YAŞA ANTEP

Partimizin 1. Olağan İl Kongreleri süreci büyük heyecanlara sahne olmaya devam ediyor. Ülkemizin dört bir yanında kuruluşu ve kongreleri tamamlanan ilçelerimizin ardından il kongreleri süreci de hızla devam ediyor. Bu hafta bu büyük heyecana ev sahipliği yapan ilimiz ise Gaziantep oldu. Yaşanan heyecan “YAŞA ANTEP” dedirtti.
Rahmetli Erbakan Hocamızı da her gittiğinde bağrına basan illerden olan Gaziantep, Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan’ı da büyük bir coşkuya bağrına bastı. Genel Başkanımızın şehre ulaşmasından itibaren kendisine gösterilen ilgi ve teveccüh milletimizin artık vakti geldi diye haykırdığını bir kez daha gösterdi.
Büyük bir konvoy eşliğinde şehre ulaşan Genel Başkanımıza Genel Sekreterimiz Suat Pamukçu ve Genel Başkan Yardımcımız Zafer Emanetoğlu eşlik etti.
Ev sahibi Gaziantep il başkanı Abdülkadir Beyaz bir Antepli Şahin şiiri ile;
‘Ben Antepliyim, Şahin'im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük’ mısraları ile başladığı konuşmasında Gazianteplilere teşekkür etti. Konuşmasında; İktidar partisinden ayrılıp yeni bir parti kurmak için cesaret toplamaya çalışanlarla karşılıklı yapılan siyasi şantajın taraflarının ülkenin bu hale gelmesinde paylarının ortak olduğunu belirtti. Her iki tarafında sevaplarda ortak olduğu gibi günahlarda da ortak olduklarını, ortaya çıkan olumsuz sonuçlar sebebi ile birbirlerini suçlamalarının anlamsız olduğunu söyledi. İstanbul Sözleşmesi hakkında da açıklamalarda bulunan Beyaz; iktidarın bugüne kadar yaptığı bütün hizmetleri tüm eksik ve yanlışlarına rağmen çok iyi, çok başarılı kabul etsek dahi sadece İstanbul Sözleşmesi ile aile yapımıza, ailelerimize verdiği zararın tüm yararlarından fazla olduğunu ifade etti. Biz millet olarak kuru soğan yeriz ama huzurlu olmak isteriz derken, bugün gelinen noktada ne kuru soğan kaldı, ne huzur kaldı’ dedi.
Ardından mikrofona gelen Genel Başkan Yardımcımız ise kongrenin en hayırlı hizmetlere vesile olmasını temenni ederek şunları ifade etti.
23 Kasım 2018’ de dualarla kurulan partimizin bugün 75il ve 650’nin üzerinde teşkilatlanmış bir Yeniden Refah Partisi uzun bir yolun başındayız. Bu yolun sonunda kutlu hedefler, bizi bekleyen mazlumlar, ekonomik ve sosyal buhran içerisinde kurtulmak için bizi bekleyen aziz milletimizin evlatları var. Bu kadar bekleyen varken, bu kadar mazlum varken, İslam Coğrafyası Siyonizm’in postalları altında kan ağlarken, küçücük yavrularımız Terörist İsrail’in terörist askerlerince şehit edilirken, elbette ki bekleyemeyiz, elbette ki yaşananlara seyirci kalamayız.
İşte seyirci kalmadığımız için, beklemediğimiz için Yeniden Refah Partimizi muhterem Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan beyin liderliğinde kurduk. Yola çıktık ve geliyoruz Allah’ın izniyle. İşgal edilen İslam Coğrafyasını kurtarmak için, Ayasofya’nın zincirlerini kırmak için, Mescidi Aksa’yı özgürleştirmek için, milletimizin içinde bulunduğu sıkıntıları bertaraf etmek için, Yeniden Büyük Türkiye’nin öncülüğünde İslam Birliği’ni kurmak için yola çıktık geliyoruz Allah’ın izniyle.
Dağılan ve parçalan İslam Coğrafyasını toplayacak, Yeniden Büyük Türkiye’yi inşa edecek irade bu salondadır. İslam Birliği’ni kuracak lider, Genel Başkanımız, liderimiz olarak bu salonda bizimle beraberdir elhamdülillah.
Siz Gaziantep’te, diğer kardeşlerimiz kendi bulundukları illerde yapacakları çalışmalarla, aşkla – azimle yol yürüyeceğiz ve inşallah 2023 seçimlerinde Yeniden Refah Partimizi iktidara, muhterem liderimiz Dr. Fatih Erbakan beyi bu ülkenin Cumhurbaşkanlığına taşıyacağız Allah’ın izniyle.
Genel Başkan Yardımcımız Zafer Emanetoğlu’nun tüm seyircilere geçen inançlı konuşmasının ardından büyük bir heyecan dalgası altında Genel Başkanımız kürsüye geldi. Konuşması sık sık sloganlarla kesilen Genel Başkanımız özellikle gençlere heyecanları için teşekkür ederek konuşmasına şöyle başladı.
Ey zalimler!
Ey Sömürgeciler!
Ey Irkçı Emperyalizm!
