ENFLASYONUN GÖLGESİNDE BÜYÜYEN TEHLİKE: İŞSİZLİK

 

ENFLASYONUN GÖLGESİNDE BÜYÜYEN TEHLİKE: İŞSİZLİK

 

Enflasyonun Gölgesinde Büyüyen İşsizlik Tehlikesi

 

2023 Mayıs ayı itibarıyla ekonomi yönetimini devralan mevcut hükümetin yeni (?) ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadelede başarısız oldu. Enflasyona odaklanan iktidar ise adeta miyop bir bakış açısıyla işsizlik oranına odaklanamıyor. Bu sebeple Türkiye’yi yüksek enflasyona ek olarak yüksek işsizlik tehlikesi bekliyor.

 

Orta Vadeli Program çerçevesinde TCMB’nin fiyat istikrarı (enflasyonla mücadele) politikaları hem ekonomideki hatalı yönetim anlayışına hem de kamunun tasarruf fukaralığına yenik düştü. Arzı artırarak enflasyonla mücadele edilmesi gerektiği yönündeki tüm uyarılarımıza rağmen, talebi kısarak mücadele etmeyi tercih eden ekonomi yönetiminin hatası, üç senenin sonunda enflasyonla mücadelenin büyük bir hüsranla sonuçlanmasına sebep oldu. Yine yayınlanmış olan üç adet tasarruf yönergesine rağmen adeta “bu dünyaya bir daha mı geleceğiz” anlayışı ile kamu malını hunharca tüketen iktidar bürokrasisi, ihaleciler ve vergi teşvikçisi holdingler, “itibardan tasarruf olmayacağını” da yeni ekonomi yönetimine öğretmiş oldu.

 

Böylece geri kalan üç senede vatandaşın verdiği muazzam çaba ve gösterdiği fedakârlık tamamen boşa harcanmış oldu. Talebi kısan enflasyon politikasının beraberinde getirdiği geçim sıkıntısına ek olarak, vergilere yapılan ağır zamlarla ve icat edilen yeni vergilerle boğuşan vatandaşın, üç senenin sonunda eli boş kaldı.

 

Enflasyon kaynaklı geçim sıkıntısı kötüdür. Elbette beraberinde yoğun bir stres ve mutsuzluk getirir. Ama daha kötüsü de var. İşsizlik!

 

Yüksek enflasyonlu bir ekonomide, iş sahibiyseniz, evinize bir maaş giriyorsa, “makarna-ekmek” de olsa evinize bir aş götürebilirsiniz. Ancak işiniz yoksa bunu yapamazsınız. Ve işsizlik yaygınlaşıyorsa, bir süre sonra önlenemez bir toplumsal yıkımı ortaya çıkarır. Bunu toparlamak ise ülke olarak yeni bedeller ödemeyi gerektirir.

 

O zaman şu soruyu sormak gerekiyor: “İktidar bizden daha az mı biliyor da talep yönlü enflasyonla mücadele yerine arz yönlü enflasyonla mücadeleyi seçmedi?” Hayır. Elbette bilimin ortaya koyduğu gerçekleri, iktidarın ekonomi yönetimi de biliyor. Ama diyoruz ya kim uğraşacak? Kim yeni fabrikalar açarak dışa bağımlılığı azaltacak, arzı çoğaltacak? Eti dışarıdan ithal etmek dururken kim yerli üretimi artırmak için çabalayacak? Hem borçlanmak ve vergileri artırmak dururken niçin çabalayarak yerli ve milli kaynak üretsinler? Nasılsa satılacak kamuya ait şirketler, yollar, köprüler, binalar ve araziler henüz tamamen tükenmedi, bunları satıp delikleri kapamak varken kim üretsin Allah aşkına! Kendi karınları tok, kamunun tüm olanakları hizmetlerinde, kim uğraşır ki üretmekle? Özetle sebep; AK Parti’nin kurucu değerlerinden kopuşudur, halktan kopuşudur. Sebep; iktidarın çalışmak ve çabalamak yerine kolay olanı tercih etmesidir.

