GENEL BAŞKAN YARDIMCIMIZ MAHMUD ALTUNSOY'UN AÇIKLAMASI

Toplumu basit insan topluluklarından ayırarak belirli bir kimlik kazandıran, ona bütünsel bir şahsiyet bahşeden birlikteliğin iki ana kaynağı vardır; dil ve din. Dilimiz ve dinimiz bize bir kültürün parçası olma kabiliyetini kazandıracak, manevi hazlarımızı şekillendirecektir.

          Uzun zamandır programlanan işgal girişimi fiziki dünyada olmasa da mana dünyasında harekete geçmiş ve çok fazla yol kat etmiştir. Milli birlik ve beraberliğimizde alevi-sünni (din) çatışmasının, Türk-Kürt çatışmasının (dil) meyve vermediği ve milletimizin sahip olduğu zihni kültür hafızasının böylesi ayak oyunlarına meydan vermeyeceği küresel güç odaklarınca anlaşılmıştır. Bu anlayış işgal saldırısının hedefini değiştirmiş ve zihni kayıtlarımız, kültür hafızamız hedef alınır olmuştur.

          Kültür dünyamızın nesilden nesile aktarılmasında lojistik faaliyeti gösteren sinema, edebiyat, tiyatro, resim, fotoğrafçılık, musiki gibi aktarım araçlarımız on yıllardır fikir dünyamıza, zihni kayıtlarımıza ve kültür hafızamıza taarruz halindedir. Son yıllarda revaçta olan sosyal medya ve internet yayın platformları 21. asrın Türk gencini pranga altına almaya başlamış bir ölçüde de başarılı olmuştur.

          Sinema filmlerimiz, bizi bize yabancılaştırmak için kurgulanmakta, on yıllardır sanatçı diye adlandırılarak topluma sunulan isimler, kültürümüze bigane tavırlarla ekranlarda boy göstermektedirler. İnternet yayın platformları ahlaksızlığı bir meze gibi evlerimizin salonlarına sokmakta, her türlü psikolojik bozukluğu, cinsel sapkınlığı, toplum düşmanlığını ve ben merkeziyetçiliğini aşılama yarışıyla yayınlar sunmaktadırlar.

          Buraya kadar anlatılmak istenen esasında küresel sermaye ve güç odaklarının milletimizin ve kültür coğrafyamızın zihin dünyasını, toplumsal hafızasını işgal hareketlerinden ibaretti. Bu vaziyet yadırganacak bir şey değildir. Çünkü gerek maddi gerek manevi varlık unsurlarımıza her daim taarruz edecek bir öteki zaten olacaktır. Asıl mesele iş bu hakikat karşısında müdafaa hattını kurmak ve kültür dünyamızı tahkim etmektir.

          Maddi ve manevi kültür unsurlarımızın, tıpkı topraklarımızın korunduğu gibi devlet gücüyle korunması gerekmektedir. Zaten bu gerekliliğin doğurduğu bir sonuçtur Kültür ve Turizm Bakanlığı. Milli Savunma Bakanı (eskiden Genelkurmay Başkanı)’nın topraklarımızı müdafaada rolü ne ise Kültür ve Turizm Bakanı’nın da kültür dünyamızı müdafaada rolü aynıdır.

          Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir tv programında Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Hz. Peygamberin komutanını ve askerini ayrı ayrı müjdelediği, medeniyetimize asırlar öncesinden muştuladığı aziz şehir İstanbul’un fethini işgal olarak dillendirmiştir. İster dil sürçmesi diyelim, ister kültür yabancılığı bu vahim hata Milli Savunma Bakanı’nın bölücü terör örgütü mensuplarını gerilla olarak isimlendirmesi ile aynı mahiyettedir. Bu vehamet iktidarın ötekileştirdiği cenah tarafından dillendirilmiş olsa Bakan Beyefendi sosyal medyada, gazete manşetlerinde, parti gruplarında linç edilmişti. Bir örneğini Gezi Parkı olaylarında duvarlara yazılan pespaye cümlelerde de temaşa etmiştik; “Zulüm 1453’te başladı.” gibi.

          Umarız ki yalnızca bir dil sürçmesidir. Aksi halde bu aziz milletin Kültür ve Turizm Bakanı işgal ile fetih arasındaki anlam farkını bilemeyecek kadar medeniyetimizin diline de dinine de yabancı olduğu düşünülecektir.

          Sözlerimi kültür mimarlarımızdan Yunus Emre’nin dizeleriyle tamamlamak isterim:

 

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz

Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz

 

Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz

Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden

Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

 

Aziz milletimize saygı ve sevgilerimle.

 

Mahmud Altunsoy

Genel Başkan Yardımcısı

Genel Muhasip ve Mali İşler Başkanı