Ey mazlum milletlerin kanını içen zalimler!
İşte Millî Görüş, İşte Yeniden Refah, işte Gaziantep.
Biz bu salonları bazılarının yaptığı gibi yoklama alarak, cep harçlığı vererek, belediye işçi ve personelleri ile sivil polislerle zorlama ile doldurmuyoruz. Biz bu salonları aşkla dolduruyoruz, aşkla..
Son günlerde gündemde meşhur bir konu var biliyorsunuz. Diyorlar ki Ak Parti’den 1 milyona yakın üye, üyelikten istifa ederek ayrıldılar. En son Sayın Cumhurbaşkanı dahi kendi ağzıyla 300.000 üyemizi Ak Parti olarak kaybettik dedi. Evet, yerden göğe kadar haklılar. Bu haberlerin hepsi doğru. Nereden biliyorsunuz? Ak Parti’den ayrılan bu kardeşlerimizin 10.000’lercesini bizzat biz kendi ellerimizle Yeniden Refah Partimize üye kaydettik te oradan biliyoruz.
Neden böyle oldu? Yeniden Refah Partimizi kurduğumuz günden beri söylediğimiz gibi ‘Su göründü teyemmüm bozuldu’ da onun için böyle oldu. Neden böyle oldu? Her şey aslına rucû ederde onun için böyle oldu. Türkiye siyasetinde Hilal ve Başak yeniden yerini alınca fevç fevç insanlarımız yeniden yuvaya dönüş hareketini başlattı da onun için böyle oldu. Şimdi anlıyor musunuz? Yeniden Refah Partimize kurulduğu günden itibaren neden bu kadar ağır bir medya ambargosu uyguluyorlar. Bu ağır medya ambargosunu uygulamalarına rağmen yüzbinlerce insanımız, milyonlarca insanımız koşa koşa Yeniden Refah’ta toplanıyor, bu ambargoyu uygulamasalar gelin görün memleketin hali nasıl olacak.
Neden ambargo var? Cevabı çok basit. Çünkü Yeniden Refah Partisi’ne geçmişi karanlık diyemezler. Çünkü Yeniden Refah Partisi’ne FETÖCÜ diyemezler. Çünkü Yeniden Refah Parti’sine terörler işbirliği yapıyor diyemezler. Çünkü Yeniden Refah Partisi’ne hırsız diyemezler, yolsuz diyemezler. Peki, ne diyecekler? Diyecek hiç bir şey yok. Öyleyse ambargo uyguluyorlar, Yeniden Refah Partisi’ni kimseye duyurmamaya çalışıyorlar. Biz ne diyoruz Yeniden Refah Partisi olarak? Ne yaparsanız yapın. Titanik artık batıyor. Titanik batıyor ve Yeniden Refah güneşi doğuyor ve güneş balçıkla sıvanmaz. Saklasanız da, gizleseniz de, ne yaparsanız yapın Yeniden Refah güneşi doğuyor, doğacak Allah’ın izniyle.
Yıllar boyunca, Kurtuluş Savaşı döneminde, bundan 100 sene evvel zalimlere, sömürgecilere, Dünya Siyonizm’ine karşı en dik duruşu sergileyen, bu uğurda binlerce evladını şehit veren, gazi şehrimiz Gaziantep’imizde aynı ruhu taşıyan, aynı hedefler doğrultusunda ilerleyen Yeniden Refah Partimizin bu salonlara sığmayan muhteşem coşkusunu yaşamayı bizlere nasip ettiği için Cenabı Allah’ a sonsuz şükürler ediyoruz. Elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah diyoruz.
Bugün Türkiye’nin, ülkemizin içinde bulunduğu duruma baktığımızda ne görüyoruz. Hepinizin malumu olduğu üzere 17 seneden beri iktidarda bulunan Ak Parti iktidarı var. Bu Ak Parti iktidarı Türkiye’de Cumhuriyet tarihi boyunca en fazla sayıda devlet kuruluşu satan iktidar olarak tarihe geçmiş bulunuyor. Nerden bu sonuca ulaştık. İşte 1995 yılında, Türkiye’de devlete ait olan kuruluşların sayısı 278 adet. 2000 yılına gelindiğinde bu sayı 240’a düşüyor. 240 tane devlet kuruluşunu 2002 yılında teslim alarak iktidara gelen Ak Parti 17. senenin sonunda elimizde bıraka-bıraka 71 tane devlet kuruluşu bıraktı. Bugün Türkiye’de devlete ait olan veya devletin ortaklığı bulunan 71 tane devlet kuruluşu elimizde kaldı. Ne demek bu? 240 tane kuruluşu teslim almışlar, 170 tanesini satıp yok etmişler ve elimizde kala-kal 71 tanesi kalmış. İşte bu sebeple diyoruz ki; en fazla devlet kuruluşu satan iktidar olarak tarihe geçtiler. Neler satılmadı ki bu iktidar döneminde?
• Eti Holding
• Petkim
• Tüpraş
• Türk Telekom
• Ereğli Demir Çelik
• Paşabahçe Cam Sanayi
• Sümer Holding
• Oyak Bank
• Taksan
• Tümosan
Sadece bunlar mı? Hayır?