 

Eğer iktidara verilen 24 sene, Milli Görüş’e nasip olsaydı, bugün doğudan batıya, kuzeyden güneye, Türkiye’nin her yanı fabrikalarla, üretimle ve istihdamla donatılmış olurdu. Türkiye’de ne enflasyon ne borç ne de işsizlik mesele olmaktan çıkardı. Olsa olsa, “yıllık enflasyon niçin %3’ten, %3,25’e yükseldi” gibi konfor alanında bir enflasyon tartışması yaşanırdı. Nereden mi biliyoruz? Milli Görüş ne zaman iktidara gelse, ilk iş olarak denk bütçe ile kamuda israfı önleme odaklı ekonomi politikalarını izledi. Ülkemizin her yanına fabrikalar açtı. ASELSAN, TÜMOSAN, HAVELSAN gibi Türkiye’nin en güzide sanayi tesislerini Milli Görüş kurdu.

 

İktidar ise Cumhuriyet tarihinde sadece kendisine nasip olmuş bu 24 senelik süreçte, kendisinden beklenenin çok altında başarı gösterdiği gibi özellikle son 10 senelik döneminde başarısızlıkta kendi rekorunu kırarak dibe doğru ilerliyor.

 

Bugün iktidarın, enflasyonla mücadeledeki başarısızlığını haklı olarak tartışırken, bu tartışmanın karanlık gölgesinde ülkemizi bekleyen tehlike ise işsizliktir. Talebi kısma yönündeki enflasyonla mücadele politikaları, üretimin üzerindeki baskıyı artırıyor. Baskılı kur politikası ise ihracatçıyı güç durumda bırakıyor. Uzun zamandır Türkiye’nin bir “erken sanayisizleşme” dönemine girdiği konusunda uyarılarda bulunuyoruz. Erken sanayisizleşme, beraberinde sanayide istihdamı azaltıyor. Mesleki ve teknik eğitimden uzaklaşma, mesleksiz bir neslin oluşmasına yol açıyor. Düşük asgari ücret politikası, bir yandan istihdamı desteklerken, diğer yandan “bu maaşlara çalışılmaz” görüşünü yeni nesiller üzerinde yaygınlaştırıyor. Ne eğitimde ne istihdamda olan, iş başvurusunda bile bulunmayan 6 milyon ev gencimiz bulunuyor.    

Kaynak: TÜİK, İşsizlik Oranı Verileri, Mart 2024 – Mart 2026

 

Yukarıdaki grafikten de görüleceği üzere, iktidar işsizlikle mücadele için gerekli önlemleri almıyor. İşsizliğin %8,8’den %8,1’e gerileyebildiği görülüyor. Ancak bu rakamlar çok yüksek ve düşüş yeterli değil.

 

Kaynak: Orta Vadeli Program 2026-2028, s. 54.

 

Yine yukarıdaki tablodan Orta Vadeli Program (2026-2028)’a bakıldığında; şu anda %8,1 olan işsizlik oranının 2028 yılsonunda %7,8’e düşürülmesi hedefleniyor. Ancak bu hedefler, işsizliğin ülkemiz için bir tehdit olmasını önlemek için maalesef yeterli değil. Üstüne üstlük bu hedeflere ulaşılabileceğinin bir garantisi de yok. Nitekim Orta Vadeli Programlar, yıllardır deneme tahtası haline getirilerek, iktidarın başarısızlığına endeksli olarak sürekli olumsuz yönde güncelleniyor.

 

2027 Seçimlerine Doğru: Yeni Bir "Acı Reçete" Planı

Böyle bir ortamda 2027 yılına, yani Genel Seçimlerin yapılacağı yıla giriyoruz. Bizi bekleyen tehlike enflasyonda ve işsizlikte yaşanan başarısızlığın 2023 yılı seçimlerine benzer şekilde kısa süreli olarak üzerinin örtülecek olmasıdır.

