Genel Binamızda İlk Toplantılar

Evimizde “İLK” İl Başkanları Toplantısı

Manevî önemi yüksek, geçmişinde birçok yaşanmışlıkla milletimize yapılan birçok hizmetin çalışma mekânı olan Millî Görüş’ün Genel Merkezi, artık Yeniden Refah Partimizin Genel Merkezi olarak yine milletimize en büyük hizmetlerin üretilme mekânı olacak. Erbakan Hocamızın Ankara’da 3 özel alan içerisinden özellikle şu an Genel Merkezimizin bulunduğu alanı seçmesinin elbette önemli bir sebebi var. Bu alan, Ankara’nın manevî kalkanlarından Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretlerinin manevi hizmetlerinin merkezi olarak kullandığı bir alan. Bu nedenle bu manevî miras ile en hayırlı hizmetler için YENİDEN BAŞLIYORUZ.

Genel Merkez binamızda ilk toplantılar yapıldı. 26 Temmuz Cuma günü Cuma namazı sonrası Kurucular Kurulu toplantısı ile çalışmaların başladığı Genel Merkez binasında, 27 Temmuz Cumartesi günü ise İl Başkanları ve Bölge Koordinatörleri toplantısı icra edildi.

Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan'ın başkanlığında yapılan toplantılada, başta teşkilatlanma çalışmaları olmak üzere, kuruluştan bugüne kadar yapılan çalışmalar ve gerçekleştirilen faaliyetler değerlendirildi. 

Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan toplantılarda yaptığı konuşmalarda Ekim ayında yapılacak Büyük Kongreyle birlikte Yeniden Refah Partimiizin gireceği ilk seçimde milletimizin umudu olacağını söyledi.

Türkiye ve dünyada yaşanan gelişmeler yönelik değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan, başta Doğu Akdeniz'de doğalgaz ve petrol arama faaliyetleri ile ortaya çıkan ve başta A.B. üyesi ülkeler ve ABD olmak üzere ülkemize yönelik yaptırım tehditlerine karşı hükümetin attığı adımların desteklenmesi gerektiğini ifade ederek, bununla birlikte hükümetin ortaya çıkan bu son durum karşısında uluslararası ilişkilerde dost ve stratejik ortak tanımını tekrar gözden geçirmelidir dedi.

Türkiye'de Yerel Seçimler sonrası siyasetin yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını, 17 yıllık Ak Parti iktidarının yönetimi sonucu ortaya çıkan olumsuz tabloda pay sahibi olan bazı isimlerin, milletimizin karşısına yeni bir umut olarak çıkarılmaya çalışıldığını, ancak milletimizin tüm bu yaşananların farkında olduğunu ve feraseti ile gerçek umudun Yeniden Refah Partisi'nde olduğunu gördüğünü söyleyen Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan, milletimizle buluştuğumuzda, görüştüğümüzde bizzat bunu kendilerinin anlattığını dile getirdi.

İl Başkanları toplantısında, Genel Başkan Yardımcıları birim faaliyetleri ile ilgili bilgi verirken İl Başkanları illerinde yapılan çalışmalarla ilgili bilgiler raporları sundular ve sunulan bu çalışma raporları değerlendirildi.

İl Başkanları toplantısının sonunda Saadet Partisi GİK Üyesi Avukat Bayram Sakartepe'nin Yeniden Refah Partisi'ne katılması dolayısıyla rozet töreni yapıldı. Bayram Sakartepe'ye rozetini Genel Başkanımız Dr. Fatih Erbakan taktı.

 

 

GENEL BAŞKANIMIZ DR. FATİH ERBAKAN'IN KONUŞMASININ TAM METNİ

 

Es selâmu aleyküm

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. Hoş geldiniz sefalar getirdiniz. Toplantımız hayırlara vesile olsun, gazamız mübarek olsun, Cenâb-ı Allah, Genel Merkezimizdeki bu ilk toplantıyı en hayırlı sonuçlara, Millî Görüş hareketinin, Yeniden Refah Partimiz ’in en büyük zaferlerine vesile kılsın inşallah. Allah hepimizden, hepinizden razı olsun.

Elbette ki her şeyden önce Cenâb-ı Allah’a sonsuz şükürlere ederek sözlerimize başlamamız gerekir. Çünkü bundan 9 ay kadar önce 23 Kasım’da partimize kavuştuk ve bugün de fiilen binamıza kavuştuk. Millî Görüş’ün karargâhı, merhum liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın karargâhı, Millî Görüş davasının merkezi; son derece büyük, tarihi ve manevi bir öneme sahip olan bu binanın çatısı altında Millî Görüş’ün ikinci kırk yılı için, Yeniden Refah Partimiz ‘in iktidarı için bu toplantıyı gerçekleştirmemizi Cenâb-ı Allah bizlere nasip etti. Bütün bu sebeplerden dolayı Allah’a sonsuz şükürler ederek sözlerimize başlıyoruz.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, içinde bulunduğumuz bina herhangi bir bina değildir. Evet Ankara’da yüzlerce binlerce bina var, çok daha büyük, çok daha yeni yapılmış binalar var. Ancak hiçbirinin bu binanın yerini tutabilmesi mümkün değildir. Niçin, çünkü öncelikle biraz evvel ifade ettiğimiz gibi bu binanın manevi ve tarihi önemi vardır. Bu binanın Millî Görüş hareketinin merkezi olması, Erbakan Hocamızın ve Millî Görüş’ün karargâhı olması ve tabi ki bunlarla birlikte Merhum Liderimiz Erbakan Hocamızın vurguladığı gibi bu bina, İkinci Viyana Kuşatması’ndan itibaren üç asır boyunca toprak kazanamayan bir milletin, yeniden 1974 Kıbrıs Harekâtı’yla yeniden toprak kazanmasını sağlayan zihniyetin sembolü olan bir binadır. Bu nedenle bu binamızın şerefi çok büyüktür. Yine bununla birlikte, bu bina tam 100 sene boyunca başsız ve paramparça kalmış olan İslam alemini yeniden Türkiye öncülüğünde bir araya toplamak ve İslam Birliği’ni kurmak olan D-8 organizasyonunu gerçekleştiren iradenin, zihniyetin sembolüdür ve yine içinde bulunduğumuz bu bina, hepinizin de çok iyi bildiği gibi çekiç gücü kovan, İncirlik Üssü’nü kapatan iradenin cesaretin şuurun sembolü olan bir binadır.

