kıymaya ve beyaz ete yönelmiÅŸti, son dönemde artık bunlar da alım gücünü aÅŸtı, hatta yüksek enflasyon ve astronomik fiyatlar nedeniyle pek çok meyve-sebze ve ayçiçek yağı gibi ürünler dahi vatandaÅŸ için lüks ürün kategorisine girdi.
Ülkemizde Ayçiçek yağının fiyatı 1 senede %60, yumurta fiyatı %67, portakal fiyatı %65 arttı …
2020 yılı gerçek enflasyon oranı %37, gıda enflasyonu %50…
Buna mukabil maaş artışları ne kadar oldu ?
Asgari ücrette %21, memur ve emekli maaÅŸlarında %7,5 ila %8,5. Yani milyonlarca insanın alım gücü hızla düÅŸüyor…
Peki bizi kıskanan Avrupa ülkelerinde 2020 yılı enflasyon oranları ne kadar ?
Almanya % eksi 0,5, Fransa % eksi 0,1, İtalya % eksi 0,6,
AB Ortalaması % eksi 0,3 … OECD Ortalaması %1,7 …
Bu rakamlar ülkemizdeki acı tabloyu gözler önüne sermektedir…
Åžu örneÄŸi çok iyi düÅŸünmemiz gerekir; Avrupa ülkelerinde asgari ücret 1500 ila 2000 euro civarında. Ortalama olarak 15.000 TL düzeyinde. Türkiye’de ise asgari ücret yaklaşık 3.000 TL düzeyinde. Ancak temel gıda ürünlerinin fiyatları Avrupa ülkelerinde, TL’ye çevirdiÄŸinizde dahi Türkiye’den daha ucuz …!!
Bu ne demek ? Halkımızın gıda alışveriÅŸinde alım gücü Avrupa’lı tüketiciden 5 ila 6 kat daha düÅŸük …!!
Türkiye’de “sosyal yardımların son 17 senede 21 kat arttığının” bizzat Hükümet tarafından ifade edilmesi, iÅŸte bu durumun bir sonucudur…
Her geçen gün daha fazla vatandaşımız temel ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz hale geliyor, halk her geçen gün fakirleÅŸiyor …
“Artık bıçak kemiÄŸe dayandı” olarak tanımlanabilecek bu tablo karşısında Hükümet’in yaptığı iki ÅŸey var;
Birincisi; gıda fiyatlarındaki bu astronomik artışın sorumlusunun “açgözlü, fırsatçı, yüksek kar marjı uygulayan esnaf” olduÄŸunu ilan etmek…
Adeta yaÄŸmur gibi yaÄŸan zamların, sürekli artan fahiÅŸ vergilerin, sürekli artan girdi maliyetlerinin, elektrik fiyatının üç sene içinde %93, doÄŸalgazın %63 artırılmasının, sürekli artan akaryakıt fiyatlarının, yükselen kredi faizi maliyetlerinin, döviz kurlarında yaÅŸanan bir senede %40’lık artışın, 19 senelik yanlış tarım politikaları yüzünden tarım ürünlerini büyük ölçüde dışarıdan dövizle ithal eder hale gelmemizin bu tabloda hiç payı yok….
Bütün suç açgözlülük yapan esnafın, aracıların, komisyoncuların, stokçuların ...
Bu senaryoya kimseyi inandıramayınca ikinci bir adım daha attılar. Bu ikinci adım birincisinden daha da trajikomik …
İktidarın gazetelerinden bir tanesinde birinci sayfada manÅŸetten “sürdürülebilir fakirlik tüyoları” verdiler…!!
Bu gazetenin haberiyle dar gelirli milyonlara markete gittiklerinde kendilerinin ya da çocuklarının canının çektiÄŸi gıda ürünlerini “almadan çıkmanın” yolları anlatılıyor.
Fakirliğe alıştırma, halkı fakirliğe dayanıklı hale getirme projesi uygulanıyor.
Evet, ne yazık ki dünyanın en büyük 20 ekonomisinden bir tanesi olan Türkiye’de, sayısız yer altı yer üstü zenginliklerine, kaynaklara, genç ve üretken nüfusa sahip ülkemizde geldiÄŸimiz noktada milyonlarca insan fakirlik ve hatta açlık çekiyor…
Daha önce söylediÄŸimiz gibi, Türkiye’de sosyal yardım, sadaka, zekat ekonomisi iÅŸletiliyor. Sosyal yardımlar katlanarak artıyor, İstanbul ValiliÄŸi 2020 yılında 300 bin aileye yardım yapıldığını açıklıyor, Ak Partili belediyeler 2020 yılı faaliyetlerini ilan ediyor, yarıdan çoÄŸu hayır hasenat faaliyeti, BeyoÄŸlu Belediyesi vatandaÅŸa ücretsiz istavrit dağıtıyor, 5 bin kiÅŸi kuyruÄŸa giriyor…
Milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamaktan aciz hale getirildiÄŸi için valilikler, belediyeler, Devlet hayır kurumu haline gelmiÅŸ…
……………………………………………………………………
Pandemi nedeniyle iÅŸyerini kapatmak zorunda kalan kafe ve restoran esnafına kaybettikleri cirolarının “en fazla yüzde 3’üne” kadar verilecek Devlet desteÄŸi Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüÄŸe girdi.