• Limanlar
• Sigara Fabrikaları
• Gübre Fabrikaları
• Tuz İşletmeleri
• Şeker Fabrikaları
• Tarabya Oteli
• Bursa Çelik Palas Oteli
• Kuşadası Tatil Köyü
• Termik Santraller
• Elektrik Dağıtım Şirketleri
Liste böylece uzayıp gidiyor. Burada 170 tane şirketi saymaya vaktimiz yetmez. Biz ne diyoruz Yeniden Refah Partisi olarak? Tuz işletmelerini sattılar. Şeker fabrikalarını sattılar. Toprak Mahsulleri Ofisinin buğday silolarını boşalttılar. Dolayısıyla Ak Parti iktidarı olarak 3 beyazdan da titizlikle uzak duruyorlar, doktorların tavsiyesine harfiyen uyuyorlar, diyoruz. Doktorların tavsiyelerine harfiyen uymaları güzel amma, diğer taraftan devlet olarak, millet olarak elimizde avucumuzda bir şey kalmıyor.
Millî Görüş, Erbakan Hocamız 1970’lerde bu bölge de başta olmak üzere 200 tane ağır sanayi tesisinin temelini attı. Bütün engellemelere ve zorluklara rağmen bunlardan 70 tanesini hizmete soktu. Millî Görüş 200 tane ağır sanayi tesisini bu ülkeye kazandırıyor, Ak Parti iktidarı 170 tane devlet kuruluşunu elden çıkartıyor ve yok ediyor. Fazla söze ne hacet diyoruz ve bunu milletimizin değerlendirmesine bırakıyoruz.
Şimdi böyle bir noktada, sata - sata, yok ede - yok ede, elden çıkara – çıkara elde avuçta bir şey kalmadı. Satacak bir şeyde kalmadı. En sonuna ‘Varlık Fonu’ adı altında ‘Yokluk Fonu’ kurdular. Neden ‘Yokluk Fonu’. Bu fonun üzerinden kredi alınıyor, borç alınıyor da onun için. Adı ‘Varlık Fonu’ ama asıl işlevi ‘Yokluk Fonu’. Borç bulabilmek için, yüksek faizli kredilerle bu milletin geleceğini ipotek altına alabilmek için kurulmuş bir fon. Şimdi diyor ki; ‘Efendim ben Çaykur’u satmadım.’ Yahu Çaykur’u satmadın ama Çaykur’u Varlık Fonu’nun içine koyup ipotek ettirdin, bunun üzerinden de borç aldın, kredi aldın. Peki, bu krediyi, bu borcu ödemezsen ne olacak? Bu sefer ÇAYKUR da elden gidecek. Bu neye benziyor. Evin hayırsız bir evladı, ‘Anneciğim, babacığım siz hiç merak etmeyin. Ben evimizi satmadım diyor. Satmadın da ya ne yaptın. Götürdüm bankaya ipotek ettirdim, onun üzerinden kredi aldım, bu krediyi de arkadaşlarla yiyip bitirdim, harcadım. E ne oldu? Sen zaten bu oturduğumuz evi yok etmiş oldun. İşte bunların hali de buna benziyor. Varlık Fonu üzerinden aldığınız bu borçlarda geri ödenemez ise ne olacak? Önce bu sorumuzun bir cevabını verin. Bunlar geri ödenemez ise ki 17 senelik performans bunların geri ödenemeyeceğini gösteriyor, öyleyse dış güçler, sermaye sahipleri diyecekler ki; yahu kardeşim insaf edin. Üzerinizde ceketiniz bile kalmamış hâlâ daha bizden borç istiyorsunuz. Hâlâ daha borç almak istiyorsanız öyleyse şu boğazların kontrolünü bize verinde öyle anlaşalım. Allah muhafaza buyursun. Şu İstanbul’daki patrikliğe özerklik verinde öyle anlaşalım. Şu Güneydoğu’yu, Doğu Anadolu’yu falanca devlete verinde öyle anlaşalım, Allah muhafaza buyursun. Osmanlı’nın son dönemini sizler de biliyorsunuz. Kapitülasyonlar, Duyunu Umumiye İdaresi. Bir ülkenin ekonomik bekası, finansal bekası elden giderse siyasi bekası da elden gider. Borç alan yarın öbür gün emir de alır. Yıllardır beka, beka, beka diye tutturanlara buradan Gaziantep’ten bu gerçeği hatırlatıyoruz ve haykırıyoruz.
