Barış ve Kardeşlik En Büyük Önceliğimiz Olmalıdır

Son dönemde küresel güç odaklarının, Siyonist İsrail’in arkasında kayıtsız bir şekilde yer alarak içinde bulunduğumuz çalkantılı coğrafyada dayatmacı politikalarla yeni bir korku duvarı olarak “Sevr sendromu”nu, “Yinon Planı” formunda yeniden egemen kılmaya çalıştıklarını görmek mümkündür.

 

Bu gelişmelerden büyük cesaret alarak güç devşirmeye çalışan Siyonist İsrail’in yayılmacı ve Ortadoğu’yu alev topuna dönüştürmeye yönelik tehditkâr ve saldırgan politikaları karşısında bölge ülkelerinin  salt meydan okuma politikalarını tercih etmesi çözüm yolundaki beklentileri akamete uğratacağı gibi, hiçbir sonuca götürmesi de mümkün görülmemektedir.

 

Bu bağlamda, bölge ülkelerinin uzlaşmacı ve yapıcı bir jargonla yeni bir politik anlayış ortaya koyarak ve tüm farklı etnisitelere yönelik kucaklayıcı, birleştirici politikalarla bir arada var olma yolunda güçlü bir politik irade ile daha geniş perspektifli politikalar ortaya koyması, nitel anlamda yeni bir momentum (hareket gücü) özelliğinin ortaya çıkmasına zemin sağlayacaktır.

 

Bu cümleden olarak son dönemde Türkiye’de ortaya çıkan huzur ve istikrarın bozulmasının hiç kimseye fayda getirmeyeceği gayet aşikârdır. Ülkemizin zenginliğini oluşturan tüm farklı etnisitelerin birbirlerinin hak ve hukuklarına riayet ederek, toplumsal dokumuza zarar verebilecek her türlü olumsuz söz, güç ve şiddet politikalarından uzak durarak ve daha da önemlisi toplumsal barış ve kardeşlik ruhunu önceleyerek Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Lazıyla ve Çerkeziyle bir arada var olma kültürümüzü tahkim etmemiz kaçınılmazdır.

 

Yeniden Refah Partisi olarak, ülkemizde bir arada yaşamayı, toplumsal ve siyasi istikrarı doğrudan tehdit eden baskı ve ayrımcılığa yönelik olumsuz söylem ve eylemlerin ortaya çıkardığı  rahatsızlıkların ortadan kalkması ve ülkemizde sağduyunun hâkim olması son derece zorunlu olduğunu ifade etmek isteriz.

 

Türkiye son derece hassas dönemden geçerken özellikle  istikrarı sağlayacak güçlü adımlar atmak yerine, salt belirli kesimlerin kişiliklerine büyük yatırımlar yapılmasının yeğlenmesi, kartların yeniden dağıtılmasında yaşanan açmazı daha da vahim bir hale sokacaktır.

 

Türkiye’de son dönemde vücut bulan  istikrarın kalıcı hale gelebilmesi  için, öncelikle iş birliği temelinde, tüm etnisiteler arasındaki gerginliklerin  azaltılması, ortak politikaların geliştirilmesi ve çözüm bekleyen kaotik sorunların ortak akıl ile çözüme kavuşturulması seksen yedi milyonun ortak beklentisidir.

 

Sonuç olarak Türk, Kürt, Arap ve Acem kardeşliğine zarar getirebilecek her türlü olumsuz adımın, sadece Türkiye'yi değil, tüm bölgemizi yeniden daha büyük bir kaos ortamına sokmasının ve şiddeti alevlendirmesinin kaçınılmaz olacağı gayet aşikârdır.

 

Bu amaç doğrultusunda, bizi daha sıkı bağlarla geçmişe bağlayan manevi duyguları gevşetmeye yönelik Siyonist güçlerin dolaylı  hamlelerine karşı daha duyarlı hareket etmememiz durumunda, bölgenin tamamen Amerikan ve İsrail hâkimiyeti altına girmesi söz konusu olacaktır. Amerika'nın bölgede üstünlüğünü şimdiye kadar görülmemiş boyutta tesis etmeye çalıştığı gözlerden kaçmamaktadır.

 

Bu minvalde şunu görmek zorundayız ki, ABD, geçmişte insan hakları ve özgürlükler düzleminde öngördüğü “Pax-Americana” (Amerikan Barışı) yerine, artık Ortadoğu’nun enerji kaynaklarını kendisine payanda olarak belirlediği apaçık ortadadır. Bunu sağlayabilmek için de bölgedeki maddi çıkarlarını ön planda tutan merkantil otokrasiler, kendi hükümranlıklarını devam ettirebilmek adına Ortadoğu’daki Amerikan varlığına büyük destek sağlamaktadırlar. Amerika’nın bölgedeki varlığı, Siyonist Yinon planının  da daha hızlı şekilde uygulama alanı bulmasına neden olacaktır.

Yayın Tarihi: 16 Eylül 2026 | Yayın Saati: 16:29:22