Ve dünkü toplantımızda da yine özellikle ifade ettiğim gibi Cumhuriyet tarihinde ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde “Bana ne Amerika’dan!” diye haykıran iradenin sembolüdür. Bu saydığım hususların bir tanesi bile bir hareket için, bir parti için, bir bina için şeref olarak yeter de atar bile. Cenâb-ı Allah, bizleri davamıza, bu binamızın taşıdığı manaya layık dava erleri eylesin. İkinci kırk yılda da inşallah bu binanın çatısı altında; birinci kırk yılda yine bu binada yapılan adımların çok fevkinde atılımları gerçekleştirmeyi nasip ve müyesser eylesin. İnşallah bizler de Yeniden Refah Partisi olarak ikinci kırk yılda bu binanın taşıdığı manaya yaraşır adımları hep birlikte bu çatı altında atacağız. Bu bina yıllar boyunca Millî Görüş hareketi tarafından, Merhum Erbakan Hocamız tarafından hangi amaçla kullanıldıysa, ikinci kırk yılda da bizler yine bu binayı aynı amaç için kullanacağız ve gayret göstereceğiz. Tabi ki Cenâb-ı Allah’ın bütün bu nimetlerinden bütün bu sebeplerden dolayı sonsuz şükürler edip “Elhamdulillah” deyip sözlerimize başladıktan sonra, bugün burada bizlerle beraber bulunan değerli İl Başkanlarımıza, değerli Hanım Kolları Başkanlarımıza, Bölge Koordinatörlerimize; bizleri yalnız bırakmayan kıymetli basın mensuplarına en içten teşekkürlerimi arz etmek istiyorum ve tabi ki hepsiyle birlikte, değerli Genel Başkan Yardımcılarımıza, Başkanlık Divanımızın kıymetli üyelerine en içten teşekkürlerimi arz ediyorum. Yine çok önemli bir diğer husus, bu binamızın tadilatında, hazırlanmasında çok büyük emek gösteren, terleyen isimsiz kahramanlara, emeği geçen bütün arkadaşlarımıza en içten teşekkürlerimi arz ediyorum, Cenâb-ı Allah kendilerinden razı olsun.

Yeniden Refah Partimiz, biraz evvel ifade ettiğimiz gibi resmî olarak 23 Kasım 2018 yılında kuruldu. 16 Aralık’ta Ankara’da lansman toplantısını gerçekleştirdi. Türkiye genelinde çalışmalarına start verdi ve bu tarihten itibaren günümüze kadar geçen 9 ay gibi son derece kısa bir sürede; çok ağır medya ambargosuna rağmen, dış destekler olmamasına rağmen, iktidar desteği olmamasına rağmen, sermaye sahiplerinin, holding desteğinin olmamasına rağmen, tamamen büyük bir inançla, büyük bir azimle şuurlu gayretli dava erlerinin gayretleri ile ve elbette ki Cenâb-ı Allah’ın yardımıyla izniyle 9 ay gibi kısa bir sürede; 74 ilimizde ve 600’den fazla ilçesinde çalışmalarını tamamladı. Bugüne kadar 20 ilde kongresini, 350’den fazla ilçede de kongresini tamamladı. Ve inşallah 15 Eylül’e kadar bütün il ve ilçe kongrelerimizi tamamlayıp, Ekim ayının ikinci haftasında Ankara’da Ankara’nın en büyük salonunda büyük kongremizi yapmayı planlıyoruz ve inşallah bu büyük kongremizden sonra yapılacak ilk genel seçimlere de girme hakkını kazanmayı elde ediyoruz. İnşallah bundan sonra yapılacak ilk seçimde milletimize umut olacağız, milletimizin yıllardan beri çektiği sıkıntıların çözümünün adresi olarak göreceği, gerçekten seve seve gönülden sandık başına gidip oy vereceği bir parti olarak inşallah bir sonraki ilk seçimde milletimizin önüne çıkacağız.

İllerin pek çoğunda mahalle ve köy temsilcilerimiz belirlendi. Mahallemizde ve köyümüzde dahi Yeniden Refah Partisi tabelaları asıldı. Geçmişten gelen teşkilat modelimizde uygun bir şekilde teşkilatlanma ve var olma hamlemiz bütün hızıyla Türkiye genelinde devam ediyor.

Yurt genelinde düzenli olarak il divanlarımız ve ilçe divanlarımız gerçekleştiriliyor. Türkiye genelinde bu divan toplantılarına genel başkan yardımcılarımız bizzat katılarak çalışmaları yerinde takip ediyor.

Bu noktada çok önemli bir husus; teşkilatlarımız ve üyelerimiz içerisinde özellikle gençlerin çoğunlukla olmasıdır. Çünkü Türkiye, nüfusu son derece geniş olan bir ülke. Seçmenimizin çok önemli bir kısmı gençlerden oluşuyor. Bu nedenle Yeniden Refah Partimize gençlerin bu büyük ilgisi, partimizin gelecek vadeden ve gelecekte inşallah iktidar olacak bir parti olduğunun müjdesi olarak gözüküyor.

Kısaca ifade etmek gerekirse Yeniden Refah Partimiz medya rüzgârı olmadan, dış destekler olmadan, büyük maddi güçler, imkânlar, sermaye gücü, holding güçleri olmadan, tabandan tavana bir halk hareketi şeklinde çığ gibi büyüyor ve Türkiye'nin dört bir yanını sarıyor. Cenabı Allah'a sonsuz şükürler olsun. Aynen Erbakan hocamızın daha önce Millî Görüş davası içerisinde kurmuş olduğu partilerinde olduğu gibi.

 

Hocamız yıllarca hep dedi ki,

Biz tırnaklarımızla söküp bu oyları aldık, hiç kimse bize destek olmadı, hiç kimse bize rüzgâr estirmedi, biz terleyerek, koşarak, gayret göstererek tırnaklarımızla bu oyları aldık ve iktidara geldik.

Şimdi; Yeniden Refah Partimiz de Aynen Erbakan hocamızın bu ifadesinde olduğu gibi tırnaklarıyla sökerek ilerlemeye devam ediyor ve inşallah Millî Görüş’ün birinci 40 yılında olduğu gibi, ikinci 40 yılında da iktidara gelecek. Yaşanabilir Bir Türkiye'yi, Yeniden Büyük Türkiye'yi kuracak, Yeni ve Âdil Bir Dünya yolunda en güçlü adımları atacaktır. Teşkilatlanma çalışmaları ile ilgili detaylı bilgileri teşkilatlanma başkanımız birazdan detaylı olarak verecekler.