Devletin kasası boşaldı. 17 seneden beri sata, sata, sata artık satacak bir şey kalmadı. Bunun en önemli ispatı ne? İşte geçtiğimiz aylarda Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir hükümet Merkez Bankası’nın İhtiyat Akçesini kullanmak için düğmeye bastı. Ne demek bu? Merkez Bankası’nın kara gün akçesi olarak muhafaza ettiği en zor günlerde (Allah muhafaza etsin) kullanmak üzere sakladığı İhtiyat Akçesi’ni kullanıp, harcayıp, bitirmek üzere yasal düzenleme yapıyor. İşte gördünüz ekonomik olarak, mali olarak ne noktada bulunduğumuzu. Bunu Cumhuriyet tarihinde başka hiçbir hükümet yapmadı. Merkez Bankası’nın İhtiyat Akçesi’ni kullanmak demek; ‘Biz bu işi batırdık, biz ülkeyi iflasın eşiğine getirdik, biz elde avuçta bir şey bırakmadık, biz tükendik, biz iflas ettik demenin en açık bir göstergesidir. Tam 17 sene boyunca hiç bir ilave kaynak üretemeyen, kaynak ihtiyacı olduğunda devlet varlıklarının satışı, zam yapma, ilave vergi koyma enstrümanlarından başka hiçbir çare bulamayan bu hükümet, bütün bu süreç sonunda bu gerçekleri de ispat ettiği gibi mali bakımdan son derece büyük bir açmaza girdi. Son olarak Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesini kullanmaya kalktı ve en son geçtiğimiz haftalarda sıra vatandaşa gelince 17 seneden beri yaptığı gibi sineğin kanadındaki yağı hesap eden bir tutumla 2020 yılı memur ve memur emeklilerimize %4 + %4, 2021 yılı için %3 + %3’lük sadaka mahiyetindeki maaş artışını vereceğini ilan etti.
Değerli Gaziantepliler. Değerli Millî Görüşçüler. Çok değerli kardeşlerim. Yanlış duymadınız. 2020 yılında memur ve memur emeklilerimize %4 + %4 artış, 2021 yılında %3 + %3 artış. Bu tablo başta memurlarımız ve memur emeklilerimiz olmak üzere bütün ülkemiz için son derece ibretlik ve acı bir tablodur. Her türlü lükse, makam araçlarına, protokol harcamalarına kaynak bulan hükümet sıra memur ve memur emeklilerine gelince, vatandaşa gelince çay simit hesabıyla maaş artışı yapmaya kalkıyor. Böyle bir durum asla kabul edilemez. Asla unutulmamalıdır ki, bir ülkenin, bir devletin itibarını iktidarda bulunanların bindikleri uçaklar, makam araçları, oturdukları saraylar değil kamu emekçilerinin yaşam standartları ve refah düzeyi temsil eder.
Gerçek enflasyonun %30’a yaklaştığı bir ülkede bu düzeydeki maaş artışları matematiksel olarak bir artış olarak kabul edilemez. %30 enflasyonun olduğu ülkede %4 + %4 maaş zammı yapmaya kalkarsan bu maaş zammı daha vatandaşın eline geçmeden buharlaşmış demektir. Diğer taraftan 5 milyon memur ve memur emeklimize taahhüt ettikleri bu maaş artışının yıllık maliyeti 2,5 milyar dolardır. 5 milyon memur ve memur emeklisine maaş zammı olarak ayırdıkları kaynak, 2,5 milyar dolar, bu hükümetin 1 senede borç faizine verdiği para 30 milyar dolar. Aileleri ile birlikte 20 milyon insanımıza 2,5 milyar dolar kaynak ayırıyorsun, 20 milyon insanımıza ayırdığın kaynağın 12 mislini götürüp borç faizine veriyorsun. Böyle adalet olmaz, böyle kalkınma olmaz, böyle millet için hükümet olmaz. Memur ve memur emeklilerimize reva görülen sadaka mahiyetindeki, çay ve simit hesabı yapılarak verilmiş olan bu maaş zamları asla kabul edilemez. Bakınız, dikkat buyurmanızı rica ediyorum. Millete gelince 1 sene için %4 + %4, elektrik zammına gelince 1 senede %50 + %50. Millete gelince 1 senede %3 + %3, doğalgaza gelince 1 ayda %15 + %15. El insaf demekten başka bir çaremiz kalmıyor. Buna ilaveten diyoruz ki; ‘Siz bu adaletsizliği yapmaya devam ederseniz, seçim günü geldiğinde de bu millet size bir günde %4’ü verir ve gönderir bunu bilesiniz.
Bütün bunların üstüne, bu sadaka mahiyetindeki zamla geçinemeyen ikinci bir iş ile geçimini temin etmek için çalışan emeklimize diyorlar ki; ‘Bakın çift dikiş yapıyorsunuz. Çift dikiş yapılmasına müsaade etmeyiz. Yahu Allah’tan korkmuyor musunuz? Kendi çevrenizdekiler, kendi partinizdekiler onlarca şirketten yönetim kurulu üyesi olarak, onlarca şirketten de danışman olarak 1 ayda tam 20 tane maaş alıyor bunlara ‘GIK’ bile diyemiyorsun. Vatandaşa gelince, gariban emekli amcamız, hasbelkader ikinci bir işe girmiş, ikinci maaşı almasına çift dikiş yapmanıza müsaade etmeyiz diye azarlıyorsun. Biraz evvelde söylediğimiz gibi böyle adalet olmaz, böyle kalkınma olmaz.