Salgın nedeniyle neredeyse bir seneden beri doÄŸru düzgün iÅŸ yapamayan ve aylarca tamamen kapalı kalan ve adeta periÅŸan durumda olan bu iÅŸyerlerine verilecek destek, sıkıntının boyutu yanında “cep harçlığı” veya “sadaka” düzeyinde bir destektir.
IMF Raporu’na göre Türkiye, dünyada koronanın etkilerine karşı nakit desteÄŸini en az veren 3 ülkeden bir tanesidir. Hükümet Arnavutluk ve Meksika ile birlikte dünyada vatandaşına en az destek veren ülkelerden olmuÅŸtur.
Arnavutluk’ta GSYH’nın %1,1’i oranında, Meksika’da %0,7’si, Türkiye’de de halka GSYH’nın %1,1’i oranında nakit destek saÄŸlanmıştır.
Kapalı kalan kafe ve restoran esnafı için açıklanan destek paketi de bu rakamları doÄŸrulamaktadır. Cirosunun %50 ve üzerini kaybeden esnaflara, kaybının %3’ü verilecek.
Yani 100 bin TL cirosu olan dükkan, 30 bin TL’ye ciroya düÅŸmüÅŸse, 2 bin TL destek verilecek. Yani 100 bin TL yerine 30 bin TL deÄŸil de, 32 bin TL gelir elde etmiÅŸ olacak…
Peki bizi kıskanan Almanya aynı durumda ne yapıyor ?? Kapalı kalan dükkanlara kaybettiÄŸi cironun %75’ini ödüyor…!!
“Fazla söze ne hacet …” diyoruz ve ekliyoruz; imtiyazlılara aktarılan kaynakların, imtiyazlılar için yüzlerce kez çıkarılan vergi ve harç muafiyetlerinin onda birini esnafımıza aktarsaydık, biz de kapalı kalan esnafımıza Almanya kadar destek olabilirdik…!!
………………………………………………………….
Yine bu pandemi sürecinde, öÄŸrencilerin internet üzerinden uzaktan eÄŸitimle, iÅŸyerlerinin e-ticaretle internet üzerinden ayakta kalabildiÄŸi bir dönemde, ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİ’nin yüzde 7,5’tan yüzde 10’a çıkartılması, halka, öÄŸrencilere, gençlere ‘fırsattan istifade’ ilave yük yüklenmesi manasını taşımaktadır.
GSM operatörleri tarafından yılbaşında internet ve cep telefonu tarifelerine yapılan yüzde 20 düzeyindeki zam zaten ciddi bir yük getirmiÅŸken, ÅŸimdi ÖİV artışıyla yeni bir zam daha internet ve cep telefonu faturalarına yansıtılacak.
Hükümet bu pandemi sürecinde halka yeteri kadar destek olmadığı gibi, bir de üstüne halkın üzerinden, halka ilave yük yükleyerek kendisine milyarlarca liralık kaynak oluÅŸturmaktadır.
Bu vergi artışıyla internet faturalarında vergi yükü %50’ye, cep telefonlarında %100’e çıkacak…!!
Bu zorlu süreçte insanların, tek iletiÅŸim ve dünyayla baÄŸ kurma yolu internet ve cep telefonları. Bu nedenle dünyada pek çok ülke öÄŸretmenler, öÄŸrenciler, üniversiteler, e-ticaret kurumları için interneti ücretsiz hale getirdi, cep telefonu faturalarında devlet katkısıyla yüzde 50’ye varan indirimler yapıldı.
Biz de ise durum tam tersi … Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine …
Bu durum aslında bizim uzun zamandır vurguladığımız gerçeÄŸi bir kez daha ortaya koymaktadır; Hükümet’in vatandaÅŸa yaptığı bir katkı yok, sadece Ali’den alıp Veli’ye veriyor, vatandaşın saÄŸ cebinden alıp sol cebine koyuyor.
“Efendim kapalı kalan iÅŸyerlerine ciro kaybının %3’ü kadar destek yapacağız.” İyi de o yapacağınız desteÄŸi aynı anda artırdığınız ÖİV ile, çok daha fazlasıyla yine vatandaÅŸtan çıkartıyorsunuz zaten…!!