Birlikte var olma ve teşkilatlanma hamlesinin yanında Millî Görüş’ün olmazsa olmazı diğer unsuru eğitimli olma hamlemiz de Türkiye genelinde bütün hızı ile devam ediyor. Bununla ilgili gerekli bilgileri eğitim başkanımız sizlere verecekler.

Ülkemizin dört bir yanında halkla kucaklaşma, halkla ilişkiler faaliyetleri kapsamında da STK ziyaretleri, esnaf ziyaretleri, köy ziyaretleri bütün hızıyla devam ediyor. Buralardan da çok olumlu dönüşler alınıyor, çok olumlu sonuçlar elde ediliyor. Bu çalışmalarımızda halkımızın büyük beklentisi, Yeniden Refah Partimize büyük teveccühü, ilgisi apaçık bir şekilde görülüyor. Cenabı Allah'a şükürler olsun. Bununla ilgili bilgileri de halkla ilişkiler başkanımız birazdan basına kapalı olan bölümde ayrıntılı olarak verecekler.

DOĞU AKDENİZDEKİ SONDAJ ÇALIŞMALARI

Bu ilk toplantımızda gündeme ilişkin bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyoruz. Bunlardan birincisi Doğu Akdeniz'de, Kıbrıs Adası çevresindeki muazzam hidrokarbon yatakları, doğalgaz ve petrol rezervleridir. Bunlar ülkemiz ve milletimiz açısından hayati öneme sahip rezervlerdir. Çünkü Amerikan jeoloji merkezinin yaptığı araştırmalara göre, bu Doğu Akdeniz havzasında 3.5 milyar metreküp doğalgaz, 1.7 milyar varil petrol bulunmakta. Ve yine bilim adamlarının ifadesine göre bu doğalgaz rezervi bütün Avrupa'nın neredeyse 50 yıllık ihtiyacını karşılayacak düzeyde. Ve bu Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresindeki doğalgaz ve Petrol rezervlerinin ekonomik değerinin 3 trilyon doların üzerinde olduğu ifade ediliyor.

Bu rakam ne demektir?

Bu rakam eğer doğalgaz ve petrolden Türkiye olarak hakkımız olanı alırsak, Türkiye'nin astronomik borçlarından kurtulması demektir. Türkiye'nin bütün ekonomik sıkıntılarından kurtulması demektir. Bu nedenle buradaki hakkımızı korumamız ve mutlaka almamız şarttır.

Burada hakkımız nereden doğuyor?

Kıta sahanlığı kavramından doğuyor. Kıtaların kıyısından başlamak üzere, denize doğru 200 millik alan “kıta sahanlığı” olarak ifade ediliyor. Hem uluslararası hukukta hem de jeoloji ilminde ve münhasır ekonomik bölge dediğimiz alanlarda, bu kıta sahanlığı dediğimiz alanlar oluşuyor. Türkiye'nin güney kıyılarından başlamak üzere Akdeniz'e kadar 200 mil çıktığınızda Türkiye'nin kıyıları ile bu 200 mil İlerideki nokta arasında kalan tüm alan Türkiye'nin Kıta sahanlığından doğan doğal hakkıdır. Ve buralarda Türkiye'nin münhasır ekonomik bölgeleri vardır.

Fakat bu noktada Güney Kıbrıs Rum yönetimi hukuksuz ve haksız bir şekilde Türkiye'nin münhasır ekonomik bölgesi olan alanlarda parselleme çalışmaları ve Avrupalı devletler ile anlaşmalar yaparak bizim hakkımız olan doğalgaz ve petrolü arayıp çıkartma ve kullanma çalışmalarına hız vermiş durumdadır. Adaların sahanlığı olmayacağından dolayı Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin kendisinin kıyısındaki dar bir şerit dışında, Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgazdan herhangi bir hakkı bulunmamaktadır. Buradaki hak Türkiye'ye aittir.

Bu kapsamda Türkiye'nin uluslararası hukukun ve anlaşmaların kendisine sağladığı hakları ve yetkileri sonuna kadar kullanması hayati öneme sahiptir. Buradaki ekonomik kaynak, kullanılır ve doğru bir şekilde değerlendirilirse sadece bizi değil, bizden sonraki nesilleri bile son derece refah içerisinde yaşatacak kadar yüksek bir değerdir. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Güney Kıbrıs Rum yönetiminin yaptığı hukuksuz girişimlere karşı en ciddi, en güçlü şekilde uluslararası alanda sesini duyurması şarttır.

Burada jeoloji ilmindeki kıta sahanlığı hususu bizi haklı çıkarmaktadır. Adaların sahanlığı yoktur. Adaların kıyılarında sadece dar bir alanları vardır. Kıta sahanlığı sadece kıtaların kenarlarından itibaren 200 millîk alan kadardır. Birleşmiş Milletler tarafından 1982'de kabul edilen ve 1994'te imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi de baştan aşağıya Türkiye'nin lehinedir. Bizim biraz evvel söylediklerimizi doğrulamaktadır. 94'te imzalanan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi; Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de yaptığı parselleme ve sondaj çalışmalarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ifade etmektir, buradaki hakkımızı korumaktadır.

 İsrail, Güney Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan tarafından planlanan ve Amerika ile Avrupa Birliği tarafından da en güçlü şekilde desteklenen Güney Kıbrıs Rum yönetiminin bu sondaj çalışmaları Türkiye'nin Kıta sahanlığını, münhasır ekonomik bölgesini ihlal etmektedir. Bu nedenle buradaki haklarımızın korunması hayati öneme sahiptir.

Bunun yanında bizler Yeniden Refah Partisi olarak Türkiye'nin hâlihazırdaki sınırının münhasır ekonomik bölgesinde yaptığı sondaj çalışmalarını destekliyoruz. Bunların en hızlı ve en geniş şekilde devam etmesi gereklidir. Partimizin Ar-ge Başkanlığı Doğu Akdeniz'de bu bölgelerde sondaj yapılmasının daha isabetli olacağını bilimsel olarak ortaya koyacaktır ve bu raporlarda kamuoyuyla, hükümetle paylaşılacaktır. Geniş bir deniz alanında doğru yerde sondaj yapılması, hem ekonomik olarak hem de zaman kazanılması bakımından son derece önemlidir. Bunun için Ar-ge Başkanlığımız çalışmalarını yapıyor, raporlarını bilimsel esaslara uygun şekilde hazırlayacak ve bu da inşallah hükümet yetkilileriyle devletle paylaşılacaktır. Çünkü buradaki hak bütün milletimizin hakkıdır, hepimizindir bir an evvel bundan istifade edilmesi şarttır.