Tek çelişkileri bu mu? Hayır. İşte 31 Mart seçimleri öncesinde aylar boyunca muhalefeti terörle işbirliği yapmakla suçladılar. Cumhuriyet Halk Partisi için ‘Bu Cumhuriyet Halk Partisi değil, CHPKK partisi dediler. Aylarca terörle muhalefeti bir araya getirdiler, en sonunda 23 Haziran seçimlerinden önce kendi başları sıkışınca Abdullah Öcalan’ın mektubunu devlet televizyonunda okuttular. Bu yaman çelişki. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşudur. Bizim Kocaeli il başkanımız, Mehmet Aras ağabeyimiz ne diyor bunlara? Diyor ki; ‘Ey Ak Parti yönetimi: Abdullah Öcalan’ın mektuplarını okuyacağınıza Erbakan Hocamızın kitaplarını okusaydınız bugün bu noktada olmazdınız, bu seçimleri de kaybetmezdiniz’ diyor.
Biz göreve gelir gelmez emekçisine %100 maaş zammı veren anlayışın temsilcisi olan Yeniden Refah Partisi olarak inşallah, Cenabı Allah’ın izniyle 2023 seçimlerinde iktidara geldiğimizde memurumuza, işçimize, emeklimize %50 maaş zammı yapacağız Allah’ın izniyle. Neden %50 maaş zammı yapıyorsun? Göreve gelir gelmez şu emekli ve memur maaşlarını en azından yoksulluk ve açlık sınırının üstüne çıkartalım diye. Onu takip eden senelerde mutlaka gerçek enflasyon oranının üzerinde zam yapacağız. Gerçek enflasyonun altında yaptığın zamların hiç biri matematiksel olarak artış sayılmaz. Biz vatandaşımızı hayat pahalılığına, enflasyona ezdirmeyeceğiz. Çok açık ve net söylüyorum. Biz sadaka dağıtmak için, erzak ve kömür dağıtmak için gelmiyoruz. Biz bu ülkede yoksulluğu ortadan kaldırmak için geliyoruz.
Bizler Yeniden Refah Partisi olarak bu aziz millet belediyenin, devletin vereceği bir torba kömüre, bir torba erzağa muhtaç olmasın, tarihin en şerefli milleti olan bu aziz millet Allah’tan başkasına muhtaç olmasın diye geliyoruz inşallah. Burada diğer çok önemli bir hususta bu millete aktaracağımız kaynağı, bunların yaptığı gibi borçlanarak, ilave vergi yükleyerek, zam yaparak, devlet kuruluşlarını satıp yok ederek değil Cenabı Allah’ın verdiği nimetleri mali imkâna dönüştürerek oluşturacağımız kaynak paketleri ile vereceğiz. Borçsuz, vergisiz, zamsız Millî Kaynak Paketleri oluşturacağız ve kaynak paketlerini doğrudan doğruya milletimize aktaracağız.
Kardeşim biraz insaf et. Bu kadar hizmet yapıyoruz bunlardan bahsetmiyorsun başından beri eleştiriyorsun. Hayır. Biz Yeniden Refah Partimizi kurduğumuz günden itibaren diyoruz ki; yapılan hizmetleri takdir edeceğiz, tebrik edeceğiz, yanlışları düzelteceğiz, eksikleri de tamamlayacağız diyoruz. Siz ne hizmet yaptıysanız bunların hepsini takdir ve tebrik ediyoruz. Diyorlar ki; Efendim bak bu kadar otoyol yaptık, bu kadar hızlı tren yaptık, bu kadar hava alanı yaptık. Ellerinize sağlık. Bunları takdir ediyoruz amma söyleyeceğimiz önemli hususlar var.
17 senede millete yaptığınız hizmetin nerede ise 3 mislini götürüp borç faizine verdiniz. 17 senede 500 milyar doların üstünde borç faizi ödediniz. 82 milyon millete toplamda 200 milyar dolarlık hizmet yaptınız.
Geçen gün büyük alayı vala ile, törenlerle, reklamlarla, güneş gözlüklerini takıp pozlar vererek İstanbul – İzmir Otoyolu’nu açtılar. İstanbul – İzmir arasını 3 saate indirdik diyorlar. Elinize sağlık, çok güzel yaptınız da; hiç kimse bu yolu kullanıyor. Bu yolda sinek avlıyor esnaf ve akaryakıt istasyonları. Neden böyle. Yahu İstanbul’dan İzmir’e araçla gidip dönmek 600₺’ye mâl oluyor da onun için. İnsaf edin. İstanbul’dan İzmir’e gidiş – dönüş köprü ve otoyol ücretleri 600₺’yi buluyor. Bir de üstüne bütçe açıklarını kapatmak için iyice sıklaştırdıkları trafik cezalarından birini yerseniz oldu mu size 1.200₺. Bir İstanbul’dan İzmir’e gideceksin 1.200₺. Uçakla gitmek daha az maliyetli oluyor. Bun nedenle vatandaş bu yolları kullanmaya korkuyor. Kullanmıyor ama ne çare. Kullansa da, kullanmasa da bu köprü ve otoyolların parasını bu 82 milyon vatandaş vergilerle, zamlarla kendi cebinden ödüyor. Aynen Deli Dumrul’un hikâyesi gibi. Köprüden geçersen 5 kuruş, geçmez isen 10 kuruş mantığında olduğu gibi. Böyle hizmet olur mu Allah aşkına? Biz ne diyoruz? Biz diyoruz ki; Biz Millî Görüşüz. Biz Yeniden Refahız. Biz Adil Düzen’ in temsilcisiyiz. Biz iktidara gelir gelmez, bu köprü ve otoyol soygununa derhal son vereceğiz Allah’ın izniyle.
