GENEL BAŞKAN YARDIMCIMIZ DOĞAN BEKİN'İN AÇIKLAMASI

AB, Türkiye'nin Stratejik Önceliği Olamaz

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 10-11 Aralık’ta yapılacak Avrupa Birliği (AB) Zirvesi öncesinde dün Brüksel’e yaptığı ziyaret kapsamında AB Konsey Başkanı Charles Michel’in Dış Politika Başdanışmanı Maryam Van den Heuvel, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in Kabine Şefi Bjoern Seibert ve AB Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreteri Helga Schmid ile ayrı ayrı yaptığı görüşmelerde Avrupa Birliği üyeliğini Türkiye'nin stratejik önceliği olarak ortaya koyması Ak Parti iktidarının Avrupa'yı darıltmama adına ortaya koymaya çalıştığı ikircikli politikasının en somut göstergesi niteliğindedir.

Ak Parti, Avrupa Birliği üyeliğinin aslında bir ‘serap’ görmekten öteye gidemeyeceğini uzun iktidarı döneminde görmüş olması lazım gelirken, siyaseten Türkiye’yi AB politikalarına mahkûm ederek içine düştüğü belirsizliği yeniden gevşek zeminli  tek taraflı çıkar ilişkileriyle tahkim etme yoluna girmeye çalışmaktadır.

AK Parti, sarsıntılı iktidarını sürdürebilmek amacıyla Avrupa Birliği yolunda her türlü tavizi vermek suretiyle, bir bakıma kamuoyu nezdinde tartışma konusu olan güvenirliğine de gölge düşürmeye devam etmektedir. Çünkü dün söylediğinin aksine bir gün sonra farklı politikalar uygulamaya kalkışması bunun en bariz örnekleridir.

AK Parti’nin AB üyeliğini stratejik öncelik görerek, AB üyelik sürecini yeniden gündeme taşıması ister istemez 1971 yılında dönemin ABD Başkanı Richard Nixon’un pragmatik bir yaklaşımla dile getirdiği “Şimdi hepimiz Keynesciyiz”( We are all Keynesians now ) retoriğini çağrıştıran bir ifadeyle Avrupa Birliği’ni ‘stratejik öncelik’ veçhesi olarak gören bir iktidarın “şimdi nereye gidiyoruz?”  sorusuna nasıl bir cevap verebileceği doğrusu merak ve kuşku konusudur.

Ak Parti iktidarı ne yazık ki, uygulamakta olduğu Batı güdümlü yanlış reçeteli politikalar sonucu ekonomik göstergelerde ‘pik’ yerine ‘dip’ yaparken, ortaya çıkan dış borç ve faiz sarmalı karşısında yeniden faiz artırımına gitmesi ve AB’ye yeniden göz kırpması malumun ilamından başka bir şey değildir.

Yeniden biçimlenmeye başlayan küresel yönetişimde Türkiye’nin muhtemel duruşunun nasıl olabileceği konusunda AK Parti’nin icraatları bağlamında müphem sorular ortaya çıkarken, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adına ve yerine Brüksel’e gerçekleştirdiği ziyaret ile Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin stratejik önceliği olduğunu ifade etmesi aslında iktidarın  ‘Milli ve Yerli’ duruş ile D-8 konusundaki samimiyetinin düzeyi de bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Bu cümleden olmak üzere Ak Parti, Batı karakterli politikaları önemsediği ve içselleştirdiği kadar D-8’i de içine sindirebilip önemseyebilse ve içleştirebilse zaten şu anda yaşanmakta olan sıkıntıların da önü alınmış olunabilirdi.

Sonuç olarak bu son durum, AB ile sürdürülen üyelik müzakerelerinde 2006 yılından beri ortada olan durağanlığa nasıl bir çare oluşturacağı asıl üzerinde durulması gereken bir konu olsa gerek. İktidarın özellikle Almanya, Hollanda, Avusturya ve Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesiyle yaşamakta olduğu kronik sorunların ortaya konulmaya çalışılan ‘stratejik öncelik’ bağlamında nasıl aşılacağı ve Türkiye’nin özellikle Doğu Akdeniz, Güney Kafkasya, Kuzey Suriye, Irak, Kıbrıs, Libya gibi konularda Batı ile örtüşmeyen çıkarlarının alışagelmiş dış politika ekseninde seyrini nasıl etkileyebileceği gerçeği asıl üzerinde durulması gereken kritik konuların başında yer almaktadır.

Yeniden Refah Partisi olarak, Türkiye'nin çıkarlarını önceleyecek olan üretim, istihdam ve ihracata yönelik yerli ve milli politikaların ve D-8 projesinin bir an önce hayata geçirilmesini önemsediğimizi bir kez daha ifade etmek isteriz. Bu nedenle Türkiye'yi, ekonomik çıkar kaygılarıyla tek taraflı olarak AB’ye payanda yapmanın hiçbir sonuç veremeyeceği gayet aşikârdır. İktidarın yanlış politikaları yüzünden ortaya çıkan ve deprem etkisi yapan kaotik sorunlardan kurtulabilmek adına palyatif çözüm olarak yeni fay hatları üzerine tek taraflı tavizlerle Türkiye'nin geleceğini inşa etmenin zaman kaybından başka bir fayda getirmeyeceği ortada olan bir gerçektir.

 

Doğan Bekin

Genel Başkan Yardımcısı