 

S 400 SAVUNMA SİSTEMİ

Diğer önemli bir husus S400 Füze Savunma sistemi ile ilgili olan konudur. Burada Amerikan yönetimi her zaman olduğu gibi kendisine tam bağlı ve bağımlı bir Türkiye istediğinden dolayı Türkiye'nin kendisinin izni dışında kıpırdamasını istememektedir. Ancak burada Türkiye bağımsız bir ülke olarak Amerika'nın her isteğini yerine getirme mecburiyetinde değildir. Bağımsız bir ülke olarak kendi millî savunması için neyi uygun görüyorsa onu alma hakkına sahiptir. Bu noktada hükümetin S 400’lerin alınması ile ilgili kararlı tutumunu elbette ki destekliyoruz. Çünkü biraz evvel söylediğimiz gibi Türkiye bağımsız bir ülke olarak, Amerika ne diyorsa onu yerine getirmek ve Amerika'nın sözünden çıkmayan bir uslu çocuk olmak zorunda değildir. Türkiye kendi menfaatleri doğrultusunda kendisinin savunması için hangi ülkeden neyi uygun görüyorsa onu alma hakkına sahiptir.

Amerikan yönetimi Türkiye'nin bu tavrı karşısında kısa adı CAATSA olan “Amerika'nın Hasımları ile Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası” ile, yani İran'a, Sudan'a uyguladıkları gibi, bir dönem Libya'ya uyguladıkları gibi bu yasa uyarınca Türkiye'ye de “S 400’leri aldınız bizim sözümüzü dinlemediniz” diye yaptırımlar uygulamaya kalkarsa da Türkiye'nin İncirlik Üssü kartını mutlaka uygulaması gerekir. Erbakan hocamızın Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Türkiye'ye ambargo uygulayan Amerika'ya karşı İncirlik üssünü kapatıp, kapısına kilit vurması gibi, yaptırım yoluna gidilmesi halinde, bizim de İncirlik üstünü kapatacağımızı açık bir şekilde kararlılıkla ve cesaretle ifade etmemiz gerekir.

 Çünkü her zaman söylediğimiz gibi, Amerikan yönetimi laftan değil güçten anlar. Bu gerçeği de altını çizerek ifade etmemiz gerekir. Diğer taraftan evet S 400’leri alıyoruz, bağımsız bir ülkeyiz ve neyi uygun görüyorsak onu alabiliriz ancak, yarın bir gün Rusya ile bir sıkıntı yaşadığımızda bu ne olacak. Bakınız Amerika ile birçok sıkıntılar yaşandı. Hem 15 Temmuz hadisesinden, hem Fetö'nün iade edilmemesinden, hem Rahip Brunson krizinden birçok sıkıntılar yaşandı. Yarın bir gün Rusya ile sıkıntı yaşadığımızda ne olacak.

Bunu neden söylüyorum?

 Bizim Türkiye olarak mutlaka yerli ve Millî Savunma sistemimizi hayata geçirmek üzere en ciddi, en ileri adımları atmamız gerekir. Merhum Erbakan hocamızın 1970'lerde Aselsan’ı kurması bu konuda son derece önemli bir örnektir. Bundan 45 sene evvel Türkiye'nin yerli ve millî savunma sistemlerinin hayata geçirilebilmesi için 70'lerin Türkiye'sinin imkânlarına rağmen Aselsan’ı kurmuş, Aselsan kuruluşunun devamı olarak Roketsan, Havelsan gibi kuruluşlar bunu takip etmiştir. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullandığı mühimmatın, silah ve teçhizatının yarısını yerli ve millî olarak üretebiliyorsa bunda Erbakan hocamızın 70'li yıllarda temelini atmış olduğu ASELSAN'ın çok büyük bir payı vardır. Bizim ne yapıp edip zararın neresinden dönülürse kardır diyerek ne kadar geç kalınmış olsa da gerekli kaynağı bulup yetişmiş insan gücümüzü harekete geçirip, yerli ve millî savunma sistemimizi hayata geçirmemiz lazım. Bunu yapmadığımız zaman Almanya; leopar tanklarını sana veririm ama sınır ötesi operasyonlar da kullanamazsın deyip çıkar. Öbürü bir başka silah verip bunu PKK'ya karşı operasyonlarda kullanamazsın, Güneydoğu'da kullanamazsın der. İsrail çıkıp sana; insansız hava aracı veririm ama bunun yedek parçasını vermiyorum der. Amerika S 400’leri alırsan ben sana F-35’leri vermem der.