Siz Hükümet olarak;
- Önce yıl sonunda ÖTV oranlarını astronomik ÅŸekilde artıracaksınız,
- Arkasından yeni yılın ilk gününde elektriÄŸe yüzde 6, DoÄŸalgaza %21 zam yapacaksınız,
- Yine bu yıl başında köprü ve otoyol geçiÅŸ ücretlerine ortalama olarak yaklaşık % 25 oranında zam yapacaksınız ,
- Arkasından 1 Åžubat’ta Avrasya Tüneli’nin geçiÅŸ ücretine de %26 zam yapacaksınız,
- Bunlar da yetmez, ÖİV’ni de %7,5’dan %10’a çıkaracaksınız,
SONRA DA KASABA, BAKKALA, MANAVA DÖNÜP, “GÖZÜMÜZ ÜZERİNİZDE, SAKIN ZAM YAPMAYA FALAN KALKMAYIN, BEDELİNİ AÄžIR ÖDERSİNİZ” DİYE SESLENECEKSİNİZ…
“ELE VERİR TALKINI, KENDİ YUTAR SALKIMI”
…………………………………………………………………
DiÄŸer taraftan döviz kurları 2020 yılında adeta fırladı. Bir yıl içinde Euro ve dolar kurları %40-%50 oranında arttı…
Mevcut iktidar döneminde dolar TL karşısında tam 6 kat deÄŸerlendi…
Türk Lirası adeta pul oldu. 200 TL’lik banknot 2009’da piyasaya çıktığında tam 131 USD ediyordu, bugün ise 28 dolara tekabül ediyor …
Dövizdeki bu yükseliÅŸin sebeplerini daha önce defaatle ifade ettik;
1) Borç-Faiz ekonomisi
2) İthalata dayalı beton-çimento ekonomisi
Bunun sonucunda döviz kurları fırladı, bunu frenleyebilmek için Hükümet iki adım atmayı planladı;
1) Dolar düÅŸsün diye 2020 yılında tam 130 milyar dolar satarak tüm döviz rezervlerini bitirdiler. Merkez Bankası rezervi tarihte ilk defa eksiye düÅŸtü.
Ama USD yine düÅŸmedi …
2) Bu sefer de doları düÅŸürelim diye faizleri fırlattılar. Bu adım da yatırımı, üretimi, istihdamı bitirecek, hane halkı ve özel sektör yüksek kredi faizlerinin altından kalkamayıp tamamen kilitlenecek.
Sadece yurtiçi ve yurtdışından parayla para kazanan faiz lobisi, rantiyeciler yüksek mevduat faizleri sayesinde daha çok kar edecek.
SONUÇTA; ELDE NE DÖVİZ REZERVİ VAR, NE ÜRETİM VAR, NE YATIRIM VAR, NE İSTİHDAM VAR…
BU YOLUN SONU ÇIKMAZ SOKAKTIR…
BU GİDİŞLE ALLAH VERMESİN, 2001 KRİZİ GİBİ BİR DURUMLA HATTA DAHA BETERİYLE KARÅžILAÅžMAK DURUMUNDA KALABİLİRİZ…
Halbuki çözüm döviz bozdurmak, faizleri artırmak veya bakkalları-marketleri azarlamak deÄŸil,
Üretimi artırmaktır…!!
İhracatı artırmaktır, katma deÄŸerli ihracat yapılmasıdır…!!
Ancak maalesef bırakın katma deÄŸerli ihracatı, Türkiye tarımda, hayvancılıkta, gıda ürünlerinde üretimden uzaklaÅŸtırıldı. Yerli üretici borç-faiz-zam-vergi ekonomisi yüzünden ezildi, kaderine terk edildi.
Üreticinin ihmal edilmesi, gerekli desteklerin verilmemesi, sürekli artırılan girdi maliyetleri üretimi bitirdi.
Neredeyse bir yıldır pandemi nedeniyle alınan önlemlerde, desteklerde, kredi ve hibe desteÄŸi kararlarının hiç birisinde çiftçiye, tarıma, üreticiye yönelik bir ÅŸey yok...!!
Türkiye’de ekilebilir arazilerin milyonlarca hektarı boÅŸ duruyor, ekilmiyor. Kayıtlı çiftçi, tarım üreticisi sayısı her yıl geriliyor. Bir yandan nüfus artıyor, bir yandan yerli üretim azalıyor, böyle olunca da açık sürekli ithalatla kapatılıyor.
Döviz kurlarının astronomik artışlarıyla da ithal etin, sütün, buÄŸdayın, ayçiçeÄŸi tohumunun, samanın, gübrenin, tarım ilacının fiyatı katlanıyor, girdi maliyetleri altından kalkılamaz hale geliyor.
