
ABD Başkanı Trump’ın egemen ve bağımsız bir devlet olan İran’ın toprak bütünlüğü, egemenliği, meşru hak ve çıkarlarına yönelik herhangi bir zorba eylemi sadece uluslararası hukuku ihlal etmekle kalmayacak aynı zamanda çok cepheli bölgesel güç kullanımını tetikleyebilecek büyük riskler taşıyacağından bölge ülkelerini de uzun vadeli çatışma alanlarına taşıma potansiyeli oluşturacağı muhtemel büyük kaos ve istikrarsızlığa yol açması kaçınılmaz olacaktır.
Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu’nun boyunduruğu altında hareket etmekte olan ABD Başkanı Trump’ın, İran’a yönelik güç politikasının küresel ölçekteki ekonomik yansımalarını şimdiden görmek mümkündür.
Şu bir gerçektir ki, eğer varsa karşılıklı anlaşmazlıkların iyi niyet politikalarıyla ve aktif barışçıl diplomasi yoluyla çözüme kavuşması pekâlâ mümkün olabilir. Güç ve şiddet politikalarıyla bir yere varmanın asla mümkün olamayacağını ifade etmek isteriz.
Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan soykırımı adeta teşvik eden ve Siyonist İsrail’e silah ve mühimmat tedarik etmekte tereddüt etmeyen ABD yönetiminin, İran’ı istikrarsızlaştırma adına gösteri ve ayaklanmaları desteklemesi kabul edilebilir bir durum olmasa gerek.
ABD Başkanı Trump’ın tek kutuplu “Yeni Dünya Düzeni” adına hareketle, uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetki alanlarını hiçe sayarak, kendinden buyruk söylem ve eylemlerle Birleşmiş Milletlere dayalı uluslararası sistemi artık yok saydığı, Venezuella başta olmak üzere son gelişmelerle iyice ortaya çıkmış oldu.
ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Tom Barrak’ın: “Güçlü ulus devletler Ortadoğu’da İsrail için tehdittir” söylemi bir bakıma ABD’nin Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı güç politikasının ana nirengi noktasını oluşturmaktadır. İran’ı parçalamaya yönelik sinsi politikasının ana strüktürünü de bu çerçevede görmek mümkündür.
Ez cümle, ABD Başkanı Trump’ın yeni Ortadoğu stratejisi; “Her şey İsrail için, hiçbir şey İsrail siz düşünülemez” politikasını taşımakta olduğunu artık açıkça anlamak gerekir düşüncesindeyiz.