ABD’nin Yeni Ortadoğu Stratejisi Bağlamında Mekke Ortak Savunma Anlaşması

Bilindiği üzere 1979 yılında İran’da Şah rejiminin yıkılması üzerine ABD, NATO’nun önemli müttefiki olan Türkiye’yi kontrol altında tutabilmek adına 12 Eylül 1980 darbesinde başrol oynadığı bilinen bir gerçektir.

 

ABD, İran’daki rejim değişikliğinden sonra Ortadoğu ve Güneydoğu Asya’daki tüm güçlerini birleştirerek olaylara müdahalede daha hızlı intikal sağlamak üzere ve daha da önemlisi Basra Körfezi üzerinde hakimiyet alanı oluşturabilmek için Mart 1980’de “Acil İntikal Kuvveti Müşterek Görev Gücü” nü kurdu. Daha sonra bu gücü; Tampla, Florida’da bulunan Mac Dill Hava Kuvvetleri Üssü’nde oluşturduğu ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (USCENTCOM) genel karargahıyla birleştirdi.

 

Şu anda Ortadoğu’da aktif rol oynayan NATO dışında önemli işleve sahip olan CENTCOM, Fort Irwin, California’da Ulusal Eğitim Merkezi’nde Ortadoğu coğrafi şartlarında görev yapabilecek piyadelerin eğitimine ağırlık vererek uzun vadeli planlarla Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını korumaya çalışmıştır.

 

ABD’nin Irak’a yönelik istikrarsızlaştırma politikalarından sonra buraya kümelenen terör örgütleri özellikle Türkiye ve İran’ı istikrarsızlaştırma ve güvenlik riskleriyle baş başa bırakmayı hedeflediği bir gerçektir. Nitekim, 15 Ağustos 1984’te PKK tarafından gerçekleştirilen Eruh ve Şemdinli baskınları bunun somut adımları olarak karşımıza çıkmıştır.

 

CENTCOM, zaman zaman İsrail oryantasyonlu daha ikameci çözüm stratejileri devreye sokarak, özellikle Lübnan, Suriye ve Irak’ta kaygan zeminli jeostratejik politikalar için büyük gayret göstermesi bu ülkelerdeki istikrarın ortadan kaldırmasına neden olmuştur.

 

CENTCOM’un özellikle Suriye ve Irak’ta sürdürmekte olduğu askeri çabalar bölgede jeopolitik ve jeo-ekonomik güç dengelerinin yeniden şekillenmesi ve bunun yansımalarının da yeni krizlere ve çatışma alanlarına neden olması kaçınılmaz oldu.

 

Son dönemde ABD’nin İran’a yönelik tek taraflı saldırgan politikası istenilen sonuçları veremediği gibi, ABD’nin Ortadoğu ve özellikle Körfez bölgesindeki varlığını da ciddi ölçüde sorgulanır bir duruma getirdi.

 

İran’a yönelik saldırılarda ciddi yaralar alan ABD, CENTCOM’un Ortadoğu’da aşınmaya yüz tutan faaliyetlerini artık kısıtlama yoluna gitmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu bağlamda, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında oluşturulan MEKKE Anlaşmasında ABD Başkanı Trump’ın dahilinin söz konusu olup olmadığını özellikle son açıklamasında görmek mümkündür.

 

Trump yaptığı açıklamada; “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın nihayet MEKKE Anlaşmasını imzaladığını görmekten çok memnunum” şeklindeki ifadesinin iyi irdelenmesi gerektiğini vurgulamak isteriz.

 

Özellikle Türkiye’nin “kuşatıcı” ABD destekli Siyonist planı geri püskürtebilmesi, bölgede ‘kucaklayıcı ve birleştirici’ politikalara daha çok önem vermesiyle mümkün olabilir. Bu cümleden hareketle, diyalog mekanizmasının süratle harekete geçirilmesi  bölgemizi oluşturan tüm unsurların yararına olacağı bir gerçek olsa gerek.

 

Ancak, “uzlaşmazlık” politikalarının tercih edilmesi, bölge ülkeleri arasında yeni ve derin açmazların husule gelmesine neden olabileceği gün gibi aşikardır.

 

Bu sebeple, Türkiye’nin öncülüğünde acilen; ‘kapsamlı eylem planı’ ile tüm bölge aktörlerinin bir araya gelip, yeni istikrarsızlıklara değil, barış, kardeşlik ve güvenliğe yönelik adımlarla anlaşmazlıkların çözümünü ortaya koymaları artık kaçınılmazdır.

 

Ez cümle, MEKKE Ortak Savunma Anlaşması yerine, daha geniş kapsamlı MEKKE Ortak Barış ve Kardeşlik Anlaşması’nın ortaya konulması gerekmektedir.

Yayın Tarihi: 17 Ağustos 2026 | Yayın Saati: 16:11:02