600₺ otoyol ücreti. Bu ülkede asgari ücret ne kadar? 2000 küsur ₺. Allah’tan korkun. Asgari ücretin 3’te 1’i kadar otoyol ücreti mi olur? Dünyanın neresinde görülmüş? Avrupa’da bir ülkede asgari ücretin 3’te 1’i otoyol ücreti olsa kıyamet kopar, ne hükümet kalır, ne devlet başkanı kalır ortada. Bir gecede hükümet düşer. Hiç mi insaf etmiyorsun?
Değerli Gaziantepliler. Değerli Millî Görüşçüler. Sadece bunlar mı? Hayır.
Yeni eğitim – öğretim yılının başlamasına bugün, pazar günü Gaziantep’teyiz. Eğitim ve öğretim ile ilgili birkaç gerçeği ifade edeceğim. Dünya Ekonomik Forumu geçtiğimiz günlerde bir rapor yayınladı. Bu raporda dünyadaki ülkelerin eğitim kalitesi sıralaması var. 137 tane ülkenin eğitim kalitesi bakımından derecelerini belirlemiş ve sıralama yapmış. Eğitim kalitesi bakımından 137 ülke arasında Türkiye 99. Sırada yer almış düşünebiliyor musunuz? Bazı çevreler aylardan beri bir propaganda malzemesi olarak Almanya’nın, Hollanda’nın hatta ve hatta bütün Avrupa’nın bizi kıskandığını, kıskanmakta yetmez, 3. hava alanını yaptığımız için kıskanmaktan çatladığından bahsederken Türkiye eğitim kalitesi bakımından Mozambik, Tanzanya, Etiyopya ve Kamboçya’nın yer aldığı yüzdelik dilimin içinde yer aldı. Düşünebiliyor musunuz? 2023’te dünyanın ilk 10 ülkesi yapacağız dedikleri Türkiye eğitim kalitesi bakımından Mozambik’in, Tanzanya’nın, Etiyopya’nın ve Kamboçya’nın yer aldığı yüzdelik dilimin içinde yer alıyor. Bu acı gerçek karşısında biz ne diyoruz? ‘Söylemler Paris gerçekler Mozambik’ diyoruz. Başka ne diyelim. Türkiye; bu değerlendirme kuruluşunun yaptığı çalışmada ilköğretim kalitesi bakımından daha da gerilerde yer alıyor. 137 ülkenin içerisinde 105. sırada yer alıyor. İlköğretim kalitesi bakımından aynı puanı aldığımız ülkeler Bangladeş, Honduras, Gürcistan, Etiyopya ve Gine. Düşünebiliyor musunuz? Altı asır boyunca dünyaya hâkim olmuş, dünyaya nizam vermiş bir ecdadın torunları olarak eğitim kalitesi bakımından geldiğimiz noktayı görüyoruz. Bağımsız değerlendirme kuruluşlarının yaptığı bu sıralamalar okulları akıllı tahtalarla donatarak, öğrencilere bedava elektronik tabletler dağıtarak, ara tatiller koyarak, dersler arasındaki teneffüsleri 10 dakikadan 15 dakikaya çıkararak bu işlerin olmayacağını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Tam 17 senelik Ak Parti iktidarı boyunca Millî Eğitim Bakanlığı anlamaya, kavramaya, uygulamaya, yenilik yapmaya, keşfetmeye yönelik bir eğitim sistemi ve müfredat geliştirememiştir. 15 sene boyunca yabancı dil dersi aldığı halde yabancı dil konuşamayan nesiller yetiştirerek dünya tarihine geçmiştir. 15 sene boyunca İngilizce dersi alıyor, üç cümle İngilizce konuşamıyor. Bu Millî Eğitim Bakanlığı e hükümetin sorumluluğu. 17 sene boyunca bakanlık yetersiz, düşük kaliteli, ezbere dayalı, yaz-boz tahtası gibi sürekli değişen bir eğitim sistemi ve müfredatla nesillerimizin geleceği ile oynamaktadır. Buna asla müsaade edemeyiz. Ülkemizin gelişmesi, Yeniden Büyük Türkiye noktasına gelmesi, Yeni Bir Dünya’ya öncülük edebilmesi kaliteli nesillerin yetişmesi ile mümkündür. İşte o ifade ettiğimiz kaliteli nesillerin yetişmesi de Yeniden Refah Partisi’nin iktidara gelmesine bağlıdır.
Bizim ilk işimiz ülkemizi dünya eğitim kalitesi sıralamasında ilk 30’un içerisine sokmak olacak. Arkasından en kısa sürede ilk 10’a sokarak eğitim kalitesi bakımından dünyanın en önde gelen 10 ülkesinden biri haline getireceğiz. Bizim eğitim sistemimiz, sadece taklit eden, sadece batıdaki örneklerin tercümesini yapan nesiller değil, yenilik yapabilen ve icat edebilen nesiller yetiştireceğiz.