Dışa bağımlılık böyledir. Tabiri caizse kedinin fareyle oynadığı gibi, eğer bunların silahına teçhizatına muhtaç olursanız sizinle oynarlar. Dolayısıyla ASELSAN'ın 70'li yıllarda kurulmasının hayati önemini bir kez daha vurguluyoruz ve aynı zihniyet ile aynı şuurla benzer atılımın günümüzde de yapılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Dışarıdan alınan silah ve teçhizat ile ilgili önemli bir nokta da Source Code dur. Bu kaynak kodlar bizim elimizde olmadığından, üretici ülkelerin elinde olduğundan dolayı en kritik bir anda, üretici ülke tarafından bunların kullanılamaz hale getirilebilir olmasıdır. Tanklarınız yürümüyor, uçağınız havalanmıyor, füzeniz ateşlemiyor, çalışmıyor. Çünkü kaynak kodları üretici ülkenin elinde. Yarın bir gün kritik bir anda o ülkenin istemediği bir şekilde bunları kullandığınız anda bunları kilitleyip kullanamaz hale getiriyor. Bu nedenle gerçek bağımsızlık için, gerçek egemenlik için ülkemizin bekası için %100 yerli ve millî savunma sanayi ve teknolojisi son derece önemlidir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Bir önemli husus da İstanbul Taksim'de gerçekleştirilen lgbt yürüyüşü girişimi konusudur. Bu olay bütün milletimizi ve bizleri elbette son derece rahatsız etmiştir. Geleceğimiz, nesillerimiz, evlatlarımız toplumumuz için en büyük bir tehdit ve tehlike olan bu sapkınlığın meşru bir hak gibi ortaya dökülmesi, bir özgürlük, hürriyet, insan hakkı kisvesi altında meydana çıkartılması bizleri son derece üzmüş ve rahatsız etmiştir. Bu milletin bütün temel değerlerine, ahlakî ve dînî kodlarına aykırı olan bu ahlak yoksunu gelişme tüm toplumumuzu ve bizleri derinden yaralamıştır. Anne babalar ilgili haberleri izlerken Taksim'de yürümeye çalışan bu insanların kim olduğunu ve neden yürüdüğünü evlatlarına çocuklarına açıklamakta zorlanmışlardır. Burada söylenmesi gereken husus tam bin sene İslam'a bayraktarlık yapan bu aziz milletin seçtiği siyasetçiler, milletvekilleri, devlet yetkilileri mecliste bir kanun çıkartırken, bir kanun altına imza atarken hiç mi bu milletin ahlaki değerlerine, dinine, inancına uygun mu değil mi diye bir muhasebe yapmadan bunu imzalıyorlar. Bu ülkenin ve milletin Temel değerlerine alenen savaş açan bu gibi yasaların düzenlemelerinin çıkartılmasını isteyen dış güçler ve başta dünya Siyonizmi, bunu neden istediğini, neden yaptığını çok iyi biliyor. Ama biz bunun bizden neden istendiğini, bunun bizi nereye götüreceğini ne zaman anlayacağız. Dünya siyonizminin en önemli planlarından bir tanesi kendi ırkı dışındaki ırkların çoğalmasının engellenmesidir. Bunun engellenebilmesinin en etkili yollarından bir tanesi de eşcinselliğin yaygınlaştırılmasıdır. Diğer milletlerin nüfusunun artmaması onların en önemli hedefi olduğu için, bu nüfusun artmasının engellenmesi için de Türkiye'de ve tüm dünyada özellikle Hollywood aracılığı ile bilimsel yayınlar ve makaleler aracılığı ile bu eşcinsellik sapkınlığını yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.

Türkiye de en önemli hedef ülkelerden bir tanesidir ancak, bizim bu oyunlara alet olmamız asla kabul edilemez. Mevcut iktidar, İstanbul sözleşmesine taraf olarak üzülerek ifade ediyorum ki bilerek veya bilmeyerek Türk aile hayatının temellerini sarsıcı bir adım atmış oldu. Bu ahlaki erozyon bir anlamda yasal pozisyon almış oldu.

 Bu konuda 50 sene boyunca milletimizin inanç özgürlüğüne karşı yasaklayıcı tavır içerisinde olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin Belediye Başkanları ve il başkanlarının kendi sosyal medya hesaplarında bu ahlaksızlığa insan hakları ve özgürlük bahanesiyle sahip çıkması son derece önemli ve ibret verici bir durumdur. Yıllarca inanç özgürlüğüne, ibadet özgürlüğüne karşı tavır alan, yasakçı tutum içerisinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi’ nin il başkanları, belediye başkanları Taksim'deki lgbt yürüyüşü girişiminde özgürlük, hürriyet, insan hakları savunucusu kesildiler ve sosyal medya hesaplarından buna destek oldular.

Bizler Yeniden Refah iktidarında bizi biz yapan, toplumumuzu ayakta tutan, bizi diğerlerinden farklı kılan, kültürel ve ahlaki değerlerimize aykırı olan bütün uluslararası anlaşmalardan çıkacağız. Bunu açıkça ifade ediyorum.

Bizim iktidarımızda medya aracılığıyla ve sosyal medya aracılığıyla benliğimize aykırı sapkınlıklara, ahlak bozucu bu gibi akımların özendirilmesine asla izin verilmeyecek, bu konuda en ciddi tedbirler alınacak ve en ciddi yaptırımlar gerekirse uygulanacak. Para kaybedebiliriz, Allah muhafaza toprak kaybedebiliriz. Bunların hepsi bir şekilde yeniden kazanılabilir ancak ahlaki erozyonla bir nesli kaybedersek bu milletin yok oluşuna hizmet etmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun.

Yeni nesillerimizi korumamız, ahlak ve maneviyat bilinci paradan da, topraktan da, silahtan da, her türlü güçten daha önemli bir güçtür. Merhum Erbakan hocamızın ifade ettiği gibi “Bir milletin en önemli gücü; tankı, topu, tüfeği, parası değil, imanlı ve inançlı evlatlarıdır. Ahlak ve maneviyatı önceleyen nesilleridir.” Cenabı Allah nesillerimizi evlatlarımızı bu felaketlerden korusun. Bizler milletimizin, gelecek nesillerimizin selameti için insani değerleri ahlaki değerlere aykırı yasaları mutlaka iktidara gelir gelmez ortadan kaldıracağız. Ülkemizi kültürümüze, inancımıza, temel değerlerimize uygun yasalarla yöneteceğiz. Bizler Yeniden Refah Partisi olarak aile hayatı bitmiş, içi çürümüş, 18 yaşından büyük evladından ev kirası alan batılı ülkelerin bize kanun, yasa dayatmasına asla ve asla izin vermeyeceğiz inşallah.

SEÇİMLER

 Burada değinmek istediğimiz bir önemli husus seçimlerdir. Ülkemiz iki tane üst üste seçim dönemi geçirdi. Bunun ikincisi 23 Haziran seçimleridir. Bu seçimin önceki dönemden farkı, son derece yeni bir siyasi atmosferin oluştuğu gerçeğidir. Nereden bunu çıkartıyoruz? Bir defa iktidar partisi 23 Haziran seçiminde çok ciddi bir oy ve güven kaybı yaşamıştır. İstanbul'da sadece 11 ilçede birinci parti olma durumunu koruyabilmiştir. Güngören ve Kâğıthane gibi birçok ilçede de AK Parti ve CHP arasındaki fark yüzde 1'in altına inmiştir. Burada vurgulanması gereken husus; AK Parti adayı Sayın Binali Yıldırım'ın Sayın İmamoğlu ile arasında ortaya çıkan cüz’i farkın 23 Haziran'da 60 misli artarak 800 binin üzerine çıkması son derece önemli bir sonuçtur.

Bu seçimde Sayın Binali Yıldırım'ın oyları, 31 Marttaki oylarının çok daha gerisinde kalmıştır. Yani AK Parti 23 Haziran'da, 31 Mart'ta aldığı oyu da koruyamamış, hem Sayın İmamoğlu ile arasındaki fark açılmış, hem de kendi oyları geriye düşmüştür.

