Engellilerimiz İçin de Biz Varız

10-16 Mayıs engelliler haftası olarak BM nezdinde 156 ülke tarafından kabul edilmiştir. Bunu böyle ifade ettiğimizde, konunun siyasi otoriterler tarafından çok önemsendiğini ve engelli insanların yaşam alan ve kalitelerini geliştirmek için büyük çaba sarf edildiğini düşünebiliriz.

Ancak biraz derinlemesine baktığımızda, dünya nüfusunun 10’da 1’i, ülke nüfusumuzun 8’de 1’inin engelli vatandaşlardan oluştuğu halde ve bu vatandaşlarımız her gün, her yerde, hayatın her alanında sıkıntı yaşadığı halde, bu vatandaşlarımızın karşılaştıkları sorunlarla senenin sadece 5 günü ilgileniliyor ve gündeme alınıyor.

Nüfusumuzun yaklaşık %12’si engelli olmasına rağmen, onlar için ayrılan zaman maalesef ki 365 günde sadece 5 gün.

Buradan da anlaşılacağı üzere engelli vatandaşlarımızın yaşam kalitelerini arttırmak, mevcut sorunlarını gidermek için onların derdiyle samimi olarak dertlenmemiz, daha fazla zaman harcamamız ve projeler geliştirmemiz gerekiyor.

Engelli deyince gözümüzün önüne tekerlekli sandalyede oturan bir vatandaş veya siyah gözlüklü elinde uzun bir değneği olan kardeşimiz canlanmaktadır. Oysaki işin aslı bu değil. Bedensel engelliler, işitme engelliler, görme engelliler, konuşma ve dil sorunları, otizm asperger, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi daha sayamadığımız 10’un üzerinde engelli grubu bulunmaktadır.

Engellilerin sorunları dediğimizde geneli konuşmak yanlıştır, çünkü her engel grubunun kendine özgü sorunları vardır.

Örneğin; bir işitme engellinin sorunları ile bir tekerlekli sandalye kullanıcısı engellinin sorunları aynı değildir. Tekerlekli sandalyeye mahkûm bir engelli için mimari sorunlar, şehirlerimizin altyapı sorunları birinci sırada gelirken, işitme engelliler için mimari koşullar hiçbir şekilde sorun olmayabiliyor.

Engelli olsun, olmasın tüm vatandaşlarımızın kamu imkânlarından eşit derecede yararlanma hakkı vardır. İdarelerin vatandaşlarını sahip oldukları haklardan mahrum bırakmaları öncelikle büyük bir suçtur ve insani açıdan da büyük bir sorumsuzluktur.

Ülkemizde resmi kayıtlara göre nüfusun %12,5’i engelli vatandaşımız olarak kayıtlara geçirilmiş yani bu ülkede yaklaşık 10 milyon engelli vatandaşımız var.

Sosyal devlet olmak öncelikle vatandaşların sorunlarına vakıf olmayı ve bu sorunların edebiyatını yapmak yerine, bunları gidermek için çaba sarf etmeyi gerektirir.

Engelli vatandaşlarımızın sorunlarını kısaca sıralayacak olursak;

1. Ulaşım sorunları (kaldırımların, yolların, kamu ve özek sektöre ait binaların engelli vatandaşların erişimine ve kullanımına müsait olmaması).

2. İşsizlik, ülkemizin kanayan yarası olan işsizlik sorunu engelli vatandaşlarımız için tarifi mümkün olmayacak kadar daha büyük sorun teşkil etmektedir. Devlet asgari engelli vatandaş çalıştırma şartını getirmiş olsa da, bunun denetimi sağlıklı yürütülmüyor ve işyerleri sadece asgari sayılarla yetinmeyi tercih ediyorlar, bu da engelli vatandaşların iş bulmasını zorlaştırıyor.

3. Eğitim, engellilerin eğitim alabilecekleri fiziki şartları yeterli kurum bulmak çok zor, engellilerimizin okullara gidip gelmesini sağlayacak ulaşım imkânları neredeyse hiç yok.

4. Sosyalleşme, mimari sorunlar nedeniyle (altyapı ve üstyapıdaki sorunlar nedeniyle) engelli vatandaşlarımız evlerinden çıkamıyor, adeta ev hapsine mahkûm ediliyor. Evden dışarı çıkamayan engelli kardeşlerimiz sosyal hayattan yani yaşamın kendisinden mahrum kalıyorlar.

Bizler şu birkaç aylık pandemi sürecinde dahi evimizden çıkamıyoruz diye yakınırken, bir de ömür boyu bu sıkıntıyı yaşayan engelli kardeşlerimizi düşünelim…

Buna benzer daha onlarca sorun sayabiliriz, ancak esas olan devletin engelli vatandaşlarına nasıl yaklaştığıdır.