 

2027 Genel Seçimlerine girerken neler göreceğiz? Bu soruyu kolaylıkla cevaplamak için 2023 yılı seçimleri öncesine dönmek lazım gelir. 2023 yılı öncesinde “Türkiye Ekonomi Modeli” adında bir anlayışa geçildi. Düşük faiz ve yabancılar için ucuz Türk lirası, Türkiye’nin yabancılar için ucuz bir pazar haline getirilmesi, dolayısıyla siparişlerin artarak üretimin artması… Sonuç olarak kısa süreli olarak mevcut istihdamın korunması hatta istihdamda sınırlı da olsa artış yaşanması… Üreticinin de cebinin bu dönemde para görmesi… Sabit ücretliye yapılan göstermelik maaş zamlarının ekonomide yol açtığı kısa süreli bereket… Ne zamana kadar? Seçimler sonuçlanana kadar. 2023 seçimlerinin ardından ise yüksek faiz, yabancıya yüksek rant, talebin kısılarak üretime engel olunması. Ardından gelen vergi zamları ve geçim sıkıntısı. Üretemeyen sanayici ve işten çıkarmalar. Ek olarak fabrikasını söküp Türkiye’yi terk etmek durumunda kalan sanayici. Kısacası “Acı reçete!”

 

Sayın Cumhurbaşkanı elbette, işsizliğin enflasyondan daha büyük bir sorun olduğunun farkında. Zaten bu sebeple 2023 yılında tüm ekonomiyi, istihdamın korunması için feda etti. 2027 yılı Genel Seçimlerine girerken benzer bir tabloyu görmeye başlıyoruz. Sosyal konut projeleri ile inşaat üretimini canlandırma, vergi teşvikleri ile üreticinin maliyetini düşürerek istihdamı koruma gibi adımlarla bu sürece girdik. Bunun ardından seçime yakın sabit gelirliye yapılacak maaş iyileştirmeleri ve piyasayı tüketime yönlendirici bir döneme girilmesi bekleniyor! Yine soruyoruz: Ne zamana kadar? Cevap, 2027 Genel Seçimleri sona erene kadar. Sonrası? Cevap, “Yine sabit gelirlinin, emekçinin ve sanayicinin yüz yüze kalacağı bir acı reçete!” Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, üretimsizlik…

 

Vatandaşımıza Çağrı

Aziz milletimiz,

Bu kısır ve planlı döngüyü kırmak bizim elimizde.

Bu kasıtlı ve iyi niyetli olmayan döngüyü sona erdirmek için bir alternatif var!

Yeniden Refah dememiz, Yeniden Milli Görüş dememiz halinde; sürekli üretime, sürekli istihdama, geçim sıkıntısının olmadığı bir hayatı yaşamaya erişebilmemiz mümkün!

Yeniden Refah, Yeniden Milli Görüş için karar verirsek borç-faiz-zam-vergi-israf-yolsuzluk-hukuksuzluk yerine yönetimde adalete, paylaşımda adalete, yargıda adalete ulaşmamız mümkün.

Yaşanabilir bir Türkiye’yi, Yeniden Büyük Türkiye’yi inşa edebilmemiz mümkün!

Türkiye’yi gerçek ve samimi manada Şeyh Edebalı’nın “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışına yeniden oturtmak mümkün!

Hakikat cephesinde birleşeceğiz. Ahlak ve maneviyatla ayağa kalkarak, doğru adımlar atarak, “Manevi Vatanı” yeniden inşa etmek mümkün!

Yeniden Refah Partisi olarak Genel Seçimlerin yapılacağı güne kadar aziz milletimizi bu inancımızla ve özgüvenimizle bütünleştireceğiz. Bunun için Yeniden Refah Partisi’nin tüm teşkilatları olarak gerekli çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

 

Prof. Dr. Mehmet Fatih BAYRAMOĞLU

Yeniden Refah Partisi

Genel Başkan Yardımcısı

Ekonomik İşler Başkanı

 

   

Yayın Tarihi: 7 Mayıs 2026 | Yayın Saati: 13:34:54