 

MİLLETİMİZ YAĞMURDAN KAÇARKEN DOLUYA TUTULMUŞTUR

Genel Başkanımız CHP belediyeciliğinin geçmişi hakkında bazı bilgiler vererek konuşmasına şöyle devam etti.

Belediyeleri bu hale getirdikleri için 94'te Refah Partisi belediyeleri kazandı. Şimdi bizde inanarak şuurla, inançla söylüyoruz ki inşallah, 2019'da AK Parti'den CHP bu belediyeleri aldığı gibi, 2024 yerel seçimlerinde yeniden CHP’den yeniden Refah Partisi alacak inşallah. Tarih tekerrürden ibarettir. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sahip olduğu zihniyet ve yapı itibariyle belediyeleri mevcut durumundan daha iyi bir noktaya götürebilmesi mümkün değildir. Milletimiz aslında istemeyerek, alternatifsizlikten ve çaresizlikten dolayı yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Ancak milletimizi bu yağmurdan, bu doludan, bu selden kurtaracak olan Yeniden Refah Partisi gümbür gümbür gelmektedir.

Bu sonuçlar; seçmenin iktidara bakışının son derece değiştiğinin bir göstergesidir. Türkiye'de toplumun; artık iktidar partisi ve Sayın Genel Başkanının anlattığı her şeye %100 inanmadığı, hangi hikâye anlatılırsa anlatılsın onu sorgusuz sualsiz artık kabullenmediğini, iktidarı sorgulamaya başladığını apaçık gösteren sonuçlardır. Yine burada önemli bir nokta, hem 31 Mart seçimlerinde, hem de 23 Haziran seçimlerinde seçmenin %17'ye yakın bir kısmının sandık başına gitmemesidir. Bu ne demektir? Milletimizin çok önemli bir bölümünün seçimlere giren mevcut partilerin hiçbirinden bir beklentisi yok. Seçimlere giren mevcut partilerin hiç birisinden ümidi yok. Partilerin hiçbirisinin sorunlarını çözeceğine inanmıyor. Bu nedenle de sandığa gitmiyor.

Hem İstanbul'da hem Türkiye genelinde %16 ila %17’lik seçmen kitlesi, 31 Mart'ta da, 23 Haziran'da da sandık başına gitmedi. Bu oran İstanbul için 1,5 milyonluk çok ciddi bir seçmen kitlesine tekabül ediyor.17 senelik borç ve faiz, beton ve çimento ekonomisinin sonucu olan hayat pahalılığı ve ekonomik durgunluk bu sonuçlarda en önemli etkenlerden bir tanesi oldu. Bununla birlikte kibirlenme, gururlanma, israf ve birtakım su istimaller, biz ne yaparsak yapalım bu millet bize oy verir, başka çaresi yok, bu seçimi alırız rehaveti ve anlayışı AK Partili adaylara seçimi kaybettirdi.

YOLSUZLUKLAR

 Bir önemli nokta da, AK Parti Türkiye'nin pek çok yerinde artık ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarına karşı duyarsız kalmasından dolayı bu seçimde oy kaybetti. Bu yolsuzluk iddialarını araştırmak, üzerine gitmek, eğer gerçekten bir suçlu varsa onu cezalandırmak yerine, bunları duymazdan gelmek ve üstünü örtmek toplum vicdanında yara açtı. Ve AK Parti açısından bu olumsuz sonuçlarda rol oynadı.

 

EKONOMİK KRİZ

En önemli etkenlerden biri de her geçen gün etkisini artıran ekonomik krizdir. Vatandaşın ekonomik durgunluğa artık dayanacak mecali kalmadı. Genç işsizlik oranı %30’a ulaştı. Enflasyon %30’u aştı. Vatandaşın bankalara borcu bu iktidar döneminde 6 milyar liradan 525 milyar liraya çıktı. 85 misli artış demektir bu. Dünyanın başka bir yerinde görülmemiş, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte bir borçlanmadır.

Bankalardaki batık kredilerin hacmi 500 Milyar lirayı geçti. Bu son derece kritik bir durumdur. Vatandaş meyve sebzenin kilosunu 50 kuruş, 1 lira daha ucuza alacağım derdi ile akşama kadar tanzim satış kuyruklarında beklemek zorunda kaldı. Yine her zaman ifade ettiğimiz; emekli amcamız eline geçen parayla torununun düğününe bir çeyrek altın alsa ay sonunu getiremeyeceği noktaya geldi.

 Yine bu iktidar döneminde; sosyal yardımlar alan yardıma muhtaç vatandaşların oranı %8 den %24’e fırladı. Sosyal yardıma muhtaç vatandaşların oranı 3 misli arttı. Bugün Türkiye'nin ekonomik olarak en güçlü olan şehri İstanbul'da dahi sosyal yardıma muhtaç vatandaşların oranı milyonlarla ifade edilmeye başlandı. Enerji fiyatlarındaki astronomik artışlar, döviz kurlarındaki artışlar, piyasada alım gücünün kalmaması üretimi, sanayii tamamen durdurdu. İşçi çıkarmalar son derece hızlı bir şekilde arttı. İnşaat sektörü, üretim ve sanayi benzer şekilde kan ağlıyor. Elde kalan fazladan 2 milyon konut satılamıyor. Devlete iş yapan müteahhitler devlette de para kalmadığı için alacaklarını alamıyorlar. Hepsi tamamen perişanlık içerisindeler.

Geçen gün Türkiye'nin büyük gazetelerinden bir tanesinde bir haber vardı. Türkiye'de sıfır kilometre araç satışları bir önceki seneye göre %50 azaldı. 8 yaş ve üzeri araç satışları bir önceki seneye göre yüzde yirmi arttı. İbretlik bir haber. Ne demek bu? Türkiye ekonomik kriz ve yoksulluk yüzünden giderek Afrika ve Hindistan seviyesine doğru gidiyor. 8 yaş ve üstü araçlar Afrika'da Hindistan'da Bangladeş'te kullanılıyordu, oralara gönderiliyordu. Şimdi 8 yaş ve üstü hurda sınıfındaki araçlara Türkiye'deki alıcıların talebi artmış. Neden? Alım gücü düştüğü için. Ekonomik krizden dolayı 8 yaşında, 10 yaşında bir aracı alacak, 4 sene, 5 sene de kendisi binecek. Türkiye'de Sokaklar hurda araçlarla dolacak. Bu gerçektir. Bu matematiktir. Rakamlar bunu ifade ediyor.