Bizim eğitim sistemimiz sadece ezberleten, sınavlardan geçirip bir sürü işe yaramayan diplomalar veren değil, uygulamaya yönelik, icat yapmaya yönelik, yenilik yapmaya yönelik, bilgi kazandıran bir eğitim sistemi olacaktır.
Ayrıca biz Yeniden refah olarak çok iyi biliyoruz ki; yeni nesillerimizi sadece bilimsel ve teknik bilgiyle donatıp onların ahlaki ve manevi gelişimlerini ihmal edersek toplumumuza ve bütün insanlığa potansiyel tehditler yetiştirmiş oluruz. İşte bu nedenle Yeniden Refah Partisi olarak biz, bilimsel ve teknik kalitesi yüksek amma aynı zamanda ahlaki ve manevi kalitesi de yüksek nesiller yetiştireceğiz inşallah.
Bizim eğitim sistemimizin parolaları keşfetme, uygulama, meslek sahibi olma, ahlak ve maneviyat olacak. Yeniden Büyük Türkiye hedefine kaliteli nesillerle erişilir ve biraz evvel ifade ettiğimiz gibi o kaliteli nesilleri de Yeniden Refah’ın, Millî Görüş’ün müfredatı ve eğitim sistemi yetiştirebilir.
Çok değerli Antepliler. Çok değerli Millî Görüşçüler.
Biz Yeniden Refah iktidarında 50 senelik Millî Görüş tarihimize uygun bir şekilde laf üretmeyeceğiz, mazeret üretmeyeceğiz, hikâye anlatmayacağız. Enkaz raporu okumayacağız. Biz Yeniden Refah iktidarında kaynak bulacağız, çözüm üreteceğiz, çare olacağız inşallah.
Sayın Erbakan. Çok güzel söylüyorsun, ağzın bal yesin de. Ne kaynağı bulacaksın? Kaynak var da mı bu hükümet kullanmıyor? Evet, kaynak var ve bu hükümet kullanmıyor. Bu soruyu bize sorarsan sen bizim kim olduğumuzu anlamamışsın demektir. Bizim 50 senelik geçmişimiz tekeden süt çıkarma örnekleri ile dolu. Bizim 50 senelik geçmişimiz en muazzam kaynakları bulmakla dolu elhamdülillah. Biz Millî Görüşüz. Biz Yeniden Refahız. Biz Erbakan Hocanın dava erleriyiz. 50 senelik geçmişimize bak, ne yapmışız, o kaynakları nasıl bulmuşuz görürsün. Bak sana sadece şu kısa süre içerisinde 5 – 6 tane kaynak maddesini söyleyeyim.
Cenabı Allah’ın bize bahşettiği Güneş Enerjisi. Bize 380.000 megavatlık güneş enerjisi potansiyeli vermiş, biz bu güneş enerjisi potansiyelinin %1’nden bile istifade etmiyoruz. Sadece birkaç milyar dolarlık yatırımla bu 380.000 megavatlık Cenabı Allah’ın bahşettiği güneş enerjisinden istifade edersek senede milyarlarca dolarlık elektrik enerjisi ihraç eden bir ülke haline geliriz. Biz cenabı Allah’ın bedava gönderdiği bu güneş enerjisi nimetini elektrik enerjisine dönüştürerek ihraç edeceğiz. Senede en az 30 milyar dolarlık kaynağı güneş enerjisi nimetinden çıkaracağız inşallah.
Türkiye’mizde 18 milyar ton düşük kalorili kömür var. Isınma ve enerji ihtiyacında kullanılamayacak, bu anlamda baktığınızda değersiz sayılacak, 18 milyar ton düşük kalorili kömür rezervi. Sivas’ta, profesör, akademisyen bir ağabeyimiz bunun patentini aldı. 1 ton düşük kalorili kömürden 1 ton sıvı gübre yapıyor ve 1 ton sıvı gübreyi uluslararası piyasada 1000 doların üzerinde fiyatla satıyor. Bunun patenti alındı, Sivas’taki kendi çiftliğinde şu anda gerçekleştiriyor. 18 milyar ton düşük kalorili kömürden doğrudan doğruya sıvı gübre elde edeceğiz. 1 ton düşük kalorili kömür eşittir 1 ton sıvı gübre. İşte bu proje ile Allah’ın izniyle yılda en az 10 milyar dolar ilave kaynak üreteceğiz.
Yeniden Refah Partisi olarak aynen 54. Hükümette Erbakan Hocamızın yaptığı gibi mutlaka ama mutlaka denk bütçeyi gerçekleştireceğiz, devletin faiz giderlerini en kısa sürede sıfıra indireceğiz. Yılda 5 ila 10 milyar dolarda buradan gelecek. Havuz Sistemi’ni yeniden uygulayacağız. Yılda 5 ila 10 milyar dolar buradan gelecek.
Kamuda, Belediyelerde israfı, suiistimalleri önleyeceğiz yılda en az 5 milyar dolar buradan kurtaracağız.