İthal meyve sebzenin fiyatı da döviz artışı sebebiyle katlanarak artıyor.
İktidar neredeyse tüm tahıl ürünlerinde, et ürünlerinde, bakliyatta gümrükleri sıfırladı. Ardından sıfır gümrükle ithalat süresini yılbaşından itibaren yine uzattı. Yani ithalatı teÅŸvik etmeye devam etti. Yine de gıda fiyatları düÅŸmedi …
Bu ÅŸekilde düÅŸmesi de mümkün deÄŸildir…
Çözüm yerli üreticiyi desteklemek, güçlü Devlet desteÄŸi ile üretimi artırmak, yerli ürün arzını artırmak, esnafın-çiftçinin-üreticinin vergi ve girdi maliyeti yükünü azaltmaktır.
EÄŸer iktidar enflasyonu, gıda fiyatlarını düÅŸürmek, halkın alım gücünü ortadan kaldıran zam yaÄŸmurunu dindirmek istiyorsa;
- Köprü, otoyol, tünel, elektrik, doÄŸalgaz, DSİ sulama ücreti zamlarını, vergi artışlarını, derhal geri çekmeli,
- Temel gıda maddelerinde, ve akaryakıtta KDV, ÖTV’yi en azından bir yıl süreyle sıfırlamalıdır.
- Tarım ve hayvancılık üretimine en güçlü teÅŸvik ve destekler saÄŸlanmalı,
- İthalat deÄŸil, yerli üretim desteklenmeli,
- Tarımda üretim planlaması yapılmalı,
- Tarımda kullanılan mazottan vergi alınmamalı,
- Tarım ve hayvancılık üretiminin girdileri devlet desteÄŸiyle en uygun ÅŸartlarda saÄŸlanmalı
- Tarım ürünlerinde taban fiyatları olması gereken seviyeye yükseltilmeli,
- Ekim sezonu başında üreticiye alım garantisi verilmeli, ürün bedelleri avans olarak peÅŸin ödenmelidir.
Yerli tarım üretiminin bol ve düÅŸük maliyetli bir ÅŸekilde yapılması ÅŸarttır, ancak bu ÅŸekilde üreticinin de tüketicinin de yüzü güler.
Tarım ve hayvancılık alanında, sanayi ve teknoloji alanında üreten ve ihraç eden Türkiye’yi hayata geçirmek ÅŸarttır.
……………………………………………………………..
BilindiÄŸi üzere Sn. CumhurbaÅŸkanı Türkiye’nin uzay programını açıkladı ve 2023’te Ay’a gideceÄŸimizi ifade etti.
Elbette ki havacılık, uzay, robotik, yapay zeka, nano teknoloji gibi alanlarda çalışma yapılması son derece önemli ve deÄŸerlidir. Yeniden Büyük Türkiye’nin inÅŸası için gereklidir. Bu doÄŸrultuda yapılacak çalışmaları elbette ki destekleriz.
Ancak “evdeki yangını söndürmeden bahçedeki çiçekleri sularsak” bu absürd bir durum olur.
Ülkemizde halkın %40’ı açlık sınırında, %80’i yoksulluk sınırında gelir elde edebilirken, milyonlarca insanımız Ayçiçek yağına dahi güç yetiremezken, halkın 3’te 1’i sosyal yardım alırken, 10 milyon iÅŸsiz, 1,5 milyon üniversite diplomalı iÅŸsizimiz varken, Ay’a gitmek son derece uçuk bir fikirdir.
Bununla birlikte bu uzay projesi hangi kaynakla finanse edilecek ? Türkiye, 450 milyar dolar dış borç stoÄŸu olan, hane halkı, özel sektör ve Devlet olarak toplamda 1 Trilyon dolara yakın borca batmış, Hükümet’in önümüzdeki dört senede 150 milyar dolar bütçe açığı vereceÄŸini ilan ettiÄŸi bir ülke. Borcu borçla kapatan, hatta borç faizini borçla kapatan bir durumda.
Böyle bir durumda son derece maliyetli olan uzay projeleri hangi kaynakla yürütülecek ? Yine her iÅŸte olduÄŸu gibi en yüksek faizle alınan borçlarla mı bu çalışmalar yapılacak ?
NASA’nın yıllık bütçesi 23 milyar dolar, Avrupa BirliÄŸi Uzay Ajansı’nın yıllık bütçesi 7,5 milyar dolar, Rus Uzay Ajansı’nın bütçesi 1,7 milyar dolar iken, yıllık bütçesi sadece 5,4 milyon dolar olan Türkiye Uzay Ajansı bu açıklanan iÅŸleri nasıl yapacak ?