Türkiye'deki otomobil ihracatçıları, distribütörler 2019 modelleri Türkiye'ye ithal etmediler. Neden denildiğinde diyorlar ki; biz henüz 2018 modelleri bitiremedik. 2019'un sonu geldi, 2018 modelleri satamadığımız için 2019 modelleri ithal etmedik. Bu Türkiye'de alım gücünün düştüğünün, Türkiye'nin fakirleştiğinin, yoksullaştığının bir göstergesidir. Ekonomik krizin apaçık ispatlarından bir tanesidir. Ve Allah vermesin Türkiye’nin Hindistan, Bangladeş ve Afrika ülkeleri seviyesine doğru gittiğinin bir göstergesidir.

MAAŞ ZAMLARI

Bunun yanında bugünlerde memur maaş zammı müzakereleri gündemde. Memur Sen maalesef %8 artı %7 veyahut ta %6 artı %6 gibi son derece cüzi bir zamma dahi razı iken, hükümet üzülerek ifade etmek gerekir ki; sineğin yağını hesap ediyor. %2 artı 3 mü versem %3 artı 2 mi versemin hesabını yapıyor. Gerçek enflasyonun %30’un üzerinde olduğu bir ülkede memura %5 zam vermek demek adeta memurlar ile dalga geçmek demektir. %30 - 35 enflasyonda sizin verdiğiniz %5 zammın zaten daha eline geçmeden yok olup gitmesi demektir. Memurlarımız, işçilerimiz gibi çiftçimiz, köylümüz gibi Türkiye'nin her kesiminden vatandaşlarımız 54. hükümeti mumla arıyorlar. Erbakan hocamızın efsane hizmetlerini mumla arıyorlar. 54 hükümette Erbakan hocamızın yapmış olduğu %50 artı %50 zammı mumla arıyorlar.

Bugün hükümetin vermeyi düşündüğü zam oranları Erbakan hocamızın verdiği zamların onda biri kadar bile değil. Ve tabii ki bizler Yeniden Refah Partisi olarak diyoruz ki; Yeniden Refah iktidarında biz inşallah her sene borçlanmadan, ilave vergi koymadan, ilave zamlar yapmadan, 100 milyar dolar millî kaynak paketleri ile kaynak üreteceğiz. Bunları kalem kalem nereden bulacağımızı çalıştık ve ortaya koyduk. Bu 100 milyar dolarla aynen merhum Erbakan hocamızın 54. hükümette yaptığı gibi doğrudan doğruya milletimizin refah gelir seviyesini artıracağız.

İktidar olmamızın ilk senesinde memura, işçiye, emekliye mutlaka %50 zam yapacağız. Sonraki senelerde de mutlaka gerçek enflasyon oranının üzerinde zamlar yapacağız. Gerçek enflasyonun %30 olduğu bir ülkede %30'un altında yaptığınız hiçbir zam, zam değildir. Bu gerçeği de ifade etmemiz gerekir.

Evet, Türkiye'de havaalanları, köprüler, hızlı trenler, tüneller, en model stadyumlar yapıldı. Ama işsizin, asgari ücretlinin, fakir fukaranın derdine derman olunamadı. Üretim olmadan, ihracat olmadan, istihdam olmadan, gerçekten gelir artmadan fakir fukaranın, asgari ücretlinin derdine derman olmak mümkün değildir. Dünyanın en büyük havalimanını yaptınız ama Türkiye'de nisan ayında 600 bin abone elektrik faturasını ödeyemediği için elektrikleri kesildi. Aileleriyle birlikte 3 milyon kişinin karanlıkta kalması demektir bu.

Boğazın altından tünel yapıp Avrupa ile Asya'yı birleştirdiniz. Osmangazi Köprüsü'nü yaptınız. 26 tane havaalanı yaptınız. İHA’lar SİHA’lar yaptınız. Bunların hepsi çok güzel ama, Türkiye'de vatandaş meyveyi sebzeyi 50 kuruş ucuza alacağım diye akşama kadar tanzim satış kuyruklarının önünde bekliyor. Bu gerçekler son derece önemlidir ve apaçık bir tezatı göstermektedir.  

YENİ KURULACAK PARTİ

Şimdi son olarak ifade etmek isterim ki; AK Parti iktidarı hızlı bir şekilde kan kaybederken, büyük bir oy ve güven kaybıyla karşılaşmış iken, dış güçler ve bir kısım medya AK Parti sonrası için hazırlık yapmaya başladılar. Bunun emarelerini apaçık bir şekilde görüyoruz.

Ve bu yapılan hazırlık şundan ibaret. Ülkenin içinde bulunduğu zafiyetin mimarları 10 seneden fazla bakanlar kurulunda, 10 seneden fazla AK Parti'nin en üst düzey yönetim kurullarında görev yapmış olan bir kısım aktörlerdir. Sıfır kilometre, tertemiz kurtarıcılar olarak lanse ediliyor ve milletin önüne sunuluyor. Özellikle ekonomide ve dış politikada Türkiye'yi bugünkü haline getiren iktidarın yıllarca dümeninde, kaptan köşkünde oturmuş olan isimler, adeta şu gelinen noktada hiçbir payları, hiçbir suçları yokmuş gibi yeni bir umutmuş gibi, sıfır kilometre kurtarıcılarmış gibi sunulmaya çalışılıyor.

Türkiye'nin buraya gelmesinin sebepleri biraz evvel de söylediğimiz gibi borç ve faiz ekonomisi, beton, çimento ekonomisi, AVM rezidans ekonomisi, devlet varlıklarının özelleştirme yoluyla elden çıkartılması, satılması, dış kaynaklı Kemal Derviş ekonomi programının uygulanması, üretim ve istihdamın durması ve buna yönelik 17 sene boyunca hiçbir yatırım yapılmamasıdır. Bu 17 senenin 13 -14 senesinde bu uygulamaların içinde bulunacaksınız, sonra da çıkıp bu noktaya neden geldik, sizi biz kurtaracağız diyeceksiniz. Bu gelinen noktada ve bu uygulamaların hepsinde sizin de payınız var.