Doğu Akdeniz’de Kıbrıs adasının çevresinde trilyon dolarlık doğalgaz ve petrol kaynakları var. Şu andaki hükümet aylardan beri yanlış yerde sondaj yaparak boşu boşuna havanda su dövüyor. Bununla ilgili olarak Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Doğan Aydal Hocamızın hazırladığı çalışmayı önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanımıza göndereceğiz. Aylardan beri yanlış yerde doğalgaz ve petrol arıyorsunuz, bilimsel olarak incelediğiniz zaman asıl olarak şu noktalarda aramanız lazım diyeceğiz. Doğru yerde bu sondajın yapılmasıyla Cenabı Allah’ın Kıbrıs Adası çevresinde verdiği trilyon dolarlık petrol ve doğalgaz nimetinden maksimum düzeyde istifade edeceğiz. Sadece bu Kıbrıs Adası çevresindeki doğalgaz ve petrol, sadece bizi değil yedi sülalemizi kurtaracak, Türkiye’nin bütün borçlarını ödeyecek kademede bir petrol ve doğalgaz rezervidir. Kıbrıs’ın çevresinde Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz rezervinin toplam piyasa değerinin 3,5 trilyon dolar seviyesinde olduğunu bilim adamları ortaya koyuyor. Bunun en az 1 trilyon dolarlık kısmı doğrudan doğruya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hakkı. İşte biz gelir gelmez en hızlı şekilde ve doğru yerde bu sondajları yaparak bu nimetten de istifade edeceğiz.
Bizim kaynak paketlerimizin listesi uzayıp gidiyor. Bunlar ve bunlara benzer diğer kaynak paketlerimizle biz Yeniden Refah Partisi olarak işbaşına gelir gelmez, 1 senede 100 milyar dolar ilave kaynak üreteceğiz Allah’ın izniyle.
Borçlanmadan, vergileri arttırmadan, ilave vergi koymadan, zam yapmadan, vatandaşa kaşıkla verip sapıyla çıkartmadan, devlet kuruluşlarını satıp, yok edip, elden çıkartmadan bu saydığımız kalemlerden 100 milyar dolarlık ilave kaynak bulacağız.
Bizi başkaları ile karıştırmayın. Bulduğumuz bu kaynakları akrabalara, partililere, yandaşlara, büyük holdinglere aktarmayacağız. Bu kaynağı adil bir şekilde 82 milyona paylaştıracağız inşallah.
Bu kaynaklarla iki şey yapacağız.
• Eğitim Seferberliği
• Üretim Seferberliği
Dış borçtan kurtulmakta buna bağlı. Dış ticaret açığından kurtulmakta buna bağlı. Türk Lirasının döviz karşısında ezilmekten kurtulması da buna bağlı. Yolsuzluğun, rüşvetin önüne geçmekte buna bağlı. İhracatın artması da buna bağlı. Millî gelirimizin reel olarak artması da buna bağlı. Bugün olduğu gibi kâğıt üzerinde değil, gerçekten millî gelirin artması ve gerçekten zenginleşmekte buna bağlı. Biz birincisi kaynak bulacağız, ikincisi bu kaynakla eğitim seferberliğini başlatacağız, üçüncüsü de bu kaynakla üretim seferberliğini başlatacağız.
Yüksek kaliteli, katma değerli, ihracata yönelik ürün üreteceğiz. Böylelikle ihracatımızı arttırarak millî gelirimizin gerçekten-reel olarak arttıracağız ve gerçekten zenginleşeceğiz, 82 milyonun refah seviyesini gerçekten arttıracağız.
Diğeri de kaliteli insan yetiştireceğiz. Ne demek kaliteli insan? Biraz evvel de ifade ettim. Bilimsel ve teknik kalitesi yüksek, aynı zamanda ahlaki ve manevi kalitesi yüksek. İnşallah bu hamleleri gerçekleştireceğiz. İnşallah hep birlikte bu hedeflere birer-birer ulaşacağız.
Birinci kırk yılda Erbakan hocamıza yarım bıraktırılan, engellenen hedeflerin hepsine ikinci kırk yılda sizlerle birlikte ulaşacağız.
Yaşanabilir Bir Türkiye’yi, Yeniden Büyük Türkiye’yi hep birlikte kuracağız inşallah.
Heyecanımız ve aşkımız tamam.
Kaynak paketlerimiz tamam.
Planlarımız ve projelerimiz tamam.
Çözüm önerilerimiz tamam.
Atacağımız adımlar belli. Sadece bu milletin Erbakan Hocamızı yıllarca bağrına bastığı gibi ikinci kırk yılda da yeniden Hilal ve Başak’ı, Yeniden Refah’ı, yeniden bizleri bağrına basmasını bekliyoruz. İnşallah buda gerçekleşecek. İnşallah Gaziantep’te de bütün Türkiye’de de bu millet Hilal ve Başak’ı, Yeniden Refah’ı, yeniden bizleri bağrına basacak. Yeniden bolluk ve bereket, Yeniden Büyük Türkiye, yeniden Hilal ve Başak’la gerçekleşecek. Yeniden Refah’la gerçekleşecek. İnşallah Allah’ın izniyle en kısa zamanda hep birlikte ulaşacağız. Allah hepinizden-hepimizden razı olsun. Allah’a emanet olun.