ABD’nin İran Politikası Yeni Bir Açmaza Dönüşmektedir

Siyonist İsrail tarafından öngörülen jeopolitik açılımın gerçekleştirilebilmesi amacıyla temel parametre olarak Gazze Şeridi, Batı Şeria, Kudüs, Lübnan ve Suriye’de nüfus alanını genişletme ve etnik temizlik yönüne gitmesi hiç şüphesiz son derece tehlikeli bir süreci beraberinde getirmektedir.

 

Özellikle NATO’nun Ankara Zirvesi sonuç bildirgesinde açıkça Rusya Federasyonu ve İran’ın hedef olarak ortaya konulması ve ABD Başkanı Trump’ın Ankara’da Suriye Devlet Başkanı Ahmet el Şara ile ikili görüşmesi sırasında Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olduğuna dair vurgusu ABD ve İsrail’in mütecaviz politikalarının tescili niteliğinde olup, bağımsız ve egemen bir ülkenin toprak bütünlüğünün hiçe sayılmasının bir göstergesi niteliğindedir.

 

ABD Başkanı Trump’ın Suriye üzerinden Hizbullah’ın lojistik desteğinin kesilmesi konusunda Suriye Devlet Başkanı Ahmet el Şara üzerinde baskı kurmaya çalıştığı konusundaki iddialardan sonra Suriye’de bazı operasyonlar sonucu yakalandığı iddia edilen malzemelerin basına servis edilmesi zamanlama açısından son derece manidardır.

 

Şu bir gerçektir ki, Suriye yönetimi ve Hizbullah’ı karşı karşıya getirebilecek bir yaklaşımın salt Siyonist İsrail çıkarlarına hizmet etmeye yönelik olacağı muhakkaktır. ABD ve İsrail tarafından ayrıştırıcı politikaları hayata geçirebilmek amacıyla Suriye ve Lübnan üzerinden yeni senaryoların başlatılması, savaş aksının bu bölgeyi de içine alacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Bu konuda düşmanca politikaların ABD ve İsrail çıkarları dışında hiç kimseye fayda getirmeyeceğini ifade etmek isteriz.

 

ABD’nin İran’la imzaladığı mutabakat zaptına uymayarak NATO zirvesi sırasında Ankara’dan İran’a yeniden saldırı emri vermesi üzerinde durulması gereken son derece ciddi bir durumdur. Siyonist İsrail için en büyük tehdit unsuru olarak görülen İran’a yönelik yeniden tek taraflı saldırı başlatılması ister istemez yeni kaotik bir durum ortaya koymaktadır.

 

Türkiye’nin ABD’nin İsrail çıkarlarını önceleyen İran’a yönelik saldırgan politikası karşısında ihtiyatlı bir politika izlemesi son derece önemlidir. Son NATO bildirgesinden büyük rahatsızlık duyan Rusya Federasyonu ve İran ile dostane iyi komşuluk ilişkilerimizi göz önüne alarak tarafsız politikayı öncelememiz artık kaçınılmazdır.

 

İran’ın etrafını saran Amerikan üsleri de barışçıl amaçlı olmayıp, salt İran’ın güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tehdit eden varlıklara dönüştüğünü görmek mümkündür. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı askeri abluka altına almaya çalışması ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan istikrarsızlığı İran’a yüklemeye çalışması uluslararası deniz hukukuyla çelişmektedir.

 

Bu arada Çin'in enerji arzının önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte olduğundan, ABD Hürmüz Boğazı'nı askeri denetim altına alarak bu su yolunu Tahran ve Pekin üzerinde stratejik bir silah olarak kullanmaya çalışmaktadır. Venezuela’da istenilen amaca ulaşan ABD’nin burada benzer bir amaca ulaşması pek mümkün görülmemektedir. Bu konuda İran’ın kararlı tutumu Hürmüz Boğazı ve bölgenin geleceğinde belirli bir rol oynayacaktır.

Yayın Tarihi: 21 Temmuz 2026 | Yayın Saati: 14:42:33