Dış politikada eğer Türkiye sıkıntılı bir noktaya geldi ise bunun sebebi NATO'nun Libya müdahalesi, Büyük Ortadoğu projesinin desteklenmesi, Amerika'nın Irak operasyonunun desteklenmesi, Kıbrıs'ta ve Suriye ‘de baştan aşağı yanlış politika izlenmesi,  Esad'a İngiltere ve Amerika ajandası ile gidilmesi, Ortadoğu politikamızın Amerika'nın kuryeliği şeklinde uygulanması bu noktaya gelmemizin sebepleridir.

 Bu yeni partinin kurucularıysa bu sebeplerin ortaya konulmasında en büyük pay sahipleridir. Bugün sıfır kilometre kurtarıcılar olarak millete sunulmak istenen birtakım aktörler, bu saydığımız adımları bizzat atan faktörlerdir. Bunların hepsinde bunların da payı vardır. Şimdi çıkıyorlar “ülke uçurumun kenarına geldi, durum çok kötü, bu uçurumdan ülkeyi biz kurtaracağız”. İyi de ülkeyi bu uçuruma sürükleyen zaten sizlersiniz. Kendi ifadenizle “bizzat 10 seneden fazla bakanlar kurulunda, 10 seneden fazla AK Parti MKYK’sında görev yaptık” diyorsunuz. Sonra da iyi olanların hepsi bizden, kötü olanlar da başkalarından deyip milletin karşısına çıkıyorsunuz. Milletimiz bir kısım medyanın ve dış güçlerin bu pazarlamasının bu oyunun gerçek yüzünü inşallah görecek ferasete sahiptir.

 Bir zamanların İsrail eski Merkez Bankası Başkanı ve Merrill Lynch Başkanı Frankel, Kemal Derviş ekonomi reçetesini yazan adamlardan bir tanesidir. Sayın Kemal Dervişe uygulaması için verilen maddeleri veren adamlardan bir tanesi budur. Bir diğeri İsrail Merkez Bankası başkanı Stanley Fishcer’ dır. Bu adamların yazdığı ekonomik reçeteyi Kemal Derviş uyguladı, arkasından AK Parti iktidarında ekonomiden sorumlu bakanlar uyguladı. 13 yıl boyunca bunları uygulandı ve ülkemiz borç ve faiz batağına saplandı. Şimdi bu uygulamaları İsrail Merkez Bankası Eski başkanlarının Kemal Derviş’e reçete ettiği ve Kemal Derviş sonrasında da AK Parti iktidarında bu uygulamaları gerçekleştirenler, ülkenin borç ve faiz batağına saplanmasında başrolü oynayanlar, milletin derdine derman olmak için çıkıyorlar.

Ancak milletimiz bu gerçeği apaçık bir şekilde görecektir. Bunların derdine derman olamayacağını mutlaka feraseti ile anlayacaktır. Komşularla sıfır sorun derken ülkemizi sıfır komşu noktasına getiren dış politikanın mimarları ve uygulayıcıları, Suriye'nin bu hale gelmesinde en önemli rolü oynayanlar, milletimizin ve İslam âleminin derdine derman olamazlar.

Şimdi bu noktada bitirirken şunu ifade etmek istiyorum. Bizlere Yeniden Refah Partisine bu noktada çok büyük görev düşüyor. Bu büyük oyuna karşı milletimize uyarı vazifemizi en güçlü şekilde yapmamız lazım. Milletimizin yağmurdan kaçarken doluya tutulmasını mutlaka engellemeniz lazım. Milletimize kurtuluşun ancak Millî Görüşte ve Yeniden Refah Partisinde olacağını en güçlü şekilde anlatmamız lazım. İnşallah bu toplantılarımızı zaten bu maksatla yapıyoruz. Yeni binamızda, yeni Genel Merkezimizde, Millî Görüş’ün tarihi karargâhında inşallah Yeniden Refah Partisi olarak daha disiplinli, daha kurumsal, daha verimli, daha etkili çalışmaları yapacağız ve milletimizi uyarma vazifemizi gerçekleştireceğiz. Milletimize kurtuluşun ancak ve ancak Millî Görüş’le ve Yeniden Refah Partisi ile olacağını anlatacağız inşallah.

Arazi son derece müsait, milletimiz bizi dört gözle bekliyor. Merhum Erbakan hocamız eskiden derdi ki; “Yapacağınız şey çok basit, sadece gidip bir çay içeceksiniz ve 15 dakika davanızı anlatacaksınız. Bu milletin evladı bizim davamızı dinlediği zaman bunu kabul etmemesi mümkün değildir. Çünkü genlerinde vardır. Bu milletin külüne üflesen altından kor ateş çıkar.” derdi. Sadece size bir çay içip 15 dakika davamızı anlatmak düşüyor. Bu kadar zahmete katlanacaksınız, derdi. Şimdi ben de diyorum ki; bugün artık sadece çay içmek yeterli oluyor. Bizim bir şey anlatmamıza gerek kalmıyor. Çünkü Türkiye'nin neresine gidersek gidelim gencinden yaşlısına herkes 54. Hükümeti hatırlıyor, özlemle anıyor. Erbakan hocamızın, Millî Görüş’ün efsane hizmetlerinden bahsediyor. Biz hala o dönemde verilen zamlarla ayakta dönüyoruz, diyor.

Ve şimdi keşke Erbakan hocamız yine olsa da Türkiye'yi düze çıkarsa, diyor. Dolayısıyla Millî Görüş’e ve uygulamalarına olan hasret en üst seviyeye çıkmış durumda. Bizim bir şey anlatmamıza gerek kalmıyor, milletimiz zaten anlatıyor. İnşallah bu teveccühü en güzel şekilde değerlendireceğiz. Millî Görüş’ün merkezi olan genel merkez binamızda, bu çatı altında yapacağımız gayretli çalışmalarla ve elbette ki arazide Anadolu'nun dört bir yanında gerçekleştireceğimiz gayretli çalışmalarla Yeniden Refah Partimizi en kısa zamanda iktidara taşıyacağız. Yaşanabilir Bir Türkiye'yi, Yeniden Büyük Türkiye'yi inşallah hep birlikte kuracağız ve Yeni Bir Dünya yolunda, Âdil Bir Dünya yolunda en güçlü, en kararlı adımları hep birlikte atacağız. Cenabı Allah yürüyüşümüzü hayırlı ve mübarek eylesin, toplantımızı hayırlı eylesin, yeni Genel Merkez binamızı hayırlı ve mübarek eylesin.