Son yıllarda engellilerin sorunlarına eğilinmiş, bu alanda yasal düzenlemeler yapılarak engellilerin yaşadığı sıkıntıları çözmeye yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiş, ancak bu düzenlemelerin birçoğu kâğıt üzerinde kalmış gerçek hayatta bir karşılığı olmamıştır.

Örneğin; yasal olarak zorunlu olmasına rağmen kamu binalarının çoğu engellilerin erişimine ve kullanımına müsait değildir. Yine toplu taşıma araçlarının neredeyse %90’ı engellilerin kullanımına müsait değildir. Hayatın her alanında yaşama hakkı olan engelli vatandaşlarımızın lokantaları, alışveriş merkezlerini, umumi tuvaletleri, parkları, tiyatroları kullanabilmeleri için gerekli hassasiyetler gösterilmemektedir.

İdarecilerin engelliler hakkında kararlar alırken örneğin; bir belediye başkanının “engellilere yönelik projeler yapıyorum” diyebilmesi için, bir tekerlekli sandalyeye binip idare ettiği şehri baştan aşağı dolaşması gerekir. “Görme engelli vatandaşın sosyalleşme hakkını verdim” diyebilmek için, idarecinin gözünü bağlayıp o şehirde dolaşması gerekir.

Eğitim sistemi engelli vatandaşlara karşı acıma duygusu değil duyarlı olma bilincini geliştirmelidir.

Neredeyse her 8 vatandaşımızdan bir tanesi bir engelli grubuna dâhil ve hiçbir engelli tercihen engelli olmadığı gibi, hiçbir engelsiz vatandaş da yarın engelli olmama garantisine sahip değildir.

Devlet ve millet olarak engelli vatandaşlarımıza karşı daha duyarlı olmayı sorumluluk üstlenmeyi öğrenmeliyiz.

Engelliler haftası 5 gün boyuna engelli vatandaşlarla fotoğraf çekinme haftasına veya da daha önce engellilerle çekilmiş fotoğraflarını paylaşma haftasına dönüşmemeli.

Ülkemizdeki yaklaşık 10 milyon engelli vatandaşımızın SADECE 730 bini emekli aylığı alıyor, SADECE 530 bin engelli yakını bakım aylığı alıyor ve SADECE 300 bin engelli kamu ve özel sektörde istihdam edilmiştir. Geriye kalan 8,5 milyon engelli yani engellilerimizin %85’i bu imkânların hiçbirinden yararlanamamaktadır.

BU ACI GERÇEK ORTADAYKEN İSTEDİĞİMİZ KADAR ENGELLİLERİMİZLE FOTOĞRAF ÇEKTİRELİM…

Devlet sadece kendi kendini geçindiremeyecek, çalışıp kazanamayacak durumda olan engelli vatandaşına sosyal yardımdan para ödeyerek, engelli vatandaşına karşı sorumluluğundan kendini kurtarmış olamaz.

Bu nedenle aynı zamanda kaç engelli vatandaşımıza maddi yardım yaptığımızı değil, kaç engelli vatandaşımızı ekonomik özgürlüğe kavuşturduğumuzu da açıklamalıyız. İşgücüne katılabilmek için fiziki yeterliliğe sahip engelli vatandaşlarımıza yapılabilecek en büyük hizmet onlara çalışabilecekleri iş imkânı sunmaktır. Onurlarını kırmadan, yaşam alanlarını ve kalitelerini artırarak, sosyal hayatın içinde olmalarını sağlamak her şeyden önce yasal ve ahlaki zorunluluktur.

Engelli vatandaşlarımız için yapılacak hizmetler onlara bir lütuf değil, onların en tabi hakkıdır.

Bir ülkenin ne kadar güçlü bir medeniyete sahip olduğunu, ne kadar gelişmiş bir ülke olduğunu anlamak için, o ülkenin engelli vatandaşlarına hizmet ediş kalitesine bakılır.

Günümüz şartları göz önünde bulunduğunda, engellilerimize hizmet noktasında sınıfta kaldığımız ortadadır.

83 milyon vatandaşımız içerisinde 10 milyona yakın vatandaşımızın engelli olduğunu bilerek projeler geliştirip, onların mutluluğuna hizmet etmek hepimizin boynunun borcudur.

Engelli vatandaşlarına hizmet etmek, onlara yaşama sevinci kazandırmak, onları sosyal hayatın bir parçası haline getirmek, onlara daha rahat yaşayabilecekleri yaşam alanlarını sunmak inşallah bizlere, Yeniden Refah Partisi iktidarına nasip olacak.

Yeniden Refah Partisi olarak Yaşanabilir Türkiye ve Yeniden Büyük Türkiye’yi inşa ederken; engellilerimizin ulaşım, işsizlik, eğitim ve sosyalleşme sorunları başta olmak üzere tüm sorunlarını çözmek en öncelikli adımlarımızdan olacak.

Engellilerimiz için de Biz Varız.

 

 Dr. Fatih Erbakan

Genel Başkan